Hanif İslam Öğretisi ve Hans Von Aiberg

“”Din olarak İslam’ı, uyruk olarak da Türk’lüğü” seçtiğim doğrudur. Hatta şaşıracaksınız, ben bir Türk milliyetçisiyim. Ama şoven, faşizan çek-senet tahsil mafyacısı, mikro-milliyetçi değilim. Nasıl ki, İslam, partiler üstü, devlet üstü (yani vicdan içinde sadece Allah ile kendi aranda, başka bir aracı olmaksızın, yani laik), ya da siyasal İslam adıyla parti düzeyine indirgenemeyecek evrensel boyutlara sahip ise, Türklük de sadece ırk kavramına indirgenemez. Daha küreseldir; 250-400 milyonluk bir grubun çapındadır.”

Kendisi hanif islam öğretisinin kurucusu olup Balıkesir’de tanışma fırsatım olmuştu.

Etrafına liseli gençlerden bir halka oluşturmuş spritüel vaazlar veriyordu. Oturup dinlemiştim bende. Daha ilk beş dakikasında anlamıştım uydurma şeyler anlattığını. Ama saf temiz gençler çabuk etkilenir böyle özellikle biraz gizem, biraz spritüalizm kattığınızda anlattığınız şeylerden.. Neyse hikayesini bilirsiniz. Daha sonra dolandırıcılıktan tutuklandı yine Balıkesir’de. Epey gönüllünün parasını iç etmekle suçlanmıştı.

Hans Von Ayberg le ilgili gazetelerde de çok yazı çıktı. Bunların bir kaçının linkini vereyim hemen.

Tevfik Yener’in yazısı

Selahattin Duman’ın yazısı

Yazılarına hiç değinmiyorum bile, okumanızı tavsiye ederim. Buraya hiç birini getirmeyeceğim. Ama kendi sitelerinden Hans’a hitaben yazılmış bir yazıyı eklemeden geçemiyorum.


ZÜLKARNEYN, İSLAM ALİMİ VE DABBET’ÜL ARZ

DABBET’ÜL ARZ OLDUĞUNA İNANCIM ŞİMDİ ESKİSİNDEN ÇOK DAHA FAZLA!!!

EĞER İNSANLAR “KUR’AN AYETLERİNE İNANSAYDI”:

SANA SUİKASTLER PLANLAYIP ÖLDÜRMEK İSTEMEZLERDİ.

SANA VE EŞİNE İFTİRALAR ATIP, KOMPLO İLE HAPİSTE YARGISIZ İNFAZA MAHKUM ETMEZLERDİ.

SANA SALDIRGAN OLACAKLARINA;

SENİ BAŞLARINA TAÇ YAPIP, TÜM İNSANLIĞI AYDINLATACAK “KUR’AN-I, İLMİ-BİLİMİ” SENDEN ÖĞRENMEYE GAYRET EDERLERDİ!!!


ENTE MEVLANA FENSURNA, ALEL KAVMİL KAFİRIN.

OĞUZ KAYI

varlık – insan – tabiat – tarih – din

Ali Şeriatide varlık, insan ve tarih algısı

Ancak –bir- sayıdır

Ancak -bir sayı- dır
Yıldızların, evrenlerin, yerlerin, göklerin sayısı -Bir-
Önünde sonsuz sayıda sıfırlar,
-Birvardır-
-bir yoktur-

Allahtan başka hiç bir şey ve kimse yoktur (1)

Şu halde her şeyden önce insan olma ve insanlaşma sorunu çözülmelidir, her sorunun temeli budur, ister dini,ister dindışı, ister sosyalist,ister onun karşıtı,ister ilerici, ister gerici olalım bu sorun hepimiz için çözülmelidir. (2)

Her ideolojinin bir ideal insan arayışı vardır, faşizm; süpermeni, Nietzche; üstün insanı, marksizm ; tam insanı, budizm; kamil insanı arar.

Kuran Ademin yaratılış kıssasında,insanı; “Allahın ruhu+kokuşmuş balçık=insan” olarak tarif eder.

Doga, mutlak anlamda evrensel aklın iradesi altındadır. İnsan ise bir tanrımsıdır; yani Sartre’nin dediği gibi insan kendi haline bırakılmış, terkedilmiş bir varlıktır. İnsan denilen özgür irade bu yol ayrımında seçim yapmak durumundadır. İdeal insan aynı kanı taşıdığı Allaha yönelen insandır.(3)

Atinadan günümüze kadar 3 bin yıl içinde gelmiş-geçmiş insanın asaletine inanan bütün öğretiler (en meşhuru Sartre ve Heideggerin eksisyantalizmidir) bunlar islamın Adem kıssasında geçen manadan daha aşağı bir manaya inanıyorlar. (4)

Ali Şeriati’de varlığın kaynagı insan-doğa-Allah birliğine dayanmaktadır. Bu irade akıl,duygu ve hedefi olan bir şairin canlı bir beden ve genel bir varlık olarak vurgulamalarında gözlemlenebilir. Eş’ari’ nin tesadüfi ilişkisini redderek, Allahın dünyayla ilgili,yapmak istediği bir işle, Allah’ ın mutlak iradesini sınırlandıran doğa arasındaki neden-sonuç ilişkisinden bahseder.

Dünyanın temel gücünü; hem bilinmez, hem görünmez bir öz olarak görmektedir. Bu öz, madde ve enerjinin sentezinden meydana gelir. Madde ve enerji bu özün birbiri ardı-sıra oluşan görüngüleridir.
Fenomenolojik bilgi teorisi ve olguların bilinebilirliği bilgi felsefesini oluşturur. Tabiat; yani şehadet alemi, ayetler ve sünnetler toplulugundan ibarettir. İnsan kendi toplumsal hareketleriyle ilgili, özerkliğe sahiptir. (5)

Aristonun; insan konuşan hayvandır tanımlaması dogru bir tanımlamadır. Bitki ve hayvan; ben bilinci olmayan, doğanın tezgahında dokunmuş, doğanın oyuncagı varlıklardır. İnsan prometevari bir varlıktır. Özgür insan, iradesi ve isteklerinin menşeinin kendisi olduğu insandır. (6)

Müşrik dünya görüşünde insan; dört veya yüz istikamette koşan atlara baglanmış fayton gibidir. Bu esatiri tanrılar da tıpkı bunun gibi, her birisi kendi tarafına çekiyor. Bu çekişmeler insanın dağılıp yokolmasını gerektirir.

Camus gibi bir adam, her eserinde bu nedeniyle çelişkiye düşer ,kainat düzeninde her tarafta boğulan bir insan nasıl vücut bulabilir? Tanrıyı tabiattan kaldırdığımız zaman, tabiat ahmaklaşır, kendisine ve insanlara karşı şuursuz, irtibatsız, hissiz ve leş….

Sartrenin ifadesiyle; gökyüzünde kimsenin olmadığına ,bir haberin olmadığına, inandığında boş ve saçma bir dünya ortaya çıkar.

Tevhid; bu çekişmeyi ortadan kaldırır. Dünya ve tabiat, kendisine vahdet düzenin egemen oldugu tek bir vücuttur. Çekişen üç kutuplu insan, tabiat ve tanrı anlayışı, timsalleri ve tanrıları Tevhid te yok olur (7)
Ali Şeriati sonsuzluğa dogru bir evrimden bahsetmektedir. Allahı sonsuzluk olarak görmektedir, balçıksal benlikten tanrısal benliğe sürekli evrim…

İki insan kavramı vardır Şeriatiye göre; birisi biyolojinin konusu olan insan (beşer), diğeri filozofun, şairin, din adamının üzerinde durduğu insandır. Beşer bir imek, insan bir olmaktır ,beşer durağan insan ise dinamiktir.

İnsan olma; “bilme” ile gerçekleşmektedir. İnsan; üst varlık olarak insan, evren içinde kendi konumunu tanırsa kendini bilebilir. Adem ve insan tabiri, bireylerden oluşan bir varlık degil ,her bireyin kendisini ortadan kaldırarak oluşturduğu odur.

İnsan dört duvarla örülmüştür ,bu duvarları bilim yardımıyla; dördüncü zindan olan ego zindanını din ve aşk ile aşabilir. (8)

Her bir zikir ve hatırlatma Kuranın mesajı, risaleti, hatta peygamberin kendisini zikir olarak tanımlaması çok enteresandır.Yani sizin sorumluluğunuz, özünüzde ve fıtratınızın derinliklerinde gizlidir. Bütün cevherler, bilgiler, bilinçler, ihtiyaçlar içinizde yaşamaktadır. Siz peygamberin, hatta Allahın bile bunları size vermesini beklememelisiniz…

İnsanın ihtiyarı, yalnız tarihin kanunlarını keşfederek harekete geçmektir.Tarih; zaman ve doğa gibi Allah’ ın tayin ettiği istikamete akmaktadır. (9)

Humanizm ve insan kavramının her ideolojideki anlamlandırılmasına bakmak gereklidir. Kurana göre Allahın isimleri ögretmesi, bilimsel gerçekleri kavrama yeteneğidir.

Tanrıyla iblisi tabiatta birbiriyle savaşan iki güç olarak koyan diğer dinlerin yerine islam, dualizmi insanda görür. Şeytan Allaha değil insanın Allaha meyleden yönüne rakiptir..

İslamın peygamberi, toplumdaki bozguncu varlıklarla mücadele içinde olan, bu dünyada yeni bir toplum ve medeniyet kurulmasıyla ilgilenen bir şahsiyettir. (10) Francis Bacon şunu ilan etti; insana hayatta güç kazandıran bilim ve felsefe kabul edilebilir son üç asırda bunun peşine düşüldü günümüzde bilimin hedefi sanayidir. Bacon; “insan nasıl iyi olabilir” sorusunun peşine hiç düşmedi. Bilim sadece insana hizmet etmektedir. İnsanın iyi olması için hiç bir misyon üretmemektedir..

Sözü Abdulkerim Suruş’ un Ali Şeriati tespitleriyle bağlayalım;

Yeni bilgiler, yeni sorular,yeni beklentilerle kişi eski şeyleri yeni bir şekilde anlar. İşte yeniden kurmanın esası bu yeni anlayıştır.. Ali Şeriati buna; kültürel elemanların çıkarılıp arıtılması der..
İnsana ilişkin her tanımlama, şeriata ilişkin anlayışımızı doğrudan etkiler. Çünkü; peygamberler sonunda insana mesaj getirmişlerdir.

O halde antropoloji (insanbilim) peygamberin risaletini bile anlamlandırır (11).

Ali KAYA

[email protected]

KAYNAKLAR
1- BİR ÖNÜNDE SONSUZ SAYIDA SIFIRLAR / ALİ ŞERİATİ / FECR YAY.
2- İNSANIN DÖRT ZİNDANI / ALİ ŞERİATİ / İŞARET YAY.
3- ALİ ŞERİATİ / ERTUGRUL CESUR / BAKIŞ YAY.
4- ALİ / ALİ ŞERİATİ / FECR YAY.
5- DÜNYADA ALİ ŞERİATİ / EKİN YAY.
6- İNSAN / ALİ ŞERİATİ / FECR YAY.
7- TEVHİDİ ALTYAPI / ALİ ŞERİATİ / YZY
8- ALİ ŞERİATİ / ERTUGRUL CESUR / BAKIŞ YAY.
9- KURANA BAKIŞ / ALİ ŞERİATİ / FECR YAY.
10- İSLAM SOSYOLOJİSİ / ALİ ŞERİATİ / BİRLEŞİK YAY.
11- DİNİ DÜŞÜNCENİN YENİDEN KURULMASI VE ALİ ŞERİATİ / ABDULKERİM SURUŞ / KIYAM YAY.

Yeniden Kar Yağarken…

Pencereden bakıyorum. Birbiri üzerine düşen kar tanelerini izliyorum. Anneannemin hediye ettiği bir oyuncak geliyor aklıma. Hani şu alt üst ettiğinizde içinde kar taneleri görünümlü cam yüzeyi olan içi sıvı dolu masa süsü. Hatta bazılarında bir kız bir erkek figürü de vardır, el ele tutuşan.

Garip bir yalnızlık hissi kaplıyor içimi. Birbirleriyle adeta sevişen, oynaşan karlar ve tek başına ben. Hüzünlü bir tablodaki durgun dere misali akamıyorum. Burnumu cama yaslayıp, sessizce ve sakin, sakin sadece izliyorum etrafı. İçimden yalvarıyorum lütfen, lütfen gidin geri gidin akmayın gözyaşlarım. Hiç oralı değiller. İki inci tanesi başı çekip diğerlerine de “gelin” diyor “burası oldukça müsait, haydi gelin, az sonra hıçkırıklarda bize eşlik edecek”…

Hatıralar neden uslu durmaz, duramaz ? Oysaki, onlara sıkı sıkı tembih de etmiştim yaramazlık yapmayın diye. Ahh bu zamane duygular işte…
Nerde o eski günler dedirtiyor insana. Bir ses şöyleki; tınısı hala kulaklarımı çınlatan tizlikte duyuyorum. Tıkıyorum kulaklarımı duymamak ve hatırlamamak adına… Nafile ! Bir yolunu bulup sıvışıyor aradan beynime giriyor yeniden.

“Sen hayatsın, hatta hayatımın anlamısın” diyor… Ama benim bu sesi duymamam gerekiyor!

Nereye sürükleniyorum ! İçimde olup biten bir çok şeyi bilip, bilmemezlikten gelmek ! En az zarar veren düşümün içine sığınmak istiyorum… Yapabildiğim ve elimden gelebilen sadece bu… Ahh çaresizlik içinde kıvranmak, bir çözüm bulamamak ve o çözümsüzlüğe mahkum olmak nasıl zor bilemezsiniz…

Bir küçüçük zaman aralığı insanı alır bu kadar uzağa götürebilir mi? Neyseki kar yağışı azaldı. Duygularımın kar yağışının hızına endeksli olmasını aklım bir türlü almıyor. Kendi kendime gülmeye başlıyorum, beni gören “ne var, ne oldu ?” dercesine afallamış vaziyette suratıma bakıyor anlamsızca.

“Siz işinize bakın” diyorum. “Nereden bileceksiniz benim niye güldüğümü. Gözlerim yaşardı gülmekten…”

Açıklanması garip, lakin durum bundan ibaret. Şimdilik yalnızlık senfonisi bitti. Ama tekrar kar yağacak. Tekrar birbirleriyle sevişecekler… Yeniden bu rüyayı görmemek adına uyanıyorum…

Sonunda herşeyden vazgeçip bir müzik açıyorum… Hayran olduğum bir grup ve şarkısı. Son sesle dinliyorum…

R.E.M “Losing my religion”

Ayşe’den…

Jean Genet/Açık Düşman-ŞİDDET VE ZORBALIK

(…) “Şiddet ekonomik bir potansiyeldir.” Şiddet daha yukarıda yer alıyormuş gibi tanımlandığında veya betimlendiğinde, zorbalığın ne olduğunu söylemek gerekir: özgürlüğe son veren ve bunu özgür bir gerçekleştirme edimini inkar etme veya durdurma isteğinden başka sebep olmaksızın yapan teatral hareket veya hareketler. Zorbaca hareket özgür bir edimi kıran harekettir. (…) Zorunlu şiddet örneklerinin sayısız olması gibi, zorbalık olayları da sayısızdır çünkü zorbalık her zaman şiddetin karşısına çıkar. Gene, hayatın ta kendisi olan kesintisiz bir dinamiğin karşısına demek istiyorum. Zorbalık en beklenmedik biçimlere bürünür, ilk anda zorbalık olarak ortaya çıkarılamayan biçimler: düşük kiralı toplu konutların mimarisi, bürokrasi, kelimenin-gerçek ya da bilinen anlamda- yerine rakam koyma, trafikte yayaların yavaşlığına oranla hıza verilen ayrıcalık, makineyi kullanan insana göre makinenin üstünlüğü, adetlere üstün gelen yasaların düzenlenmesi, cezaların sayısal artışı, herkesin çıkarına olan bir bilgiyi engelleyen gizli tutma alışkanlığı, karakollarda tokatın yararsızlığı, polisin esmer tenlilere sen diye hitap etmesi, bahşiş karşısında dalkavukça yerlere kadar eğilme, kaz adımlarıyla yürüme, Haipong’un bombalanması, kırk milyonluk Rolls-Royce…Elbette ne kadar sayıp döksek, zorbalığın büründüğü ve kendini onlar aracılığıyla dayattığı çok çeşitli görünümleri andıran olayları tüketemeyiz. Ve devrimci şiddetin sürdürdüğü hayatın tüm o kendiliğinden şiddeti, örgütlü zorbalığı mat etmeye ancak yetecektir (j. Genet, Açık Düşman, Metis Yay.1994, syf:76-77/exlibrisMarsseh)

Marsseh: Bugün zihnimin gürültüsüne tezat sakin sessiz okumamı bu sayfalar uzun süre düşünmeme neden olacak şekilde böldü..Bir adam hırsız, Fransız edebiyatının lanetli yazarı, Hizmetçiler, Balkon gibi müthiş oyunların yazarı günlerdir süren 68 ruhu mu , yeni bir 68 mi tartışmasından, son olan olaylarda polisin kontrolsüz ve orantısız güç uygulamalarından, iktidar erkinin zorbalığına kadar şiddeti bir kez daha düşünmeme yardımcı oldu. Genet bu makaleyi 1977’de Le Monde’a ilk sayfadan yayınlanmak üzere gönderdiğinde Fransa oldukça karışmış. Ve yine aynı makalede Genet; polisin görevleri ve Özgürlükler Ülkesi(!) Amerika ve zorbalığı hakkında Ulrike’nin sözlerine yer vermiş. izninizle onu da alıntılamak istiyor ve her türlü şiddet içermeyen (kendiliğindenlik ve muhalefet içeren) özgürlük eylemine yöneltilen şiddeti, bu şiddeti haklı çıkarmaya çalışan zorbalığın kapital ve didaktik duruş ve söylemini kınıyorum.

(…) Polisler, psikoljik savaş taktikleriyle, gerilla eyleminin ayakları üzerine oturttuğu olayları tersine çevirmeye çalışıyorlar. Şöyle ki devlete tabi olan halk değildir, devlet halka tabidir; çokuluslu hisse senedi ortaklığına dayalı şirketlere ve onların fabrikalarına ihtiyacı olan halk değildir, halka ihtiyacı olan o pislik kapitalislerdir; polisin amacı halkı suçlulardan korumak değil, emperyalist sömürücülerin düzenini halktan korumaktır, halkın adalete değil, adaletin halka ihtiyacı vardır; bizim burada Amerikan birliklerinin ve tesislerinin varlıklarına ihtiyacımız yok, Amerikan emperyalizminin bize ihtiyacı var. Kişiselleştirme ve psikolojileştirme yoluyla, kendi oldukları şeyi bizim üzerimize yansıtıyorlar: Kapitalizm antropolojisinin kalıpları, maskelerinin, yargıçlarının, savcılarının, gardiyanlarının, faşistlerinin gerçekliği: Kendi yabancılaşması içinde kendinden memnun, sırf başkalarına işkence ederek, ezerek, sömürerek yaşayan, varoluşunun temeli mesleki başarı, terfi, diresek oyunları, başkalarından yararlanma olan; Üçüncü Dünya’daki ve buradaki birkaç milyar insanın yoksulluğundan, sömürülmesinden, açlığından ve sefaletinden zevk alan bir pislik (j. Genet, Açık Düşman, Metis Yay.1994, syf:80-81/exlibrisMarsseh)

Marsseh: Genet; The Black Panter Party, Amerikalı siyahlar, Filistinliler, Kızıl ordu fraksiyonu gibi oluşumların ya da grupların yanında yer almıştır. Şimdi bize okyanus aşırı demokrasi havariliğine soyunan Amerikanın neredeyse 1970lerin sonuna kadar ırkçı faaliyetler içinde olduğu, siyahlara yöneltilen suçlamalar ve yapılan duruşmaların kayıtları, tartışmaları belgelerle mevcuttur… Yine bize her fırsatta özgürleşme adı ve talebiyle “muhteşem amerika” örneğini sunanların kara panterlere yönelik yürütülen ırkçı saldırıları belki duruşma örnekleri ile okuması iyi olabilir….neyse ya….yaz yaz..sıkıntım bir gr. hafiflemedi..parmaklarım ağrıdı…okumak lazım….