varlık analojisi

Katolik felsefenin temel metodolojik kavramıdır.

Varlık analojisi, varolan herşeyin (maddi nesnelerin hatta fikirlerin) bir şeyle aynı anda hem benzerliğini hem benzemezliğini belirtir ve katolik felsefe tabiatta hiyerarşik dercelenme tesis etmek için bu terimi kullanır.

Skolastik metafiziğe göre benzerlik ve tek formluluk asli ve belirleyici olduğundan, varlığın nitelikçe çeşitliliğinin sebebi ve ilk kaynağı ancak tabiat üstü bir dış kudret, yani bütün ayrımların birleştiği tanrı olabilir. (Bknz. Aquinalı Thomas) Bu bakımdan varlık analojisi kavramında şeylerin ve fenomelerin özdeşliği ve benzerliği mutlaklaştırılır ve niteliksel farklar niceliksel farklar olarak indirgenir. Bir anlamda karşıtların diyalektik birliğinin karşı kutbudur.

Felsefe budur.

Siperde patlayan bombanın sağa sola saçılan atom ve elementleri tanımından yola çıkarak ve bunlar bölünemez şeyler olmakla beraber kesin ve değişmez tanımlı olgular olduğundan hareketle gibisinden absurtlükler yapıp ahiret parendeleri atmak filan değildir.

Türkiye’de futbol neden çok sevilir?

Türkiye’de futbol neden çok sevilir?

2010 FİBA Dünya Basketbol Şampiyonası başlamışken bu konu güzel gider diye düşündüm. Hangi takımı tutuyorsunuz diye sorduklarında, “Efes Pilsen” diye cevap veririm ben, karşımdaki birkaç sn.liğine dumura uğrar, anlamaz, kendine geldiğinde de “takım derken futbolu kastediyorum” der sonunda. “Niye başka spor, başka takım yok mu memlekette” dediğimde, bu bir firmanın müşteri temsilcisiyse “sistemde böyle bir cevabı girecek bölümümüz yok.” der. “Diğer” şıkkı bile açılmaz anketlerde bu soru için.

Neyse Dünyada bireysel ya da takım halinde yaygın olarak yapılan sporların Türkiye’de de federasyonları, ligleri var. Ama spor deyince akla ilk gelen şey futbol olur. Zevkler ve renkler tartışılmaz elbet, ama ben futbol izlerken sıkılırım. 90 dk. şanslıysanız topu topu 3 gol görmek neden bu kadar zevklidir, herşeyi unutturur insanlara, donunu bile ters giydirir.
Yenen taraf, yenilen tarafı işte, okulda, otobüste dolmuşta sürekli taciz eder, ama en şaşırtıcı olanı yenilen taraftar belki hiçbir polemikte kullanmadığı kıvrak zekasını konuşturarak üste çıkmayı başarır. Sonra 90 dk. maç izlemek yetmez kimseye, bir de o maç kare kare oynatılarak, yorumlar eşliğinde bir daha izlenir…

VARLIK TANIMI ÜZERİNDEN İKİNCİL HAYAT AÇIKLANABİLİR Mİ?

Selamlar.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Burada din ile bilimi evlendirmek gibi bir niyetim yok. Zira benim düşünceme göre bilim insanın insan olarak tarih sahnesindeki yerini aldıktan sonra bilme süreci ile başlamıştır.

Benim ön kabülüm Tanrıdır. Tanrıyı her varlığın sebebi olarak görmek yerine varlığın var edeni olarak görmenin bilime ters geleceğini düşünmüyorum. Şöyleki: Bilim varlığın nasıl var oldu sorusunun cevabını büyük oranda verebiliyor. Yani varlığın oluşum sürecindeki sebepleri-öncülleri bize sunabiliyor. Ama bunun ötesine şu ana kadar geçmiş değil. Ama Tanrı için her varlığın ilk sebebi demenin bu bağlamda yanlış olacağını düşünmüyorum.

Şimdi yavaş yavaş konumuzu işlemeye başlayalım ve varlığı var eden en küçük parçaların tanımlarından ve özelliklerinden konumuzu genişletelim.

AHİRET NEDEN GEREKLİDİR

AHİRET NEDEN GEREKLİDİR?

Ahiret sözlükte “son, sonra olan, son gün” anlamlarına gelir. Dini terim olarak ahiret: “Ölümden sonra insanların tekrar dirilmesiyle başlayan ve sonsuz olarak devam edecek olan hayata” denir. Kuran ise ahiret hayatına “toplanma günü, hesap günü, din günü, hüküm günü” gibi isimler vermiştir.

İnsan akıllı, bilinçli, düşünen ve bilen bir varlıktır. Var olduğu sürece anlama, bilme, merak etme duygusu gereği kendi kendine bazı sorular sormuştur. ‘Nereden geldik, yok olacak mıyız, bu dünya bir gün yok olacak mı’ gibi. Gözlem ve deneye dayanan pozitif bilim bu sorulara cevap veremez. İnsan her ne kadar deney ve gözlem yoluyla varlığı kavramaya çalışırsa çalışsın, insanın hayatını anlamlandırma isteğine engel olamayacağından dine yönelir ve bu sorulara cevabı ancak din verebilir.

Erstaunliche Fotos von Insekten mit Wassertropfen

Der Hobbyphotograph Miroslaw Swietek arbeitet mit den seltsamsten Mitteln um diese phantastischen Photos zu schiessen. Dabei greift er auch mal auf Fackeln und Taschenlampen zurück, um den gewünschten Effekt zu erzielen. Zwar sind Insekten aller Art sein Motiv, doch ist es nicht ihr Lebensraum, der die Fotos so einzigartig macht, vielmehr sucht Miroslaw Swietek Insekten, die mit Wassertropfen behaftet sind. Die beste Zeit auf solche “Monster” zu treffen ist morgens in aller Frühe.
Die Bilder, die dabei entstehen sind schon als surrealistisch zu bezeichnen.

(Amatör fotografcı Miroslaw Swietek bu fantastik görüntüleri alabilmek için ilginç yollar ve araçlar kullanıyor. Bazen meşaleler bazense el feneri kullanarak istenilen efekti ve etkiyi elde etmeye çalışıyor. Gerçi böceklerin her hali onun için bir tema, ancak burdaki fotografları benzersiz yapan şey böceklerin sadece dogal yaşam ortamlarında görüntülenmiş olmaları degil, Miroslaw Swietek daha çok su damlalarıyla (çiy damlası) kaplı böcekleri aramış ve onları görüntülemiş. Böyle canavarlarla karşılaşabilmek için en iyi vakit ise sabahın çok erken saatleri tabi. Miroslaw Swietek’in bu şekilde aldığı fotograflar sürrealistik bir etki yaratıyor.)

Danke Gamaro, für deine hilfreiche Übersetzung;-)