dilenci şapkası değildi o!

son bilmem kaç haftadır -belki olmuştur 1-2 ay- taksim meydan metro çıkısı merdivenlerinden çıkarken bir şapkaya çarpıyor gözüm;

yerde, eski,hüzünlü ve çokça utanan bir şapka..

sahibine bakmak için hafif yukarı kaldırıyorum gözlerimi.. merdivenin basamağını işgal etmemek ve insanların kolay geçmesine yardımcı olabılmek için öylece köşeye sıkışmış,büzüşmüş bir amca. genç mi yaşlı mı bilemem, niye mi? dizlerinin arasına doğru eğmiş kafasını eğebildiğince, elleriyle kapamış yüzünü, görmesin kimseler beni buralarda diye.. önüne koymuş şapkasını ; bir buyum var dercesine..

sanki tükenmiş,bitmiş herşeyi. çocukları var sanki okul okuyan. eşi var sanki hergün işe giden bir eşi oldugunu düşünen. aylar olmuş işten çıkarılalı da , araya araya iş bulamamış ,ailesinede bişey diyememiş hani; en çok insan burda var diyip bir köşe seçmiş kendine; kuytularda..

TRAPEZ, MOTORSİKLET VE AŞKIN DENGELERİ ÜSTÜNE “Sirk” /Kayıhan Keskinok Sergisinden*

Oldukça uzun sayılabilecek bir süre bakıyorum resimlere, “Trapez ve motorsiklet ne kadar da bir aşkın dengeleri üstüne… Denge imkânsız, ancak; belki bir dengesizlikle kurulabilir” diye yazıyorum, küçük, lila, cadı ajandama… Bir motorsikletin üstünde trapez’e ulaşmaya çalışan figür’e fısıldıyorum…“çok düşeceksin ama… Çok acıyacaksın…”gülümsüyor, gülümsüyorum… Yine de çıkıyoruz trapeze…

Kayıhan Keskinok’un “Sirk” temalı resimlerinin birbirinden farklı zaman ve mekanlara ait sirk gösterilerinin üst üste bindirilmiş görüntülerinden oluşuyormuş hissi, ortak bir imgelem belleğinde modern zamanlı bir kolajla kesitlenmiş bir sirk’e dönüşüyor izleyicisinin karşısında. Cesur ve bütünüyle gösterisinin (-ve belki gösterişinin) ustası kadınlar, kadınların şiirsel hareketleriyle kıyaslandığında merkezi bir gücü (-ve belki dengeyi) vurgulayan erkekler… hareketlerindeki tekrarlarla devinim yaratan atlar, antik zaman torsları, arsanlar, güvercinler, parlak sarı, parlak turuncu küreler ve resme hakim olan tül ve saten hissine tezat mekanik dünyaya ait pırıl pırıl bir motorsiklet sizi bir kez daha kendi iç dengeleriniz ve aşka dair bildikleriniz üzerine sorguya götürüyor…

Holografik Beden ve Evren

Holografik Beden ve Evren

Sunan: Doç. Dr. Haluk Berkmen

Evrende tüm var olan canlı ve cansızlar, en küçükten en büyüğe kadar, bütünsel bir birliktelik içinde varlıklarını sürdürmektedirler. Bu bütünsel birlikteliği anlayabilmek için Holografik kayıt sistemini tanımak ve bu kayıt sisteminin insan bedeninde bulunduğunu görmek hem şaşırtıcı hem de aydınlatıcıdır.

Holografik kayıt insanın beyninde, kulaklarında, ellerinde ve ayaklarında vardır. Doğu tıbbının ve bilge kişilerin eskiden beri bildiği bu gerçekleri günümüzün modern tıbbı da kabul etmek durumundadır.

Bu konuda ayrıntılı bilgi 15 Mayıs Cumartesi akşamı saat 19:00 – 21:00 saatleri arasında görsel olarak sunulacaktır.

Ücret: 10 TL.

YER: BEDENLEBİR Kişisel Gelişim Merkezi,

Noter Sok. Şahinler apt. Kat:2 Da:8

TAM ZAMANINDA YAŞAMAK / CAN YÜCEL

TAM ZAMANINDA YAŞAMAK

Yemek de boş içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.
Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.
Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.
Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon’da Hasan Ağabey’ in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.
Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.
Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.
Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.
Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.
Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.
Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.
Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.
Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.
Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.
Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.
Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI…..

YARATICI-SANATÇI PSİKODİNAMİĞİ

*… insan varlığı, sadece bilinç dışıyla ortalıkta dolaşan bir çocuk mudur. Onun bilinci erişkinliği, ülküleri, ileriye dönük elseverce düşünceleri yokmudur? Elbette vardır ve büyük yapıtlar böylesi bir süreçten geçerek, estetik çerçeve içinde var olurlar.

*…Yaratıcılık, varoluşa yeni şeylerin katıldığı zihinsel süreçtir ki insan olma özelliklerinden biridir ve insanın uygarlaşmasıyla ortaya çıkar.

*…Bazı yazarlara göre yaratıcılık; yalnızca saklı değil aynı zamanda değişik ve karmaşık, bileşik bir olgu, birbirinden ayrılması güç yetenekler demeti, hiçbir insan yaratıcı deneyime bir başka insan gibi bakamaz. Çünkü yaratıcılığın tanımı kişiler ve disiplinlere göre değiştiği gibi aynı insanda farklı zamanlarda, farklı anlamlar taşıyabilir. Yaratıcılığın yüzeysel kanıtları elimizde birikmiş bulunmaktadır. Bu, olsa olsa bir buz dağının görünen kısmıdır. Gerisi hala karanlıkta ve olası ki, sonsuza kadar aydınlanamayacak.