Önsöz

ÖNSÖZ

Bu kitapta 1976 ile 1992 yılları arasında yazdığım bazı yazılar yer almaktadır. Bunlar arasında otobiyografik yazılardan bilim ve evren hakkındaki heyecanımı açıklama girişimi niteliğindeki yazılara kadar değişik yazılar var. Kitap katıldığım Desert Island Disks programının metni ile sona ermektedir. Bu İngiltere’ye özgü bir programdır. Konuğa ıssız bir adada yalnız kalmış olduğunu düşünmesi ve kur¬tarılana dek dinleyerek zaman geçirebileceği sekiz plağı seçmesi söyleniyor. Neyse ki ben uygarlığa geri dönene kadar fazla beklemek zorunda kalmadım.

Yazılar on altı yıllık bir dönem içinde yazılmış oldukları için yıllar içinde artmış olduğunu umduğum bilgimin o zamanki durumunu yansıtıyorlar. Bu nedenle her yazının tarihini ve hangi nedenle yazılmış olduğunu belirttim. Her biri kendi başına bir bütün olduğundan kaçınılmaz olarak belli miktarda tekrar var. Tekrarlan azaltmaya çalıştım, fakat bazıları kaldı.

Kara Delikler ve Bebek Evrenler

“…Bu kitaptaki bilimsel yazılar evrenin şimdi kısmen kavrayabileceğimiz ve fazla uzak olmayan bir gelecekte tam olarak anlayabileceğimiz bir düzenle yönetildiği inancıyla yazılmışlardır. Bu umudun yalnızca bir serap olması, en temel tçori niteliğinde bir teori olmaması, varsa da bizim onu bulamamamız söz konusu olabilir. Fakat insan zihninden umutsuz olmaktansa tam bir anlayış için uğ-raşmanın daha iyi olduğu kesindir.
STEPHEN HAWKING 31 MART 1993”

Akıl – Kalp – Varlık

Akıl / Kalp / Varlık

Akıl, kafanın bir işlevidir. İçgüdü, bedenin bir işlevidir. Sezgi ise kalbinin bir işlevidir. Bunların arkasında ise tek niteliği tanık olmak olan varlığın bulunur. Kafa sadece düşünür. O yüzden asla bir sonuca ulaşmaz. Konuşmaya açık ve mantıklıdır. Ancak gerçekliğe kök salmamış olduğu için, binlerce yıldır süregelen felsefi düşünceler bizi tek bir sonuca ulaştırmamıştır. Felsefe harika bir zihin kıvraklığı egzersizidir.
Akıl, soru yaratmada ve sonra bu sorulara cevap yaratmada çok beceriklidir. Ama bu cevaplardan daha fazla soru ve daha fazla cevap çıkar. Kelimelerden saraylar kurar, teorik sistemler geliştirir. Ancak bunların hepsi havadır. Beden aklına güvenemez çünkü bedenin yaşaması gerekiyor. O yüzden bedenin, nefes alma, kalp atışı, sindirim ve kan dolaşımı gibi bütün önemli fonksiyonları içgüdüye bırakılmıştır. Bedeninde bin bir farklı süreç, senin hiçbir dahlin olmadan devam etmektedir. Doğanın bedene kendine ait bir bilgelik vermesi çok iyi olmuştur. Aksi halde, eğer aklınla bedenini yürütmeye çalışsan, hayat imkânsız olurdu. Çünkü bazen nefes almayı unutabilirdin. En azından geceleri uyurken nasıl nefes alacaksın? Kafandaki bin bir düşünce zaten aklını karıştırmışken, bu karışıklık içinde kan dolaşımını kim düzenleyecekti? Hücrelere yeterli miktarda oksijenin gidip gitmediğine kim bakacaktı? Sindirilmiş besinlerin hangi temel yapı taşları olduğunu inceleyip, onları ihtiyacı olan noktalara kim gönderecekti? Bütün bu yoğun ve yüklü çalışmalar içgüdü tarafından gerçekleştirilir.
Aklına ihtiyaç yoktur. Komada olsan bile beden çalışmalarına devam eder. Doğa, bedenin bütün temel fonksiyonlarını yerine getirme görevini içgüdüye vermiş ve hayatı anlamlı kılan şeyleri sana bırakmıştır. Çünkü sadece varolmanın, hayatta kalmanın bir anlamı yoktur. Hayatına anlam katmak için varoluş kalbine sezgiyi vermiştir. Senin bu sezginden, sanat, estetik, sevgi, dostluk gibi olasılıklar ortaya çıkar. Bütün yaratma edimleri sezgiseldir.
Ancak pazar yerinde sezgiye ihtiyaç yoktur. Sevgiyle ya da duyarlılıkla ilgili değildir. Orada somut, elle tutulur şeyler vardır. Bunun için en somut parçan olan aklın devreye girer.
Akıl, pazar yerinde, dünyada, seni işlevsel kalmaya devam ettirecek somut şeyler için vardır. Matematiktir, coğrafyadır, tarihtir, kimyadır. Bütün bilim ve teknolojiler akıl ürünüdür. Mantığın ve geometrin işe yarar, ancak akıl kördür. Sürekli bir şeyler yaratır. Ancak bunun yıkım için mi, yoksa yaratım için mi kullanılıp kullanılmayacağını bilemez. Nükleer savaş, aklın yarattığı bir savaş olacaktır.
Akıl kullanışlıdır. Ancak bir talihsizlik sonucu, bütün varlığını sahiplenmiştir. Bu da dünyada çok büyük sıkıntılara neden olmuştur. Asıl sahip, beden, zihin ve kalp üçlüsü arkasında bulunur. Bu üçlünün arkasında gizlenmiş olan asıl sahip senin varlığındır. Ancak sen asla içe dönmüyorsun. Bütün yolların dışa dönük oluyor. Bütün duyuların dışarı bakıyor. Bütün başarıların dış dünyada yer alıyor…

Ben Söverim

Siz okudunuz mu bilmiyorum, ama bu sitenin kurallarından biri de sövmenin yasak olması.

Ama ben söverim.

Niye söverim peki?

Ben küfürbaz biri miyim? Ağzım çok mu bozuk?

Değil, hiçbiri değil! Ben küfürbazlığa karşıyım; ama bu karşı olmam beni sövmekten geri koymaz. Yani diyorum ki, sövmek ayrı bir şey, küfürbaz olmak daha ayrı. Küfürbazlığı size uzun uzun anlatacak değilim; hatta hiç anlatmayacağım. Eğer yazımın sonuna dek okuma dirayetini gösterirseniz, bunu zaten öğreneceksiniz demektir.

Hele bir anlatayım önce neyin ne olduğunu, siz de bana hak verecek ve hatta benimle beraber siz de söveceksiniz. Ve artık siz de kabul edeceksiniz sövmenin o kadar da kötü bir şey olmadığını; bunun da ötesinde gerekli bir şey olduğunu… Evet, gerekli diyorum; gerekli bir şey olduğu sonucuna siz de varacaksınız.