AŞK VE ÖLÜM

Herkesin kaçınılmaz bir şekilde mutlaka ve mutlaka tecrübe ettiği tek bir olay vardır. En güçlüsünden en güçsüzüne, en akıllısından en delisine, en sağlıklısından en hastasına, en mutlusundan en mutsuzuna, en zengininden en fakirine tüm insanların ortak ve son yaşam tecrübesidir ölüm…

Hem de öyle bir tecrübedir ki, diğer tecrübeler gibi geride kalıp onu henüz yaşamayan tek bir kişiye aktarılamaz, anlatılamaz. Geriye dönüşü yoktur yaşamın, ölüm geldiğinde… Ölümün kesinliği ve mutlaklığı, ölümden sonrasının belirsizliği insanın içini ürpertir, kanını dondurur, nefesini keser çoğu zaman. Dünya yüzündeki insanları eşit kılan tek özellik ve olaydır ölümün eli. Onun elinin değdiği herkes, bir anda bütün dünya zenginliklerinden, edindiklerinden, sevdiklerinden ve hikayesinden arınıp, tüm insanlığın eşit olduğu o bilinmez boyuta ve huzura çıkar. Sağlıklı yaşama, genç kalma ve ölmeme çabaları bir gün mutlaka onun gelişiyle son bulur. Kaçınılmaz ve amansızdır ölüm bir gün, yaşamanın doğan güneşe doymak bilmeyen aç hırsına rağmen…

insan mükemmel bir varlık mıdır?

Evet,insan mükemmel bir varlık mıdır?

Beş duyu organı aracılığıyla çevresini algılayıp hisseden, onunla diyaloğa giren, majör anotomik yapısı ve mekaniğinden tutun da ,hücre ve hücre altı düzeyde binlerce enzimin ve aracı molekülün devriye gezdiği mikro süreçleriyle birlikte,insan..mükemmel varlık mıdır?

Mükemmel ise bu nasıl bir mükemmelliktir ve nereden gelir, nelerden kaynaklanır.Ya da hangi özelliklerinden dolayı mükemmel olduğunu düşünülür veya farzedilir?

Ve tabiki,eğer mükemmel değilse, (ya da öyle düşünüyorsak),onun da nedenleri nelerdir?

Saygılar..

Sicim Kuramı (Membran Teoremi, String Theory)

ALINTIDIR…

Sicim Kuramı, fiziğin temel modellerinden birisidir. Yapı taşı olarak Standart modelde kullanılan boyutsuz noktalar yerine, tek boyutlu uzanıma sahip sicimler kullanılmaktadır. Bu temel yaklaşım farklılığı, parçacıkları noktalar olarak tasvir eden modellerde karşılaşılan bazı problemlerden sakınılmasını sağlamaktadır.

Kuramdaki temel fikir, gerçekliğin esas bileşenlerinin rezonans frekanslarında titreşen ve Planck uzunluğunda olan (10-35 mm civarı) sicimler olduğudur.[1] Sicim teorisine göre evrendeki her madde tek bir şeyden oluşuyor: titreşen ince sicimler. Farklı rezonanslarda titreşen bu sicimler, evrendeki her şeyi meydana getiriyor. Sicim kuramı, evren’i oluşturan en temel, bölünemeyecek kadar küçük bileşenlerinin nokta gibi parçacıklardan değil, titreşen minyatür keman tellerine benzeyen sonsuz küçük döngülerden oluştuğunu öne sürer.[2]
Fizikçilerin karmaşık teorileri, içinden çıkılmaz denklemleri ve insanı şaşkına çeviren bir jargonu anlamak gibi yetenekleri olsa da, aslında onlar basitliği severler. Gerçekliğin, temelde basit olduğunu kabul ederler. İşte bu yüzden parçacık fiziğinin standart modelinden memnun değiller. Bu model, elektronlardan kuarklara, muonlara evrendeki her şeyi oluşturan 57 (son sayımda) farklı parçacığın özelliklerini ve birbirleriyle etkileşimini açıklıyor. (Muon ilk keşfedildiğinde bir fizikçi “Onu da kim sipariş etti?” diye sormuştu.)

Kırık Cam Teorisi

Yıllar öncesi. Öğrenciyim. Hava sıcak ve yorgunum. Az sonra bineceğim otobüste de oturamayacağım kesin. Bari beklerken dinlenebilirdim. Duraktaki banka oturmaya niyetlendim. Ama garip ki, benden önce oturanlar oturak yerine ayaklarını koymuşlar, bankın arkalığını da oturmak için kullanmışlardı.

Gençler öyle otururdu o zamanlar. (Herkes gibi otururlarsa, yaşlı sanılmaktan mı korkarlardı?) “Böyle gelmiş, böyle gider”di. Ben de onlar gibi oturmak zorunda kaldım. Ayakkabılarımı oturak yerine koydum, koltuğun arkalığının daracık ucuna yerleştim. Çok geçmedi ki banka benim gibi oturamayacak yaşlı teyze, benden önce banka benim gibi oturan gençlerin hepsinin hesabını bana sordu. İyice bir fırça yedim. Ben o azarı hak etmemiştim ama o haklıydı. Sustum. Meğer ben o koltuğa oturmadan yıllar önce, ABD’de bir araştırmacı, o teyzeye karşı yaşadığım acı mahcubiyetin hesabını yapmışmış. Şimdi haberim oldu. “Kırık Cam Teorisi” hesabıymış bu.