Sonsuz Us

2006 yılında başlayan sonsuz.us macerası yıllar içinde değişik şekillerde devam etti. Geçtiğimiz yıllarda hem üye hem de içerik bakımından epey zengindi. Daha sonra çıkan tartışmalar, ego saldırıları, kişisel alınmalar gibi sebepler yüzünden gerileme yaşayıp gittikçe  sessizleşen ve ıssızlaşan bir hal aldı. Bu süreçte hem bilgi hem de deneyim olarak kendi adıma çok şey kazandığımı ifade etmeliyim. Sonsuz.us ilke olarak bir çok insanın düşüncesini barındırdığı için hiçbir zaman onun sahibi gibi hissetmedim. Daha çok bu toplu düşünce biçimini bir arada tutmaya çalışan bir sorumlu olarak gördüm kendimi.

Sonsuz.us yeni platformunda ve yeni macerasında biraz daha kişiselleştirilmiş bir haliyle devam edecek. Elbette eski yazılardan alıntılar olacak. Farklı sesler yine olacak. Eskisi gibi tartışma platformu yerine biraz daha kendi halinde fakat daha samimi bir şekilde paylaşımlarda bulunacağız. Yılların sonunda edindiğim bir tecrübe de bir işe başlangıç niyetinin önemli olduğu fakat asıl sürecin yolda ilerlerken belirlendiği gerçeğini kavramış olmam. Bu yüzden nasıl başlarsa başlasın zaman asıl belirleyici etken oluyor. Karşılıklı etkileşimin süreceğine ve diyalektik bir şekilde ilerlemeye devam edeceğine eminim.

Son olarak daha sade, daha yeni, daha zarif sonsuz.us’a hoşgeldiniz.

Bir bilge tanıdım

Bu yaz bir kadın tanıdım.

İlk tanıştırıldığımda isminden başka bir şey bilmiyordum.İnce uzun bedeni,kırçıl saçları ,derin ve hüznü gülücükle cem etmiş gözleri,asil yüz ifadesi ilk anda üzerimde hoş bir intiba bıraktı.Çok sadeydi .

Biraz tedbirli olduğunu ve hemen sohbet etmenin zor olabileceğini düşündüm nedense.Mesafeyi algılayabiliyordum.Çekim hissettiğim için odaklandım 🙂 Yavaş yavaş sohbet başladı.Genelde benim girişimimle.

Cevherin nerede gizli olduğunu ehli bilir deyip,kendime pay çıkarayım 🙂 Yaklaşık bir hafta beraberdik.Her gün birbirimizi görmek istedik ve sohbete doyamadık.Tanıdığım için sevinç duyduğum bir insan oldu.

Sohbetlerimde uzun yıllardır,genelde ruhsal konulardan söz etmeyi seviyorum.Gene başladım ordan burdan girmeye.Laf lafı açtı… gördüm ki ruhsal konularda çok bilgisi ve ilgisi yok.O bir kimya profesörü.Uzun yıllar kendini bilime adamış.Ailesi,sevgilisi,işi,hobisi mesleği olmuş.

Çok zeki,bilgi birikimi harika,ifadesi sade ve zengin bir insan.Yumuşacık veriyor içindekileri.Saldırgan  değil,yargılardan uzak,ben bilirim,başkası ne bilir vurgusu yok,yani geldiği noktaya atlayarak değil,hazmederek gelmiş.

Yıllardır sprit insanlarla hemhal oluyorum.Her rengini gördüm.Bazen egoları nasıl parlattığını ve gözleri iyice perdelediğini de bilirim.Bilgiyi yüklenip,vitrini süsleyip,öze dokunamayanların farkındayımdır.

Bu kez,bu bilgilerden uzak ancak özünü pırıl pırıl  ortaya çıkarmış,üstatları hiç tanımasa da :))) onların hikmetlerini zaten yaşam biçimi haline getirmiş bir insandı karşımdaki.

Hayranlık duydum.Neyi bildiğimiz önemli değil,neyi yaşadığımız önemli.

Bilgiyi hangi üstatlardan,öğretilerden aldığınızın önemi yok.Bazen yaradan sizi  kodlayıp gönderiyor.

Pozitif bilimle de uğraşsanız,dağda çoban da olsanız,ev kadını da olsanız içinizde kodunuz varsa ve açıksa,kendinizi ve var olanı hilkatten seviyorsanız bilgi sizinle.Açığa çıkıveriyor.

Öte durumda taşıma suyla değirmen dönmüyor.Ha babam bilgi kovasıyla su taşıyın,akıp gidiyor,sizinle kalmıyor,size dönüşmüyor.

Papağan bile ezberletirsen tekrarlıyor.Mesele dilinle,zihninle,gönlünle bütün olup yaşayabilmekte.

Gerçekten edindiği bilgiyi yaşamı haline getirmiş dostları da tenzih ederek ifade ediyorum elbette.

Model olmak böyle bir şey.Üstelik “ben model oldum” demeden.

Saygı duydum,sevdim,o da beni sevdi.Biliyorum ki,orada bir yerlerde aklıma geldiğinde beni sıcacık saran biri var.Şükür varlığına

Berr

 

 

 

Gönülsüz Dedektif Kenan’ın maceraları

“Bu güzel de, sersem oğlum. Okumadan nasıl dedektif olacaksın, nasıl ehliyet alacaksın, nasıl insanlara sözünü dinleteceksin? Bunu düşünmemişsin işte!”
“Hımmm… Düşündüm tabii de, başka şeyler de var Kenan abi”
“Nasıl yani?” Yine mi başka şeyler, bununla işimiz iş bizim.
“Kızacaksın şimdi diye korkuyorum”
“Bak seninle peşin peşin anlaşalım. Kızacak da olsam, kuduracak da olsam bana hep doğruyu söyleyeceksin. Yalanını ilk yakaladığımda burdan kovulursun, anlaşıldı mı?”
“Evet abi, ben zaten özümden sevmem yalanı. Hani söylemesem de olur bi şeydi bu, o sebeple”
“Tamam ben istiyorum o zaman, neymiş seni okuldan soğutan başka şeyler?”
Aklımdan taciz, dayak filan gibi şeyler geçiyordu ne yalan söyleyeyim. Sahipsiz, fakir çocuklar ne de olsa.
“Immm… Nasıl söylesem bilmiyorum ki… Immmm…”
“Yeter ımmmladın ama” korkmaya başlamıştım.
“Bunu söylemesi zor. Hani bi şeyi hissedersin ama birine anlatmak için davrandığında rüya gibi kaybolur ya elinden, işte öyle. Abi, ben okulda öğrettikleri şeylerin bana zarar verdiğini sanıyorum. Dur bak kızma hemen. Yani belki iyi niyetle yapıyorlardır ama insanın düşlemesini öldürüyo bunlar. Hani ne diyolar; fast fod muydu, yani hazırlop, acele şeyler. Herkese aynı şey. Bakalım herkes aynı şeyi yemek isteyecek mi? Kimsenin bunu düşündüğü yok.” Duraklayıp, yüzümü inceledi. Doğrusu ben ağzımı büyük bi çabayla kapalı tutabilmiştim. Bu çocuğu fazla hafife almış olduğumu dehşetle fark ediyordum. Söyledikleri hiç de yabana atılacak gibi değildi. Hele de böyle bi çocuktan hiç beklenmemeliydi. Ya da belki ancak böyle bi çocuk bu detayı fark edebilirdi. Her neyse işte. Birşey söylemeden önce iki kez yutkunmak zorunda kaldım.
“Haklı olduğun taraflar yok değil Zemin. Yine de okula gitmemek için tam bir sebep sayılmaz. Bir şeyi yaptığının farkında olarak yaptığın sürece onun etkisi senin izin verdiğin ölçüde olacaktır. Her neyse, bunları konuşuruz sonra.

Sır Mısır- Gönülsüz Dedektif Kenan’ın maceraları

40 ALTIN KURAL

Günümüzde bu uzunlukta bi listeyi okuyacak insan sayısı azdır, ben bunun üzerinden madde madde gidilmesini öneririm 🙂
ŞEMS-İ TEBRİZİDEN 40 ALTIN KURAL
——————————— Birinci Kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar.Şayet Allah dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla…Yok eğer Allah dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

– İkinci Kural:Hak Yol’ unda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil.Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil.Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!

– Üçüncü Kural:Kuran dört seviyede okunabilir.İlk seviye zahiri manadır.Sonraki batıni mana.Üçüncü batıninin batınisidir.Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

– Dördüncü Kural:Kainattaki her zerrede Allah’ ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescidde, kilisede, havrada değil, her yerdedir.Allah’ ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’ nu görüp ölen de yoktur. Kim O’ nu bulursa sonsuza dek O’ nda kalır.

– Beşinci Kural:Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır.Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını.”Aman sakın kendini” diye tembihler.Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: ” Bırak kendini, ko gitsin! “Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer.Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

– Altıncı Kural:Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır.Sen sen ol, kelimelere fazla takılma.Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.

– Yedinci Kural:Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat’ i keşfedemezsin.Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

– Sekizinci Kural:Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma.Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar.Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var.Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır.Dileğin gerçekleşmediğinde de şükret.

– Dokuzuncu Kural:Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir.Sabır nedir?Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder.Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

– Onuncu Kural:Ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün!Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

kuşlukadın-yrm– Onbirinci Kural:Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz.Senden yepyeni taptaze bir “sen” zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

– Onikinci Kural:Aşk bir seferdir.Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir.Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

– Onüçüncü Kural:Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var.Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir.Tutup da ona hayran olmaya değil.

– Ondördüncü Kural:Hakk’ ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol.Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.”Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme.Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

– Onbeşinci Kural:Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür.Tek tek herbirimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz.Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır.Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

– Onaltıncı Kural:Kusursuzdur ya Allah, O’nu sevmek kolaydır.Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir.Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir.Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.

– Onyedinci Kural:Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur.Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır.Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

– Onsekizinci Kural:Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir.Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir.Şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir.Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.

– Ondokuzuncu Kural:Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları.Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir.Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin.Yakında gül yollayacak demektir.

– Yirminci Kural:Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir.Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

– Yirmibirinci Kural:Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık.Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı.Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

– Yirmiikinci Kural:Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur.Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur.Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

– Yirmiüçüncü Kural:Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret.Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için.Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar.Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.Aşırılıktan uzak dur.

– Yirmidördüncü Kural:Mademki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi,atttığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir.İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

– Yirmibeşinci Kural:Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama.İkisi de şu an burada mevcut.Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında.Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

– Yirmialtıncı Kural:Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes gözünmez iplerle birbirine bağlıdır.Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma.Unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir.Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

– Yirmiyedinci Kural: Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir.Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır.Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et.Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak.Senin gönlün değişirse dünya değişir.

– Yirmisekizinci Kural: Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret.Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi.Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.

– Yirmidokuzuncu Kural:Kader hayatmızın önceden çizilmiş olması demek değildir.Bu sebepten “ne yapalım kaderimiz böyle” deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir.Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir.Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir.Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

– Otuzuncu Kural: Başkaları tarafından kınansan, ayıplansan, dedikodun yapılsa hatta iftiraya uğrasan bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kötü laf etme. Kusur görme. Kusur ört.

– Otuzbirinci Kural: Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı.Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir.Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp…Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız.Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

– Otuzikinci Kural: Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Allah’a saf bir aşkla bağlanabilesin.Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma.Bilhassa putlardan uzak dur dost.Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma!İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

– Otuzüçüncü Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun.İnsanın çömlekten farkı olmamalı.Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

– Otuzdördüncü Kural:Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir.Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar.- Otuzbeşinci Kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Allah’a inanmayan kişi ise içindeki inananla.İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım sıdım ilerler kişi.Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

– Otuz atıncı Kural: Hileden, desiseden endişe etme.Eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Allah c.c. da onlara tuzak kuruyordur.Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sisitem karşılıklar esasına göre işler.Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, Sen sadece buna inan!

– Otuzyedinci Kural: Allah c.c. kılı kırk yararak titizlilke çalışan bir saat ustasıdır.O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur.Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç.Her insan için biz aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

– Otuzsekizinci Kural: “Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazırmıyım?” diye sormak için hiç bir zaman geç değil.Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık.Her an her nefeste yenilenmeli.Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

– Otuzdokuzuncu Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar.Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır.Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde…Hem de bir günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.

– Kırkıncı Kural: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır.Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma!Ayrımlar ayrımları doğurur.AŞK’ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.Başlı başına bir dünyadır aşk.Ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır hasretinde.

Not: Bu arada Şems’in böyle 8 di 29 du 38 di diye bi kurallar dizisi olduğunu hiç sanmıyorum ve bu liste muhtemelen ona ait filan değil. Yine de Nerdeyse hepsine zaten katıldığım yıllardır kendi çıkarımlarıma uyduğu için yayınladım :))) Yani  Büyük bi şahsiyete ait sözlermiş deyip hemen kabul edivermeyin.
**
Resim Oyunu:Kuşlu Kadın

Aşağıdaki kültürlerden hangisini,varlık-hakikat ve nesnel dünya sorunlarına çözüm açısından daha gerçekçi buluyorsunuz?

  • Alman romantizmi
  • Hint panteizmi
  • İngiliz endüstriyalizmi
  • Fransız kültüralizmi
  • Anadolu mistizmi
  • İran irfaniliği
  • Rus gerçekçiliği
  • Amerikan pragmatizmi
  • Yunan akılcılığı
  • Diğer..