Zümrüdü Anka kuşu

İbranca “Anak”, uzun boyunlu dev, gerdanlık takmak, boğmaktan. Mitolojik bir dağ olan Kafdağı’nda yaşadığına inanılan mitolojik bir kuş.

Batı’ da M. Ö. V. yy’ dan itibaren mitolojik anlatımları başlayan Anka kuşu Hıristiyanlıkta yeniden dirilmenın sembollerınden biri olarak görülmüştür. Araplar arasında Anka hikayesi Semender ile karıştırılır. Semender de bazen kuş olarak tasvir edilir. Çin mitolojilerinde dans ve müzığın icadıyla ilgili bir kuş olarak tasvir edilir. İran mitolojisinde Simurg’un yeri Kafdağıdır. Hem ruhun ölmezliğinin hemde yeni yılın simgesi olarakda düşünülür.

Kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar, Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesiymiş… Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe, onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

minelva

ah! Her şey bir kez olur yalnızca,
Bir kez olmalıdır kanımızca…”
—Bitmeyecek öykü-(uyulala)

…
Kapını kapat. Lütfen. Kilitle. Kontrol et. Kontrol et. Emin ol. Alınabilecek tüm tedbirleri al. Dua et. Uyu. U y u.
…

Sizi daha önce de gördüğüme yemin edebilirim. Varlığımdan duyduğum mide bulantısını hafifletiyor sesiniz. Sakinleşiyorum. Sakinleştiğimi düşünüyorum. Sakinleştiğime inanıyorum. s a k i n l e ş i y o r u m. vangelis, 1492. o n d ö r d ü n c ü y a ş. M a y ı s ı n o n d o k u z u. Hayır bu benim doğum günüm değil. B ü y ü k b i r a l a n d a t o p l a n ı y o r u z. O k u l ç a ğ l a r ı m ı z d a. Y ü z l e r c e y i z.
Yüzlerce el
Yüzlerce kol
Yüzlerce ayak
Yüzlerce bacak
A y n ı a n d a ö ğ r e t i l e n i s t i k a m e t t e s a l ı n ı y o r u z.
Yüzlerce baş
Yüzlerce göz
Yüzlerce düşünce
A y n ı a n d a i z l i y o r b i z i ö ğ r e t i l e n i s t i k a m e t t e.
Ellerimizde uzun mavi kurdeleler var. En çok bunları seviyoruz. Biz nereye kurdeleler arkamızda. Rüzgârda salınıyorlar. Ya da rüzgârımızda. Tiril tiril ışıl ışıl, öğle güneşinde. Sinirlerimizi yoran. Canımızı yakan. Görüşümüzü sınırlayıp terleten. Çok ama çok susatan öğle güneşinde katil olmak yerine dans ediyoruz. Bir yerlerde bir kıtanın sonsuza dek unutulmasının keşfedilmesinden daha iyi olacağını bilmeyen adamlar, tacirler ilerliyor mavi bir göğün altında tiril tiril ışıl ışıl öğle güneşinde…

monolog IV

zamana karşı
– zaman tüketme koşusu bu
yürüdüğün tüm o dolambaçlı yolların
– toplamı
bir arpa boyu.
bu – dediler ki –
yüreğine karşı meydan savaşı
silahımsın kalbim oysa sen!
diren!