Yozlaştırılma

Sahip olmacı yaşam stiline karşıyım! Kapitalizmin sunduğu zevklere karşıyım! Süper sermayeye karşıyım!

Ama yaşanılan düzey? İnsanların genel yaşam tarzı? O zaman buna da karşıyım.. Dağ, mağara nedir yani, sistemin içindeyim elbette. Kendime karşı mıyım? Anti miyim neyim ben? (ben diye sorduğum soru ben değilim elbet)

Neyim ben? Sorsanıza? Fight Club gibi gelsede.. Kredi kartları limiti, evim ne kadar da büyük, arabama bakın hele, ya da şu korumalarıma, iriler değil mi? Acaba süperlüks yatımda mı kalsam yoksa deniz manzaralı evimin en üst katındaki jakuziden içkimle denizi mi izlesem? Kadınlara ne demeli evet hepsi güzeller.. Uyuşturucusuz bir hayat öyle mi magic mushroomlar olmadan yaşayamam! Magazin dergilerinde, finans dergilerinde olmalıyım önlerde tabii ki..

Sahip olmacı yaşam stilinde sevgili dostlar bunların sonu gelmez. Temel hata sahip olduğumuz her eşyanın bizi tatmin edeceğini sanmamızdır. Her zaman farklısını aramaktır yaptığımız. Ama genel olarak topluma bakınca görürürüz ki herkes farklı olmak peşinde. Yani aynılar. İşin güzel yanı sistem beynimizi uyaranlarla fazlasıyla mesgul ettiği için durumu anlama, başımızı kaldırma şansımız yok. Farkındalık diyoruz işte buna ama bunu farkedince de yukarıdaki hayata özenmiyor muyuz? Sistemin gücünü nasıl anlayabiliriz o zaman.

SÖZCÜK EVİ VII/Varlığın Bilmecesi-ÇoCUk OyUnU

Binlerce kelime…..tılsımı kendinden menkul çağırış…fısıltı… isimler…kurtarıcıdan çok kaos uzantısı..sözcük Evi’nde bizi dönüştürecek olan ….iki rengin karışımındaki kimyasal deha….origami ustasının kağıttan katladığı kuş koridorda uçuyor….onu izleyeceğim…bu kaçkın yerde iyi bir rehber gibi görünüyor olması benden daha hızlı hareket edebiliyor ve en az bir kare daha önce ve fazla görüyor olması yüzünden mi.. fakat gördüklerini işleme gücü hakkında bir şey bilmiyorum…rehberin hedeflerinin önemi sorunsalı için liderler tarihine bakmayı küçük deftere not edip edimin karşıkonulamaz davetkar takibinin izini sürüyorum…dünyanın merkezi olmayacağı açık sanırım gideceğim yerin…bu karmaşa da bile tebessüm edebiliyor oluşum sanırım beni burada bir kitaptan ayırabilen yegane şey.. origami ustasının bahsettiği durum değişikliği bir halden diğerine mi geçiş yoksa bir yer değiştirme mi? einstein okumalarının yapıldığı koridoru bulmalıyım..einstein’a daha önce ne zaman bu kadar ihtiyaç duymuştum ve neden şimdi hiçbir şey anımsamıyorum…

SİSTEMATİK İLİŞKİLER VE KELEBEK ETKİSİ

Kaos ve düzenle ilgili onlarca şey okuduktan sonra yumurta-tavuk metaforuna yakın bir ilişki içinde olduğunu anlıyorsunuz. Bu kadar zıt kavramların nasılda birbirlerini doğurduklarına ya da birbirlerinin hemen arkasından oluştuklarına şaşırabilirsiniz belki ama doğayı doğru gözlemlediğiniz de bunun onlarca örneğini görebilirsiniz. Gecenin en karanlık anı gün ağarmadan hemen önceki andır…

Ekosistemler içerisindeki tüm canlılar belirli kurallar içerisinde ve dengede yaşamaktadırlar.( Buradaki kasıt, insan etkisi olmayan sistemlerdir. ) Ama sosyolojik sistemin en küçük yapı taşı olan insanın da kendi içerisinde bir denge durumu vardır. Burada bahsettiğim denge halinden durağanlık anlaşılmamalıdır. İnişli çıkışlı bir grafikte küçük pikler yapan bir denge hali bu. Yani orijinden fazla uzaklaşmadan değişen dengesizlik durumları… İnsanın kurduğu ve dahil olduğu tüm sistemler için bu geçerlidir çünkü doğanın işleyişi tam da bu şekildedir. İnsanın en temel kurma eğiliminde olduğu sistem de sanırım ailedir. Aile kurmak; üremek ve çoğalmak temel dürtüsüyle başlasa da aslında bu durum, yine de sürünün en sağlıklı ve en güçlü bireyi ile birlikte olmaktan daha öte bir şeydir bu kadar evrimleşmiş biz homosapiensler için

Sevgi’nin sahip olmacı irdelenmesi

Sevgiye sahip olunabilir mi? Eğer bu olunabilseydi, sevginin maddesel bir şey olması ve onu alıp, saklamanın mümkün olması gerekirdi. Ama gerçek odur ki, sevgi böyle bir “şey” değildir. Sevgi bir soyutlamadır. Belki garip bir varlık, belki de kimsenin göremediği bir Tanrıça. Gerçekte var olan, sevme eylemidir. Sevmek yaratıcı bir etkinliktir. Bir insana (ya da şeye) ilgi duymayı, onu tanımak istemeyi, onu anlamayı, doğrulamayı ve onun yanındayken sevinç duyabilmeyi doğurur. Bu ister bir insan, ister bir resim, isterse bir ağaç olsun, sevme eyleminin özellikleri hiç değişmez. Sevmek, sevilen insanı (ya da şeyi) canlandırmak, onun yaşam duygusunu arttırmak anlamına gelir. Aynı zamanda, kişinin kendisini de canlandıran, yenileyen ve hareketlendiren bir süreçtir.

Eğer sevgi, “sahip olmak” türünde ele alınacak olursa, kendinin kılmak, denetimi altında tutmak anlamlarına gelecek ve böylece de boğucu, engelleyici ve kısırlaştırıcı bir eylem haline dönüşecektir, canlandırmak ve hareketlendirmek yerine. Çoğu kez aşk olarak belirtilen şey, sevme beceriksizliğini, sevememeyi gizlemek için kullanılan maskeden başka bir şey değildir. Bu konuda hâlâ aydınlatılmamış olan bir konu da, anne ve babaların çocuklarına karşı duydukları sevgidir. Batı kültürlerinin son iki yüz yıllık tarihinde sık sık rastlanan, çocuklara karşı fiziksel ve ruhsal olarak kötü davranma, eziyet etme ve dayak atma gibi olayların, giderek sadizme dek varması öylesine korkunçtur ki, insanın sevgi dolu anne ve babaların yalnızca bir istisna olduğuna inanası geliyor.

Biliyor muydunuz?

Eğer Çin’de yaşayan, milyonda bir rastlanan biri olsaydınız
Tam sizin gibi 1.300 kişi daha olurdu.
Çin yakında dünyada İngilizce’nin en çok konuşulduğu ülke olacak.
Hindistan nüfusunun en yüksek IQ’lara sahip yüzde 25 ‘lik bölümü,
Birleşik Devletler’in nüfusundan daha fazla
Tercümesi: Hindistan’daki iftiharlık çocuk sayısı Amerika’daki çocukların sayısını aşıyor.
Biliyor muydunuz?
2010’da en çok rağbet görecek 10 meslek, 2004’de mevcut değildi.
Öğrencileri henüz var olmayan meslekler için hazırlıyoruz
Daha icat edilmemiş teknolojileri kullanarak,
Şu an varlığından bile haberimiz olmayan sorunları çözsünler diye.
ABD Çalışma Bakanlığı, bugün öğrenim çağında olanların toplam 10-14 kez iş değiştireceğini öngörüyor,
38 yaşına gelinceye dek.
Her dört çalışandan biri, bir yıldan az süredir halihazırdaki işvereni için çalışıyor.
İki çalışandan biri ise, beş yıldan az süredir.
Biliyor muydunuz?
Amerika’da geçen yıl evlenen her sekiz çiftten biri internette tanıştı.
MySpace’de 200 milyonun üzerinde kullanıcı var.
Eğer MySpace bir ülke olsaydı, dünyanın beşinci büyük ülkesi olurdu.(Endonezya ve Brezilya arasında)
İnternete geniş-bant giriş sıralamasında 1 numaralı ülke Bermuda.
ABD 19uncu.
Japonya 22inci.
Biliyor muydunuz?
Üssayılar çağında yaşıyoruz.
Her ay Google’da 31 milyar arama yapılıyor.
2006’da bu rakam 2.7 milyardı.
Bu kadar soru nereye gidiyordu G.Ö.?(Gugıldan Önce)
İlk ticari SMS 1992’nin aralık ayında gönderildi.
Şimdi, her gün gönderilip alınan SMS’lerin sayısı, gezegenin toplam nüfusunu aşıyor.
50 milyon kişilik bir pazara ulaşmaları kaç yıl aldı:
Radyo 38 yıl,
TV 13 yıl,
İnternet 4 yıl,
iPod 3 yıl,
Facebook 2 yıl.
1984’de internet erişimi olan aletlerin sayısı 1.000 idi.
1992’de 1.000.000,
2008’de 1.000.000.000.
Biliyor muydunuz?
İngilizce yaklaşık 540.000 kelime içeriyor,
Shakespeare’in dönemimde olduğundan hemen hemen 5 kat daha fazla.
Tahminlere göre New York Times’ın okurlarına bir haftada aktardıkları,
18. yüzyılda yaşayan birinin hayatı boyunca karşılaştığından daha fazla bilgi içeriyor.
Bu yıl tahminen 4 exabit (4.0 x 1019) özgün bilgi üretilecek.
Yani geride kalan 5.000 yılda üretilenden daha fazla.
Yeni teknik bilgilerin miktarı her iki yılda bir ikiye katlanıyor.
4 yıllık bir teknik öğrenim görmeye başlayan bir öğrenci için bunun anlamı şu;
Okulun ilk yılında öğrendikleri şeylerin yarısı, üçüncü yıla geldiğinde çağdışı kalacak.
NTT Japan, tek bir elyafından saniyede 14 trilyon bit veri aktaran bir fiberoptik kabloyu başarıyla test etti.
Bu, 2660 CD ya da saniye başına 210 milyon telefon görüşmesi demek.
Bu rakam halen altı ayda bir üçe katlanıyor ve önümüzdeki 20 yıl boyunca böyle gitmesi bekleniyor.
2013 yılına kadar, insan beyninin bilgi işleme kapasitesini aşan bir süper bilgisayar inşa edilecek.
Beklenti o ki, 2049 yılına gelindiğinde, 1000 dolarlık bir bilgisayar tüm insan soyunun bilgi işleme kapasitesine galebe çalacak.
Biliyor muydunuz?
Siz bu yazıyı okurken
Amerika’da 67 bebek doğdu,
Çin’de 274 bebek doğdu,
Hindistan’da 395 bebek doğdu.
Ve 694.000 şarkı yasadışı indirildi.
PEKİ BÜTÜN BUNLAR NE ANLAMA GELİYOR?