ali şeriatide benlik-varoluş dinamiği

ALİ ŞERİATİNİN DÜŞÜNCESİ VE BENLİK-VAROLUŞUN DİNAMİĞİ
ALİ KAYA

Merhum Ali Şeriati, tüm zamanların düşünce, inanç ve irfanını irdeleyerek öze dönüş fikrini sistematize etmiştir. Şeriati, öze dönüş düşüncesini tüm kâinat ve oluşumla irtibatlandırıp, her varlığın bir anlam ve amacı, evren içinde kendine has bir yeri ve gelişimi olduğunu; Allahın içkin ve aşkın olarak, kuşatıcılığı ile birleştirerek açıklamaya çalışır…

Platon, Sokrat, Aristo, Aquinas, Rousseau, Kant, Hegel, Nietzsche, Sartre, Marks gibi dini veya dindışı düşünürler ile bağlı toplum veya guruplar Allahın kuşatıcılığının bir veya birkaç yönünü bağlamından kaydırarak, dönem-toplum yapısına göre konumlandırmaya çalışarak, parçacı bir düşünce oluştururken Şeriati; “aydın, peygamberin varisçisidir” ilkesiyle varlığın öz-yapı ve konumundan hareketle, oluşumları; canlı süreç ve evren bağlamında değerlendirir…

MU Uygarlığı

Mu Uygarlığı’nin keşfi

Mu Uygarlığını tanımamızı sağlayan ilk araştırmacı, İngiliz Albay James Churchward’dir. J.Churchward Mu ile ilgili ilk araştırmalarına Hindistan’da bulunduğu sırada başlamış ve elli yılı aşkın bir zaman içerisinde tüm dünyayı dolaşarak Mu ile ilgili pek çok belge elde etmiştir. Aslında pek çok kutsal kitapta ve pek çok kültürün mitolojisinde Pasifik Okyanusunda bir kıtanın yer aldığına, bu kıtanın üzerinde on binlerce yıl hüküm süren ileri bir uygarlığın yeşermiş olduğuna ve bu uygarlığın yozlaşarak yok olduğuna dair atıflar yer almaktaydı. Örneğin, Hintlilerin’Ramayana Destani’nda, Maya Kutsal metinlerinde ve Mısır’ın Ölüler Kitabı’nda kısmen ya da açikça Mu Uygarlığından söz edilmektedir. Fakat Mü Uygarlığını dini ve mitolojik kimliğinden sıyırıp, konuyu bilimsel bir temele oturtan ilk kişi J. Churchward’dir. Hindistan’da görevli bulunduğu sırada bir tapınağa konuk olan J. Churchward Batık Mu Uygarlığı hakkında ilk bilgilerini bu tapınaktaki arşivlerden edinir. Naga-Maya dili denilen, çeşitli şekillerden, sembollerden oluşan çok eski ve ölü bir dilde yazılmış olan bu tabletler Mu kutsal metinlerinden kopya edilmiştir. Naga-Maya dili Hindistan’daki arkaik şanskritçe olarak bilinen en ilkel Hint dilinden daha eskidir.

insan olmak

İNSAN OLMAK
ALİ KAYA

Tabiat içinde yalnız insan şu üç özelliği ile diğer canlılıktan ayrılır;

  1. Kendi keyfiyetini, yaratılışını, öz-yapısını, evrenin niteliği ve öz-yapısını, kendi ile evren arasındaki ilişkinin niteliğini ve neliğini algılama…

  2. İnsan, seçebilen bir varlıktır…

  3. İnsan yapıcı-kurucu bir varlıktır…

Bu üç tür özellik neye tekabül eder;

ŞUUR veya yeni tabirle BİLİNÇ…

Tarihi süreç boyunca tüm insan sahası ve oluşumları insanın bu nitelikleriyle doğrudan alakalıdırlar…

Eylem ve davranışları; bilincin neresinde olduklarının göstergesidir…

Peki, bilinci nasıl tarif edeceğiz?

Bilinci belirleyen akıl mıdır?

Bilincin göstergeleri üretim araçları mıdır?

Delilik Üzerine

“Bütün insan ömrü,deliliğin yarattığı bir hayalden ibarettir.”

İnsan usa gereğinden fazla güvenmiş, akıllı insana, örneğin bilgelere fazlaca itibar etmiş böylelikle aklın ruha ve egoya karşı bir hegemonya kurarak insan ruhunda buhranlara neden olmuştur.

Akıl ne kadar can sıkıcı ve azap vericiyse; delilik o kadar hafif ve keyiflidir. Hayatın kaynağını teşkil eder. Devam eden her şeyde delilikten bir parça vardır. Her güçlük karşısında başvurulan delilikler olmasa ne evlilikler devam eder ne savaşlar kahramanlar çıkarır, ne yaşlılık çekilir, ne de aşklar ve dostluklar yaşanır. Tüm bu insancıl ilişkilerin devamında aklın zincirlerinden kurtulup deliliğin özgür atmosferinden çalmalar vardır. En akıllı insanın bile ara sıra başvurduğu delilikler olmasa yaşam çekilmez bir hal alır. Aklın avantajlarıyla kendilerine bir statü ve paye alan bilgeler bu durumlarıyla o kadar özdeşleşirler ki bir süre sonra hezeyan ve buhranlar içinde kendi hayatlarına kendileri son verirler. Onlar aklın temsilcileri olduklarından neşe ve mutluluk veren delilikten mahrum kalmışlardır.