Taygada

Taygada insan izine rastlayamazsın, varsa da sana aittirler.

Tayganın belirli yönleri yoktur, sonsuzdur, hiçbir yeri, hiçbir saati ya da günü, diğerleriyle aynı değildir.

Deuter-Land_of_Enchantment-09-Wind_of_Dawn

Bazı geceler rüzgar sanki hangi yöne gideceğine karar vermeye çekiniyormuş gibi durur. O zaman tüm yaban kulak kesilir; fakat insanoğlu rahatça uyur.

*

Bazen güneş nesneleri fazlasıyla aydınlatır, o zaman sadece gölgelere dikkat ederim. Eğer o an hafif şaşı bakarsam aralaarında bir yerlerde gerçeğin gizlenmiş olması gerektiğini sezerim.

(Ateşin Efendisi şaman)

Bilinmeyen Jung

Yaratılmış dünya değişime tabidir. Katı ve kesin olan tek şeydir; çünkü niteliklere sahiptir. Aslında yaratılmış dünyanın kendisi bir niteliktir.

Dr Jung kimi yazılarında pleroma sözcüğünü kullanmış;

“Hiçlik hem boş hem de doludur. Bu hiçliğe ya da doluluğa pleroma adını veriyoruz.

“Eğer pleroma bir varoluşa sahip olabilseydi, manifestosu Abraxas olurdu.

-Yunanca, <plhr-wma> yahut <pler-oma>. “dolduran” anlaminda.
Damascius, “Birinci ilkeler hakkinda problemler ve cozumleri“nde: Bir seyin dogasinin tamamini kuran ozelliklerin toplamı şeklinde kullanır. Latince’ye bazen “plenitudo”, bazen de “multitudo” olarak  cevrilmistir.
Spinoza-sonrasi ickinci/immanentist gelenekte gnostik mistisizmin devamina isaret ettği söylenmektedir.

Bana söyleyin: Pleroma hakkında düşünmenin bir yararı olmadığı söylendiğine göre, bu konuda konuşmanın nesi iyidir?
Bunları sizi Pleroma’yı düşünmenin mümkün olduğu yanılsamasından kurtarmak için anlatıyorum. Ondan bahsettiğimizde kendi bölümlerimizin konumundan bahsediyoruz demektir; ama bunu yaparken Pleroma hakkında hiç bir şey söylemiş olmayız!
Yaratılmış varlığın doğal dürtüsü, farklılaşmaya ve aynılığın eski-tehlikeli haline karşı mücadeleye doğru yönlendirilir. Bu doğal eğilime “Bireyleşme İlkesi” denir ki bu yaratılmış varlığın özüdür. Bu şeylerden, farklılaşmamış ilkenin (Oyun Kuramı-Bir Kadını Öldürmek kitabında BİR demiş idik) ve ayırt etme eksikliğinin niçin yaratılmış varlıklar için büyük bir tehlike olduğunu kolayca fark edebilirsiniz.
Özetle Pleroma’nın nitelikleri “Karşıt Çiftleri”dir. Onlar aynı zamanda var olmayanlardır; çünkü birbirlerini geçersiz hale getirirler.

-devam ediyor-

Özetleyen Sibel Atasoy

(Bilinmeyen Jung)

Zar Adamın Peşinde

“Amacımız daha iyi insan ve daha iyitoplum yaratmak değildir; en azından geleneksel anlamda. Bizim değerlerimiz sadece üç tanedir: Oyunbazlık, esneklik ve çok benlilik. Oyunbazı ciddi olana, çokluğu tekliğe, esnek olanı kalıplaşmışa yeğ tutarız. Bunların hepsi sadece özgürlüğe değer verdiğimiz anlamına gelir.

Zar ve şans sadece çeşitli evetler ve çeşitli hayırlar yaratmanın bir yoludur; katılığın norm olduğu yerde esnekliği yaratmak, ciddiyetin norm olduğu yerde oyunu yaratmak için.”

Doğa neden insan yaradılışına ciddiyet denilen bu yıkıcı, neşe düşmanı günah unsurun yerleştirmiştir ki? O olmadan insanlar kelebek gibi süzülüp, arı gibi sokabilirlerdi. Ciddiyetle filler gibi süzülüp, pireler gibi sokuyoruz.

İtiraz etmek içlerine işlemiş

Madam Mari’nin öğrencileri ne ile karşı karşıya olduklarından haberliler mi şüpheliyim. Örneğin Nilgün Hanım, kimseye kızmıyorum, herkesi seviyorum derken Mari onun aurasında çakan kırmızı lifleri görüyor ve ona “kızma, boş ver,” diyor. Ya da o güzel kızın annesi “ben her şeyi unuttum artık,” derken onun başını avuçları arasına alıp okşuyor, alnını öpüyor. Gösterdiği şefkatin onun hiç bir şeyi unutamamış olduğunun görgüsü olduğu kolayca anlaşılıyor.

Hep itiraz ediyorlar “hayır o öyle değil, aslında…” Ya da “siz yanlış anladınız…” Gibi sözcüklerle başlayan cümleler kuruyorlar. Oysa bir röntgen uzmanı, senin ciğerin su toplamış dediğinde kimse çıkıp ta “hayır o aslında…” Diye başlayan bir itiraz cümlesi kurmaz. Ne ilginç!

Burada da birkaç ihtimal geliyor aklıma;

Ya “aura görmenin” ne demek olduğundan habersizler.

Ya bu konuyu ciddiye alırmış gibi yapıyor ama insanlığın katı kurallarına bağlı yaşıyorlar.

Ya kendilerini kandırmak için çok ciddî sebepleri var.

Ya da, itiraz etmek içlerine işlemiş.

Bilemiyorum doğrusu. Hepsinin kendince geçerli sebebi olduğuna yürekten inanıyorum.

(13 Hafta-Yeni’den Doğanlara)

https://blog.sonsuz.us/?p=8408

Tüfek Mikrop ve Çelik

Modern tarih, fetihle, dünyanın Avrupalılar tarafından fethiyle şekillendi. Yeni Dünya’ya gelen
ve yerli nüfusun büyük bir kısmını yok eden birkaç yüz İspanyol fatihi bu fethe öncülük etti.
Peki, başarılarının sırrı neydi?
Avrupa kökenli insanlar, o zamandan bu yana aynı şekilde, askeri güç, ölümcül mikroplar ve
gelişmiş teknolojiden oluşan bir bileşim ile dünyaya hakim oldular. Fakat bu avantajları
başlangıçta nasıl elde etmişlerdi? Dünyada bu kadar çok eşitliksiz nasıl ortaya çıktı? Sahip
olanları sahip olmayanlardan ayıran nedir?
İşte bu soruların yanıtlarını arayan Jared Diamond’ın, eşitsizliğin kökenlerini ortaya çıkartmak
için yürüttüğü araştırma Papua Yeni Gine’nin yağmur ormanlarında başladı. Yeni Gine’de en
azından kırk bin yıldır insanlar yaşamakta. Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında olduğundan
çok daha uzun bir süre. Yeni Gineliler dünyanın kültürel olarak en çeşitli ve uyum sağlayabilen
insanlarından biri. Peki, neden modern Amerikalılardan çok daha fakirler?
Bu soru Diamond’a, otuz yıldan fazla bir süre önce, kumsalda karşılaştığı Yali adındaki, bir
adam tarafından sorulmuştu.
“Beyaz adamın bu kadar çok kargosu varken, neden biz Yeni Ginelilerin bu kadar
az?”

http://www.ozetkitap.com/tufek_mikrop_celik.pdf

-devam edebilir-