AŞK ve Sanal geçişler…

Kuantum fiziğinde sanal ve gerçek geçişler diye iki kavram var:

Olasılık dalgası görünümündeki bir mütevazi elektron, bir yörüngeden diğerine geçmeye niyetlendiğinde, gelecekteki durağanlığına yönelik, sonunda yerleşebilme olasılığı olan tüm yörüngelerin nabzını aynı anda ölçer!

Bu, yoklama mahiyetinde etrafa gönderilen dokungaçlara sanal geçişler denir. Elektronun sonunda geçtiği kalıcı evine ise “gerçek geçiş” denir.

Bu konu hep ilgimi çekmiştir. Olayın kah dokungaçlar kısmına, kah yerleşebilme olasılıklarına yöneliyorum. Ve alabildiğince anlamlar yüklüyorum. :)))

Ah bugün tamamiyle akan bir su gibiydim. Bu tespitden, plesebo dahil her yere gittim, gezdim. Hepsini toparlayıp anlatabilmem için epeyce bi dirayetimi takınmam lazım ama nerdeeee! Her zamanki; tembel, şapşal, zevkine düşkün gezginim ben.

Gezintide uğradığım yerlerden biri de AŞK oldu.

Aşık olduğumuz her bir kişiyi sanal geçişlerden biri olarak g-ördüm.

Veeee son olarak, mütevazi bi elektron gibi gerçek geçiş yaptığımız yer ise ebedi AŞK, bir olanın sınırsız potansiyelinin hiçliği olacak inşallah.

Fakat bir de şu var tabii; Niyet şart!

Sonra;

niyetlendiğinde, gelecekteki durağanlığına yönelik, sonunda yerleşebilme olasılığı olan tüm yörüngelerin nabzını aynı anda ölçer!

“Aynı anda ölçer” lafı beni büyülüyor. İçimde fesetalar halinde çiçekler açıyor; büyüyor, büyüyor; herşey oluyor. Kendimi büyülenmişçesine aşık hissetmeme sebep oluyor. Bu bir mucize, bir deha eseri… Hayranlaştıkça, aptallaşıyorum.

4/9/2005 ·

-Anasının Karnından Dizisi-

Görünmez olmak için…

Zannediyoruz ki, görünmez olmak; yalnızca bilimkurgu/fantastik eserlerde var.

Evet oralarda var ancak metaforik olarak. Oysa biz bunun aslını kendi dünyamız içinde her an yaşıyoruz. Hatta görünen insan sayısının çok çok az olduğunu bile iddia edesim geliyor.

Görünürlük; hani “çözünürlük” kelimesi gibi değişik netlik katogorileri barındırıyor.

Bazı insanlar tamamen görünmez olmuşlar. Görünürlükle görünmezlik arasında uzunca bir netlik skalası var.

Ya işte böyle bi ironi mevcut. Bir yandan  “görünmez olmayı” ulaşılmaz bir hayalmiş gibi algılayıp, hatta belki derin derin iç geçirirken, diğer yandan görünmez olmuşuz da haberimiz yok!

Eğer siz de görünmez olmak, ya da görünmezlik skalanızı ilerletmek istiyorsanız, sizin için, kullanışlı olduğunu düşündüğüm bir liste hazırladım:

(Not: Bunların bir çoğunu zaten yapıyorsunuz belki, yine de bi hatırlatma olsun!)

Görünmezliğe doğru atılacak en sağlam adımlar:

  1. Mutlaka parfüm kullanın.

Her insanın DNA sının biricikliği gibi kokusu da biriciktir. Parfüm yolu ile kokunuzu kapatır ya da gölgelerseniz, görünmezlik yolunda büyük başarı kazanırsınız. Buna ilaveten kokulu sabun ve şampuanlar da öneririm. Bu kokuların hepsi birbirine karıştığında öyle bir sis içinde kalacaksınız ki, görülebilmeniz mümkün olmayacak.

  1. Gözünüze mümkünse kapkara camlı, iri gözlükler takın.

Gözleriniz sizi ele verir! Aman ha bu maddeyi hafife almayın arkadaşlar.

  1. Ses tonunuzu ve doğal konuşmanızı değiştirin.

Biliyorum bunu yapmak o kadar kolay değil ama siz yine de yılmayın. Örneğin bol bol dizi film izleyin, oradaki kahramanların konuşma stillerinden biriyle özdeşleşin. Artık hep onun ses tonu ve stili ile konuşun. Bu inanılmaz bir fayda sağlayacak. Sapasağlam dişlerinizi çektirip, porselen yaptırın, ya da yaş biraz kemale doğru ilerliyorsa hemen takma dişler edinin, bu işlem de doğal sesinizi değiştirebilir.

Gerçi bu konuda yine de rahat olun: çünkü insanlar kulaklarına taktıkları telefon, müzik vs gibi aletlerle zaten sese duyarlılıklarını yitirdiler. Ve gürültü kirliliği özellikle büyük şehirlerde öyle arttı ki zaten sizin sesinizi ayrıştıramıyacaklardır.

  1. Her konuda modayı takip edin.

Bakın işte bu çok önemli. Sürüden ayrılmayın. Diğer görünmezlik maddelerini uygulasanız bile, duyarlılığı gelişkin biri eğer sürüde değilseniz sizi görebilir! Güncel gelişmeleri çok sıkı takip edin.

  1. Bol bol bilgi edinin.

Yukarıdaki maddelerin en önemlisi de budur. Bu bilgiler mümkün olduğunca dünyanın geneli tarafından olumlanmış olsunlar. Onları satır satır ezberleyin ve bir yerde konuşmanız ya da yazmanız gerektiğinde hemen bu bilgileri yardıma çağırın. Sizi görünmez kılacak en büyük sihir budur. Duygularınızı ve spontane tepkilerinizi bu bilgiler ardına rahatça gizleyebilirsiniz.

  1. Rehberlerinizi iyi tanıyın.

Düşünmeden ve aniden verdiğiniz tepkiler yüzünden sizi azarlayan, size nasihatler veren kişileri rehber edinin; çünkü onlar sizi görünmezliğe taşımak istiyorlar.Tam tersine düşünmeden yaptığınız bir şey üzerine; “ah ne güzelsin, ne hoşsun, demek bu sensin” diye gözleri parlayan birine rastlarsanız hemen onun yanından kaçın. Gerçi bi kere yakalandınız, o sizi kolay kolay bırakmaz!

  1. Günlük tutuyorsanız, onu herkesten gizleyin.

Kesilmiş tırnak uçlarınızı, saç tellerinizi,  tükrüğünüzü, meninizi vs. DNA taraması       yapılabilecek hiç bir şeyinizi ortalığa saçmayın! Titiz olun. Görünmezlik kolay değil. Mümkün olduğunca alıngan olun. Kimseyi dinlemeyin. Dinlermiş gibi yapın ve bilgilerinizi yardıma çağırın. O bilgiler ışığında ha bire eleştiri yapın, tavsiye ve akıl verin. Böylece insanlar sizi görmek için uğraşmıyacaklardır.

Şimdilik bu kadar aklıma geldi, katkılarınızla bu listeyi zenginleştirebileceğimizi umuyorum.

Görünmez olma yolunda büyük merhale kat ettiniz/edeceksiniz.

Ama lütfen sonra bana gelip; yalnızım, ruh eşimi bulamadım, aşık olamıyorum, üşüyorum vs.vs. gibi anlamsız yakınmalarda bulunmayın. İşim başımdan aşkın!

1/9/2005 ·

-Anasının Karnından Dizisi-

Bildiğimizi yaşayamıyorsak…

“Keşke bir şeyi bilmek, onu yaşamak için yeterli olabilseydi” diyor bir dost.

Yani bildiğimizden emin olabiliyoruz da, yaşadığımızdan mı emin olamıyoruz?!
Bu tespit şu anlama mı geliyor;  “Bildiğime güveniyorum ama yaşadığıma güvenemiyorum.”
Ya olay bunun tersiyse?!

Yaşadığımızı bilmeye çalışarak olayı tersine çevirsek ne olur acaba?

Neyi neden yaşadığını anlamaya çalışmak; fakat bunu yaparken yargılamamak gerekiyor. Yargı, sana ait olmayan ve sana azmettirilen bilgiler sebebiyledir.

Oysa sen, olduğunu sandığın kişi değilsin ki kendini yargılayasın ya da övünesin.

Sen yalnızca henüz TAM olduğunu hatırlamadın. Hepsi bu…

Hatırlamak AN meselesi. Bunu biliyorum. En ufak bir şüphem yok.

Sibel olanın gözünden projekte ettiğimiz dünyaya, kainata bakıyoruz.
Theresa olanın  gözünden yansıttığımız kainata bakıyoruz.

Rudolf olanın gözünden yansıttığımız kainata bakıyoruz.

Bütün insanların gözlerinden bir başka kainat örüyoruz.

Onlarla gurur duyuyoruz.

Her biriyle göz göze geleceğimiz anı bekliyoruz. Zaman yoktur, sabırsız değiliz.

Biz, hepimiz, yalnızca BİRin tanımsız, sınırsız potansiyelinin çocuğuyuz.

31/8/2005 ·

Anasının karnından Dizisi

Gözlerimiz gerçekten var mı?

Gözlerimizin gördüğünden şiddetle şüpheleniyorum!

Ya aynaya baktığımda gördüğümün kim olduğu?! Şöyle boş anına gelse insana korku filmi gibi gelir.  Gelebilir!

Görme fikri bile şu an bana komik geliyor.

Evet bu konuda yapılmış bilimsel araştırmalar var; görme denilen şeyin aslında öğretilme olduğunu biliyordum.

Ama bilmek hiç bi şey, aymak her şey!

Diyelim ki bir bebek doğdu ve beslenmeye ihtiyacı yoktu. Bu demektir ki o bebek kendisine hiç bakım yapılmaksızın büyüyebilir. Ve diyelim ki; çevresinde ona rehber olacak ne insan, ne de hayvan vardı.

Soruyorum sizlere, bu kişi ne görecek?!!!

Bu altın kıymetinde tespitin değeri dünya parası ile ölçülemez sevgili kardeşler.

O kişiye Bay/Bayan X diyelim, hatta daha kısa olsun; BBX

Şimdi ben bu BBX kardeşimizin romanını yazmak istemez miyim? Deli gibi isterim de y-azamam. Tabiri yerindeyse bana halt etmek düşer.

BBX, kendini bilmiyor ki, kendi olmayanı bilsin. Onun için Dünya yok, evren yok, zaman yok… O ebediyettir.

İşte o BİRdir.

Ben bu BBX’e romanımda ne yaptırayım?

Durumumun berbatlığını görüyorsunuz değil mi?

Bu durumda BBX bizim evrenimizin dışındandır. Sonsuza kadar bizim bildiğimiz kainattan dışlanmıştır. O buraya giremez!

Mesele biz oraya çıkabilir miyiz?

Çok basit bi şey yapmakla çıkabiliriz bu evrenden; deriz ki:”ben ve öteki diye bir ayrım yok!” Kolay gibi mi geldi. Buna gülerim.

Bu cevap, istek kodunu tutmuyooooorrrrrr…

HATA…HATA…HATA…HATA…HATA…HATA

İstek neydi: BBX olmak istiyorum

Cevap neydi: ben ve öteki diye bir ayrım yok!

İşte HATA HATA HATA burada bipliyor.

Bu, isteği gereksizleştiriyor.

Hadi bu hatayı bi yana bırakalım. Ben, BBX olmak istiyorum aşamasına kadar gelmiş bir insanın fazlalığı sadece g-özlere sahip olması!!!

Beş duyu organımı üstüste koyup toplarsak çıkan rakam, zihnime eşit olacaktır, o da evrenime. Bundan çok çok daha önemlisi şu: BBX den önce bir başkası, ona rehber olacak bir şahıs olmamalı.

Tek bir rehber; bir insanı BBX olmaktan dışlar.

Durum muhayyile ötesi berbat!

Fakat bütün bunlardan da daha önemli bir şey anladım bugün.

Az önce aydığım yukarıdaki durumu “bilgi” olarak almaya başladığımdan beri; yavaş yavaş isteklerim azalmaya başlamıştı. Ben bu süreci takip bile edemedim; öyle kandırıcı bi şekilde zamana post gibi yayılarak azaldı, azaldı, azaldı.

Sibel öyle bir duruma geldi ki; kritik bi dönemeç.

Aydıklarını anlatsın mı? Bu son istekten vaz mı geçsin?

Vaz geçme diyenler var (bizi seven kardeşlerimiz), ısrarcılar.

Zihnim onları gözlerim kanalı ile çevreme projekte etti çoktan. Onları görebiliyorum da

Fakat bu istekten vaz geç diğen bir heyula var içimde; fark etmez! diyor. Ona ait tanımlama yapamıyorum.  Onun ne olduğu zihnimde programlı değil bu sebeple çıkarıp karşıma oturtamıyorum! Ahhh… Ne şanssızlık. Oysa BBX’in böyle bi sorunu hiç yoktu.

Üstelik bu az önce söylediğim de paradoks!

İsteği reddeden olsam ne olacak, BBX olacağım.

Anlatmayı seçersem ne olacak:BBX olmayacağım.

Bu durumda rehber olmak düşünebileceğimiz en büyük günah olmalıydı!

Eğer dinler, BBX’den gönderiliyor olsaydı tek kural bu olabilirdi.

Ama ondan bi şey gelemez.

Küçük bir dipnot konuşması;

“Ne zordur bir yaziyi/romanı/sevgiliyi anlamak”
“Bence kolay!”
“Örnek lütfen?”
“Siz zaten bi şeyi okuyunca “bişey anlarsınız”, size başka şeyler anlamak gerektiğini zannetiren ne?!”

Diğer küçük bir not:

Şimdi (sabaha karşı 05.00) yukarıdaki aymanın, bilgisinin bize 12.02.2004 de yazdığımız “Yansıtma kuramı” makalesinde gelmiş olduğunu hatırladık. Bu yazıyı merak edenler; “Bir Kadını Öldürmek” kitabının 171.ci sayfasından başlayan ve italik yazıyla belirtilmiş bölümüne bakabilirler.

Ve o gün ile bugün arasındaki zaman aralığını merak edip; 12.02.2004 tarihini 30.08.2005 tarihinden çıkardık, sonuç şöyle oldu: 18.06.0001… Bu da aradan 565 gün geçtiği anlamına geliyor.

30/8/2005 ·

-anasının karnından dizisi-

Model farkları-seri numaralar

Bi arkadaşıma,

(İnsanların tuhaflığından, onları anlamamaktan ve hatta onları beğenmemekten yakınıyordu da)

Şimdi onnarın üretim modeli ile seninki çok uzağa düşüyordur sevgideğer kardeşim.
Seri numaraları birbirine yakın modeller küçük bi fark olsa bile (örneğin cam sileceğinin sırtı düz değil de tırtıklıdır gibi) birbirlerini rahatça anlıyorlar.

Dün pek bi genç arkadaşım, leyleklerden bahsetmiş. Diyo ki; “tikkat ettim havalar soğuyunca bunnar hemen kalkıp sıcak yere uçuyorlar. Ve fekat ben bunu niye yapamıyorum? Bazı yerlerde/bazı kişilerle donuyorum ben. Üşümeyeyim diye ha bire üzerime elbise, manto giyiyorum, zırh üzerine zırh. Peki faydası oluyo mu? Yooo, hala dişlerim birbirine vuruyo”
Benim gibi bi şapşal buna ne cevap verir? Hani görünüşte yaşlı başlıyız ya bi işe yarayacağımızı sanıyor garibim.
Ona da, aynı fabrika üretimi olsa da bazı modellerin nerdeyse bunu inkar bile edecek kadar birbirinden uzaklaşmış olduğunu gözlemlediğimi söyledim.
Herkes yerinde ve komşu seri numaralarla keyif yapsın kardeşim, herkesle anlaşmak zorunda hissetmiyorum ben kendimi.
Benim model zati sulu bişeydir. Bi sürü netameli tasarımı var. Ama işe yarıyo mu yarıyo! En azından ben tepe tepe kullandım walla.

Netekim bazen anlaşamasak da güzel olduğunu hissettiğimiz modellere rastlıyoruz. Kendi adıma konuşayım; şöyle içine dışına iyice bi göz atıyorum, hayran oluyorum. Adını sanını, işlevini bilmediğimiz fonksiyonlar koymuşlar. Vardır bi bildikleri tabii. İnsan gurur duyuyo netekim. Mühendis çocuklar şevkle çalışıyorlar diye düşünüyorum.

Diyeceksin ki anlaşamadığım, benden uzak modelleri sevmiyor muyum? Yok canım öyle bişey! Anlaşamıyorum sadece; donanım farkımız çok. Hepsi bu. Yoksa hepsi iyi çocuklar… Da bazıları benden uzak olsunlar diyeyim artık 🙂 Niye mi? Sen de çok soruyosun birader. Yaa  onların kullandığı iletişim araçları bazen çok gürültülü oluyo, insanın kulağının zarı patlıycak gibi oluyo filan yani.

Ama anlaşamadığım uzak modellerin olması yine de beni memnun ediyo. Bencillikten! Çünkü diyorum ki kendi kendime; fabrika üretime devam ediyo, bu demektir ki bize hep yedek parça bulunacak. :))))

Yanaklarından öpüyorum güzel kardeşim

EMSm (Eski moda sulu model)

25/8/2005 ·