Sesten yapılmışız

Mayalılar öteki dünyanın bize şarkı söylediğini söyler. Bizler onun şarkısıyız. Sesten yapılmışız ve ses bu dünyayla öteki dünya arasındaki süzgeçten geçerken kuş, çimen, masa şeklini alır – bunların hepsi sesten yapılmıştır. İnsanlar, kendi sesiyle öteki dünyayı besleyebilir, oradakilerin büyümesini ve şarkı söylemeye devam etmelerini sağlayabilir.

Jensen: “Onlar “ kim?

Prechtel: Bize şarkı söyleyenler. Onlara tanrılar ya da ruhlar da diyebilirsiniz. Mayalılar onlara kısaca “onlar” adını vermişti.

Jensen: Eski bir Aztek deyişi var, seneler önce okumuştum: “Bu dünyaya yaşamak için geldiğimiz doğru değil. Biz buraya uyumaya ve düş görmeye geliyoruz.” Bunu anlamama yardımcı olabilir misiniz? Merak ediyorum.

Prechtel: Rüya gördüğünüzde, öteki dünyayı hatırlarsınız. Tıpkı yeni doğduğunuzda yaptığınız gibi. Uyanıkken, öteki dünyanın rüyasının bir parçasısınızdır. “Uyanık olma” halinde, geldiğim dünyayı beslemek için benden biraz zaman harcamam beklenir. Benzer şekilde, ölüp de bu dünyadan ayrılıp diğerine geçtiğimde, bu rüyayı o rüyada yaptığım şeylerle beslemem gerekir.

Rüya görmek uyuyan insanı iyileştirmekle alakalı değil: devam edebilmesi için bütünü besleyen, diğer dünyayı hatırlayan kişiyle alakalı. Yeni Çağ, Mayalılardan beklediği rağbeti göremez; çünkü onlar için kişinin kendini keşfetmesi ancak bütüne hizmet ediyorsa iyidir.

Jensen: Mayalıların borç kavramı nereye uygun düşüyor?

Prechtel: Hristiyanlar ilk günahla doğdukları gibi, Mayalılar da ilk borçla doğuyor. Maya dünya görüşüne göre, her birimiz bizi yarattığı için, var olmamız için şarkı söyledikleri için öteki dünyaya borçlu bir şekilde doğarız. Bu borç ödenmelidir; yoksa alacağını hayatlarımızdan alacaktır.

Jensen: Kişi borcunu nasıl geri öder?

Prechtel: Size hayat verene bir hediye vermelisiniz. Gerçekten bir ödemeden söz ediyorum. Bir köyün ruhsal ekonomisidir bu.

Eski öğretmenim şöyle söylerdi: “gölün ortasındaki küçük bir kaya üzerinde oturmuş şarkı söylüyorsun ve senin şarkın ruhların yaşadığı kıyılara dek ulaşan bir dalga yaratıyor. Dalga kıyıya ulaştığında sana geri dönen bir yankı yaratıyor.. O yankı ruhsal beslenmedir.” Bir hediye yolladığınızda onu her yöne doğru yollarsınız. Sonra da size her yönden geri döner.

Jensen: Karmaşık bir desen oluşuyordur herhalde, çünkü siz şarkınızı yolluyorsunuz , komşularınız da kendi şarkılarını yolluyor, bütün o dalgalar üst üste biniyor olmalı.

Prechtel: Öylesine karmaşık ve büyük bir ağ ki insan zihni kavrayamıyor… Neyin nereye bağlandığını kimse bilmiyor.

Pow-Wow Nedir?

Pow-wow yerlilerin biraraya gelip tanıştıkları, dostluklarını yeniledikleri şarkıların söylendiği, dansların edildiği bir törendir. Pow Wow adıyla bilinen bu tören Kızılderili dinsel inançlarının en önemli törenlerinden biridir. Ruhların tören alanına indiğine ve dansçılarla birlikte dans ettiğine inanılır. Ama ruhları herkes göremez, yalnızca bazı insanlar görür. Görenler bu bilginin onlara kartalın nefesiyle ulaştığını söylerler. Bir grup davulun ritmik sesiyle birlikte şarkıcılar şarkılar söylerler ve ruhları çağırırlar.
Pow-Wow kızılderili kabilelerini birleştiren bir işlev taşıdığı için beyazlar tarafından en çok engellenmek istenen törenlerden olmuştur.
http://yerliruh.blogspot.com/2010/06/pow-wow.html

Sorumluluğu ne karşılığında alırsınız?

İnsan kendi sorumluluğunu üstlenebilir isterse- keskin bi kararla bi cesur anda- ancak bu durumda bile belirsizliğin içinde olacaktır. İşte iinsana “belirlilik” vadedilemediği için o da sorumluluğa talip olmak istemiyor bence 🙂 Bu önemli bi kavşaktır, Einstein gibi açık zihinleri bile geri püskürtebilir! Bilim dünyası atmış yetmiş yıl öncesine kadar insanlara “kesinlik” vadediyordu, işte bu vaad sebebiyle dünya nüfusunun %50 si tanrı olarak onu belledi çünkü insan kesinlik ve düzen arayışındadır. Oysa şimdi bilim bu kesinliği bilinçsizce vermiş olduğunu itiraf ediyor ve şu an sadece belirsizlikle idare edeceğiz diyor, işte bu insanları yeniden düşünmeye ve aldıkları kararı gözden geçirmeye itiyor sanki. Hep duymaya çalışıyorlar: Acaba biri, bi şey bi kesinlik vadediyor mu? Aman kaçırmayalım onu 🙂

*

Mutlak Kesinlik, hayatın durması anlamına gelirdi ve bu da sonsuzluktur bi anlamda. Sonsuzluğu bu kadar kafaya takan insanoğlu gerçekten mutlak kesinlik aradığını biliyor mu? Ya da sonsuzluktan başka bir beklentisi mi var? Ne bekler sonsuzluğa gönül vermiş insan? Mesele yoksa sadece bedenin-ya da BEN’in- ölmemesi midir?

*

Biryerde,yabansı sessizlik ve geçen Pazar ayininin
Bil milyon üç yüz bin vaazı arasında;
Biryerde
Calvin’in İsa yorumu (Tanrı yardımcımız olsun)
ve kertenkeleler arasında;
Biryerde,görme ve konuşma arasında,biryerde
Kirli,vıcık vıcık söz birikimimizle
İlk yıldız ve çiçek gölgeleri çevresinde
Dönenen iri pervaneler arasında
O açıklık uzanır,artık ben olmayan ben’in
Her şeye karşın anımsadığı
Bir aşk gecesinde varılan karşı kıyıda,
Ve rüzgarı dinlerken,bir başka geceyi,
Karanlıkta uykusuz,koynumda ölüm,
Dulluğun ilk gecesini anımsarım.
Benim,benim,tümü kaçınılmazca benim;
Ama ben,artık ben olmayan ben,
Düşüncem ve suskunluk arasında bu açıklıkta
Benim olup da yitenleri,acıyı ve mutluluğu görürüm
Alp çayırlarında ışıldayan dağ çiçeklerince
Hüzünlü,el değmemiş ve apaçık.

Aldous Huxley-Ada

Şefkatin sömürülmesi

Doğaları çok duyarlı, şefkatli insanları -bilmeden- sınırsızca sömürmemizin sonuçları berbat oluyor. Bu tip insanlar kendilerini -bilinçsizce- korumaya çalışarak son derece soğuk hatta duyarsız bir persona geliştiriyorlar. Bunların çoğunu hayvan -ya da doğa- düşkünlüklerinden  tanımanız olasıdır. İçlerine hapsolmuş tüm şefkati onlara akıtıyorlar ve herhalde haklıdırlar, ne de olsa hayvanların talep edeceği şeyler sınırlıdır, asla insanlarınkiyle kıyaslanamaz 🙁

*

Eski psikoloji zihne dayalıdır. Zihne dayalı ve belli bir dereceye kadar da geçmişin dar olan bakış açısına dayalıdır. Geçmiş hayatları dikkate  almakta başarısızdır. Evet, eski Psikoloji, ruhu dikkate almakta başarılı değildir. Bunu yapacağını da beklemiyorum zaten. Olayların, durumların çok dar haline bakar ve çok, çok da zihinseldir. Bu yüzden çok da iyi çalışmıyor ve bu bizi düş konusuna geri götürüyor.

Psikolojik sorunlarda, hepsi zihin odaklı olduğundan, bir sürü zihinsel işlem oluyor, düşünebiliyor musunuz? Zihin, bir dereceye kadar çok akıllıdır. Aynı şeyin etrafında daireler  halinde döner, döner ve adımlar attığını, bir şeyler üzerinde çalıştığını ve gelişme kaydettiğini hisseder,

Ama bu süre zarfında, gülerek “ Evlat, Ben onları aptallaştırdım. Onları aynı şeyin etrafında döndürüp, durdurdum” der. Zihin faaliyeti sever. Neden? Bu onu canlı tutar. Daima aynı şeyi, sakız gibi mekanik bir şekilde çiğneyip durur. Eğer düşünce ve duygulara saplanıp kalmışsa, işini yapmış hisseder.

Şimdi uygulanmakta olan, tüm bu psikoloji oyunu, son derece zihinseldir. Biz, bunun ötesine “kendinizden” başlayarak gidebiliriz. Bu daima kendinizle başlar çünkü böyle başladığınızda dışarı çıkıp, bir kürsünün önünde durup, öğütler vermek zorunda kalmazsınız. Yalnızca onu ışıtır ve ışığı saçarsınız. Yeni Psikoloji, ben ona- trompet çalsın lütfen (izleyiciler ayaklarını yere vurmaya başlarlar) teşekkür ederim, teşekkür ederim.–Şefkat Psikolojisi diyorum. Şefkat Psikolojisi.

Şefkat Psikolojisi, şimdi olduğunuz Ben-im den, sekiz yaşınıza ziyarete gider. Sekiz yaşınızdaki kendinizi ziyaret edersiniz. Bu sekiz yaşındaki size, hiçbir şey söylemek zorunda değilsiniz. Sadece orada olursunuz. Hiç bir şeyi onarmaya çabalamak zorunda değilsiniz. Sahte umut ya da sözler vermek zorunda değilsiniz. Sadece orada olursunuz.

Ama hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmıyorsunuz. İşte bu, arkadaşlarım, şefkattir. Şefkat, orada kendiniz için olmaktır.

Şefkat, her ne oluyorsa, devam etmesine izin vermenizdir. Şefkat, doğru ya da yanlış diye hiç bir şeyi yargılamamanızdır. Sadece oradasınız.

Şefkat,sadece kendini kabul etmektir.

Şimdi, bazı komik şeyler oluyor. Şimdi orada 8 yaşındaki siz – sizin sekiz yaşınızda, hayatında bir şeylerden geçmekte olan siz-  birdenbire bir varlık hissediyor. Birdenbire şefkat ve sevgi denen bir şey hissediyor, birdenbire bir umudu oluyor.(A)

İşte bu zamanda seyahat değilse nedir? Zaman yolculuklarının kuralını hatırlayın! Hiç bi şeye karışıp değiştirmeyin, sadece neler olduğunu seyredin, sevgiyle ve anlayışla seyredin. Ve bu aynı zamanda Toltec “özetleme” işlemi.

 

İyileşme denen DURUM

Terapistin ego ve transpersonel güçle ilişkisi ve ruhsal konumu, yalnızca açık olarak “vakayı nasıl idare ettiğini” değil, aynı zamanda kişiler arası arşetipik alanı nasıl etkilediğini de belirleyecektir. İnterpersonel arşetipik alanı nasıl etkilediği daha geri planda olsa da daha önemsiz değildir. Bu anlamda iyileşme süreci, iyileştiricinin kendisinin eş zamanlı olarak harekete geçen kompleksleri üzerine bilinçli bir biçimde çalışmak suretiyle hastayla “kuluçka odasını” paylaşmasını gerektirir. Her iki tarafı da kaçınılmaz olarak etkileyecek bir dönüşüm süreci yaşanacaktır. Ne var ki iyileştirici hastayı kendi süreçlerinin hedefleri doğrultusunda kasıtlı olarak kullanmamak zorundadır.

Istırabı bilinçli olarak paylaşma deneyimi, iyileştirenin bilerek ya da bilmeyerek terapi sürecine taşıdığı kurbanın karşılığıdır. Hastayla birlikte hissetmek, kavramak ve rezonans kurmak, böylece rahatsızlık ile rahatsızlığın uygun terapik modeli ve iyileştirici benzerliğinin doğasını kavramak suretiyle içsel bir araştırmada hastanın bireyliği ile ortak olmasını sağlayabilir.Dr Whitmont
*
Bu riske girmek istemeyen iyileştiriciler (doktorlar, şifacılar vb), ihtisas alanlarındaki genelleştirilmiş semptom ve tedaviyi kullanırlar, bu ise sadece zihinden kurulan, son derece yüzeysel bir ilişkidir. Böylece ne iyileştirici ve hasta gerçek bir rezonansa girmeyerek değişim-dönüşümün alanına ulaşamazlar.
İyileşme,yani sapmanın giderilmesi, her iki tarafın da assetlerini(varlıklarını) ortaya sürmelerini gerektiren bir işlemdir, ve çoğu kez kendini sağlıklı zanneden iyileştirici bunu göze almaz. Bu sebeple gerçek iyileştirmeler aşk ve kaza gibi bilincimizle kontrol edilemeyen durumların ortaya çıkmasını bekler hale gelir.

Bir iyileştirici olarak; Öncelikle yargısız ve beklentisizce hastayı (kişi,şirket,devlet vs) izlediğin boşlukta bir sürecinin olması gerektiğini biliyorum artık. Bu süreç kendi sorununu ve nasıl bir tedavi beklediğini açıkça söylüyor zaten. İyileştiriciye düşen sadece boşlukta beklemek ve kendine söyleneni yapmak