İtü sözlükte Kurtlarla Koşan Kadınlar

  1. insanlar ikiye ayrılır,kurtlarla koşan kadınlar’ı okuyanlar ve kurtlarla koşan kadınlar’ı okumayanlar.(parakletos, 11.04.2011 01:14)
  2. sağlıklı kurtlar ve sağlıklı kadınlar, belirli ruhsal karakteristikleri paylaşırlar: keskin bir duyarlılık, oyuncu bir ruh, yoğun bir kendini adama kapasitesi. kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. sezgileri çok güçlüdür; yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir biçimde ilgilenirler. sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar.(kalimera ilie, 28.06.2011 22:18)
  3. vahşi kadını bulmak daha önemlisi ona kulak vermek için okunması gereken kitaptır. sadece bir paragraf okumaya değer kılar bu kitabı.bir kadının psişesinin yolu, kulağına gelen tınılar ya da geçmişte maruz kaldığı zulümler veya yerüstünde daha geniş bir hayat yaşamasına izin verilmemiş olması yüzünden çöle düşmüş olabilir. bu durumda kadın çoğunlukla, üzerinde parlak kırmızı çiçeği ile bir kaktüs dışında, 500 kilometrekarelik bir alanda başka bir şeyin bulunmadığı bomboş bir yerde yaşadığını hisseder. ama 501. kilometreye giden kadınlar için, orada daha fazlası vardır. küçük, güzel bir ev. eski bir ev.orada sizi beklemektedir.(brachiopod, 31.07.2011 17:19

Bu ayın masalını okudunuz mu? İşte adres:

http://www.kirkyama.org/?p=1229

Clarissa’nın o güzel şifalı öykülerinin hepsini KırkYama sitesinde bulabilirsiniz. Zaten siteyi de bi nebze Estes’in bize verdiği heyecanla kurmuştuk. Hatta daha da iddialı bi yaklaşımla Kurtlarla Koşan Kadınlar’ın Türkiyedeki tek adresi KırkYamadır desek yeridir. Eğer bizimle yarışmak isteyen olursa bundan derin bi zevk duyarız.

Evlilik baskısı

bi gün yine laptopum kucaamda. her gün gibi bir gün. oturuyorum öyle koltukta. annem de masada bir şeyler atıştırıyor. durup dururken:

-oğlum sözleyelim mi seni?
+ha? ne diyon anne saçma sapan konuşma yau.
-niye oğlum nolacak.
+okuyorum ben daha yau anne allaaşkına ye yemeğini hadi.
-e evlendirelim demiyorum ki sözleyelim diyorum. okul bitince de evlenirsiniz.
+yau anne hath sus allağaşkına.
-hem bak herkes oğlunu sözlemeye başladı. benim oğlum niye sözlenmesin?

evlendirme sebebine bakın lan bi. “herkesin oğlu evlenecek benimki niye…” lan ufak çocuklar gibi yemin ediyorum.

-yhaaa baba herkeste o telefondan var ama yhaaaa. ben de istiyoruuuum.

aynı zihniyet devam. gelişmez tabi lan bu ülke!

(nickten yana sansim yok, 24.07.2011 01:48)

**

aralıklı krizler halinde girip çıkar. bir süre deniz dingindir, pek oralı olmaz, ama bir anda (artık torunsuyor mu yoksa canı damat mı çekiyor bilinmez) deniz kudurur, sizi de içine alarak hoyratça sağa sola fırlatır.kaçıp sığınacak liman lazımdır. öyle ya, anneyi; evlenme teklifinde bulunan ve aynı zamanda kalbini de pıt pıt hızla attıran ve tabi aynı zamanda da içine sine sine ‘evett’ diyebileceğin bir adamın henüz olmadığına inandırmak sıkıntıdır. o anda devreye ‘armudun sapı üzümün çöpü deme’ girer.

anneyi denize benzetmek ve teşbihte hata olmayışı. hoşgeldim.

(bi umut ağacı, 24.07.2011 01:16)

**

“istediğin torunsa evlenmeden de yapabilirim.” cevabını verdiğiniz anda size gönderilen evlat güdümlü terliği göğüsünüzde yumuşatıp tekrar rafa koymanız tavsiye olunur. etraf dağınık olmasın, dağınık erkeği kızlar sevmez neticede.*

(aslında altıncı nesilim ama nüfusa geç yazıldım, 24.07.2011 01:04 ~ 01:05)

**

duygusallıktan uzak bakıldığında bir güvencedir evlilik. “saçın&kıyafetlerin kötü olsa da, doğum günümü&yıldönümlerini hep unutsan da, evde ortalığı dağıtsan da, arkadaşlarımı hiç sevmesen de, herkesin seni hor göreceği durumlara da düşsen(ve bu liste daha da uzasa da), özetle ne kadar sinirimi bozarsan boz merak etme bundan sonra kolay kolay bırakmayacağım seni” gibi bir anlam taşıyabilir. öyle ya hastalıkta, sağlıkta… denir nikahta.

(mystra, 24.01.2005 01:35 ~ 01:35)

aslında aılenın evlılık baskısı muhtemelen onların uzerlerınden bır yuk kalkması kendılerının hayatlarını rezıl ettıklerı gıbı cocuklarınında yasayıp’bunaca yıl bize çektirdin karında/kocanda sana çektirirsin işallah’gibi bakışlar fırlatırlar üstüne üstlük düğünler o kadar gülüp eğlenmeleride ‘oh giiti be en sonunda’yüzündendir.bu yüzdendirki aile bir an önce çoçuk evlensin hatta dahada kötü istek olan bir an önce çoçuk yapsın isteği içerisindedir onlara göre bir yaştan sonra sürekli birileriyle birlikte olmak yatıp kalkmak o kızla/erkekle evlenicekleri anlamını taşır.
(point, 06.09.2003 17:32 ~ 25.01.2006 15:12)

babanın ve annenin arkadaslarının yaşıt çocuklarıyla tanıştırılma, yemeğe çıkartılma, ”bi arasana kızım, bak seni soruyormuş” ısrarlarına maruz bırakan çeşitte bir baskıdır bu…
eve getirilen, ofiste rastlanan, fotoğraflarda yanyana oturulan ya da telde geyik yapılan her erkek potansiyel damat adayı oluverir pek tabii; bu da çaktırmadan yapılan bir çeşit baskıdır…
-ah bak bak, pek de yakışıklıymış, ne iş yapar bu!
-ahahahahahah işsiz babacım işssiz….
-aaaa bu devirde hem de neyse o zaman, şu diğer yanındaki kim…
-oooyyyy oyyyyy!!!
(mijen, 23.03.2004 23:45)

**
“Toplumun, öğretilerin kötülediği, olumsuzladığı bizler zaten iç dünyamıza gömülmüş ve kendimizi ifade etme, bulma sorunu yaşarken bir de evlilik baskısıyla karşılaşıyoruz.

Evlilik baskısı, ölümlerden ölüm beğen gibi bir seçenek bazıları için.

Kendisini, kimliğini kabullenemeyen bazı eşcinsellerin sırf bunu yok saymak, kendine veya çevresine eşcinsel olmadığını ispatlamak adına karşı cinsle birlikte olduğunu, hatta bazılarının bundan tiksindiğini biliyor musunuz?

Peki bunu inançları gereği deneyimlemeyen insanları nasıl bir külfete soktuğunuzun farkında mısınız?

Bazı yazarların “evlenin, evlenince bu düşüncelerden uzaklaşırsınız” tavsiyelerinin kapalı kapılar ardında hangi sorunların yaşanmasına yol açtığı biliniyor mu?

Evli olan bazı eşcinseller çok mutsuz. Bunu eşcinsellerin sohbet sitelerinde gözlemleyebilirsiniz. Onlarla evlenen heteroseksüeller de…Bu mutsuzluk tablosu çocuklara da yansıyor… Eşcinsellerin oyunculuk gücü arttıkça bu yansıma azalabiliyor.

Kendini ifade etmeyen, edemeyen, evliliği bir kurtuluş gibi gören eşcinsellerin bu baskıyla evlenmesi yalnız onlar için zul değil, karşı taraf için de bir zuldür.

Ruhsal ve cinsel yakınlıkları birbirine teğet bile geçmeyen iki insanın arasına farkında bile olmadıkları ve aşmalarını beklediğiniz bir duvar örüyorsunuz.

Kaç kişinin kul hakkına girdiğinizin ve onları nasıl bir külfete soktuğunuzun farkında mısınız?”

HUCRE

**

özellikle erkeklere diretilen,mütemadiyen diretilen. evin kızına söylemek zordur. düşünsene bir annenin hadi artık evlen de yuva kur dediğini! o an o kızın gözünde bitersin zannımca. alan olduda gitmedi mi? evde kaldı işte bariz,çok net değil mi?
ama erkek öyle değildir. ona rahatça söylerler,yüksekten atarlar anneler. hatta haddini aşar konu komşuyla toplaşır kız bakmaya giderler falan fıstık. bir yaşa geldikten sonra daha da işitirsin bu cümleyi. bir ara bir pazar günü anne otomatiğe bağlar artık bu konuyu. içerik aynı sürekli bir şeyler söyler. hadi evlen ne zaman evlenecen yok mu şöyle güzel biri. artık yapacak bir şeyin yok. sevdiğinle olmadıysa evde kamış bir kızı alacan. o da kurtulacak sende! #4996305 (bambu, 07.04.2009 12:36 ~ 12:37)

**

semptomların özellikle iş bulma, askerden dönme arifelerinde ve akran arkadaş/akraba düğünlerinin 1. ila 3. saatleri arasında tavan yaptığı hastalık.

Bu hastalıktan korunmak elinizde, alacagınız basit önlemler ile evlilik baskısı sendromunu önleyebilirsiniz.

1) askerliği erteleyebildiginiz kadar erteleyin

2)iş bulmayın, bulursanız “yeeaa bilmiyorum abii yeaa bırakabilirim her an yeaa ne uğraşacam” gibi sorumsuz/salak konuşun, bu bir baltaya sap olamaycagınız imajını oluşturup potansiyel kayınvalidelerde bir soguma yaratacaktır.

3)düğün ortamlarından uzak duru, illa gidecekseniz doğrudan gelin damat yanına gidip gorunup kaçın, 3 saat de kalsanız o kadar gorurler zaten sizi.

4)bayram ziyaretlerinden uzak durun.

5)düzenli spor yapın (niyeyse bilmiyorum, bugune kadar okudugum her türlü fiziksel/psikolojik/sosyolojik sorunu önlemek için yazılan tavsiyeler arasında vardır bu, ben de yazmak zorunda hissettim)

6)çok sıkışırsanız hemen karşı koymayın, çunku karşı koyacagınızı zaten bildiklerinden onlarca karşı tezi hazırlamışlardır, inşallah diye zikredin. yerine göre para biriktiriyorum biriktirmeden kimseyi bulmam gibisinden ilkeli adammış gibi yapın konuyu “vay be ne adam” a çekip abi ne olur haftasonu Fener maçı? kıvamına döndürün.

7) ilk nöbeti atlatmanın ne kadar önemli oldugunu unutmayın, atağın semptomları tavan yaptıgında geçiştirebilirseniz bir sonraki ana kadar kurtulursunuz.

8)içinde bulundugunuz baskı ortamını kabullenin, bununla yaşamayı öğrenin. #4997085 (ever, 07.04.2009 14:58

tüm evlilik masrafları ve ilk 5 yıllık geçim parası talep edilerek, kaldırılabilecek baskıdır. bir de sorunuz efendim, bunu ne için istiyorlarmış. kendileri mutluluktan, bulutların üzerinde mi yürüyorlarmış? bazı mutsuzlukları, o kişilerin aileleri bile bilmez. saklarlar. utanmayın, çekinmeyin, sorun. onlar hadlerine düşmeyen baskıyı yapmaya utanıyorlar mı? #4997150 (sandalye, 07.04.2009 15:0

zordur azizim zordur. bi kere derdini anlatamazsın karşındakine…
mesela, evlilik kurumuna karşı olduğunu ideolojik temellere dayandırarak akademik bi ağızla anlatırsın. sana orta çağda “dünya yuvarlaktır!” diyen insan muammelesi yaparlar. saçmalama derler. en fenası bu fikirleri savunduğun için korkaklık ile suçlanmak. “sorumluluk almaktan korkuyorsun, özgürlüğüne düşkünsün” bik bik bik…

hayatın her anında hissedersiniz bu baskıyı. tv dizileri, filmler (ki bazıları hollywood yapımı olur), kadın programları, yarışmalar hatta ana haber bültenleri hep evlilik olgusu aşılarlar insanlara. bu da psikolojik bir baskıdır ve de en fenasıdır. toplumun içine nakış gibi ince ince işlenir bu güzide “kutsal” kavram. muhafazakar toplum sağlam bir zemin üstüne oturtulur. tabular oluşturulur. tüketim kitleleri daha çok büyümeye başlar. bu da zaten global kapitalizmin işine fazlasıyla gelir. #4998936 (zitadam, 07.04.2009 20:2

Kız Tripleri

Bakalım delikanlılar bu işi nasıl çözmüş 🙂

(itüsözlük’ten aynen alınmıştır)

  1. -beni umursamıyosun.-çirkin olsam beni yine sever miydin(close2death, 07.04.2005 18:53)
  2. z: kadınların yapmacıklığı)(wolfshade, 07.04.2005 18:54)
  3. insanı dişilere düşman eden abuk davranış biçimleri…(azami kırk çöp, 07.04.2005 19:31)
  4. Çoğu tek bir anlama çıkan davranışlar topluluğu.
    tripler:ilgisizsin,umursamazsın,beni eskisi kadar sevmiyosun.
    meali:canım sıkıldı az kavga edelim.(battal boy cekirge, 07.04.2005 20:00)
  5. erkeklere karşı yapılan tripler olup genelde erkekler tarafından hiç umursanmaz yani amacına ulaşmaz.(scarlet, 07.04.2005 20:04)
  6. (bkz: erkek tripleri)(fırtık, 07.04.2005 20:06)
  7. -demet şu saçlarını açsana biraz
    -kötü olur ya boşver
    -olsun aç sen
    -ya dağınık ama,toplayamıyorum
    -ya bişey olmaz aç işte..
    -yok yok boşver
    -lan sanki soyun dedik..açsana şu saçlarını inada bindi iş resmen ya!..(close2death, 07.04.2005 20:14)
  8. (bkz: annem göster ama, verme dedi.)(doğru söyleyen yalancı, 27.04.2005 23:01)
  9. arkadaşlıktan öte bi ilişki*** olmayınca hiç çekilmeyen triplerdir. ayrıca sık sık “muayyen gününde misin?” sorusunu akıllara getirir.(comatose, 27.04.2005 23:17)
  10. genelde erkeklerin tavrını görmek ve sabrını ölçmek için hedeflenmiş davranışlardır. ancak bazen kızların birazcık nazlanma ihtiyaçları sonucunda ortaya çıkabilir. bu durumda illa ki bir suçlu aranacaksa, bu erkekler olmalıdır. çünkü erkeklerin çoğu, kız arkadaşlarını şımartmamak bahanesi altında, ilgi ve alaka göstermeyi gereksiz görürler. hele bir de ilişki süresi yıllarla ifade ediliyorsa.(pembe cekirge, 27.04.2005 23:27)
  11. (bkz: sevgilisinden ayrılmış kız davranışları)(close2death, 07.06.2005 00:01)
  12. herzaman erkeklerden trip beklenmemelidir genelde erkekler kızdıkları zaman trip yaparlar ama kızlar en ufak bişiide tribe dalarlar yukardaki örneklerde olduğu gibi düşüncesizlik kavramının dışındadır artık..(surat, 16.10.2005 15:34)
  13. piskolojik bir vakka olmakla beraber aynı zamanda anlamsızdır erkekler için.kız: – konuşma benimle sinir!!!
    erkek: – ne alaka şimdi? ne yaptım ben sana!
    kız: – ne bileyim yapmadın ama yapmayacağın ne malüm?(nothingelsematters, 17.10.2005 20:59)
  14. k- benle hiç ilgilenmiosun beni sevdiğine inanmıyorum hıncalcan böhühüö
    e- kanıtlayayım mı? ehe(trustno1, 24.11.2005 12:26 ~ 12:28)
  15. yapan kızı hanzo ile doğramak, ışık hızıyla uzaya fırlatıp enerjiye dönüştürmek, bilimum kozmetik ve genetik deneylerde kullanıp aldığı insan dışı görüntüyü internete salmak caizdir.
    (bkz: grr)
    (bkz: delirtme beniiiii)
    (bkz: charge yapıom dm bey)(muzcu, 24.11.2005 15:53)
  16. (bkz: o kıza nasıl baktığını gördüm)
    (bkz: beni artık sevmiyor musun)
    (bkz: sence güzel miyim)(dilemma, 24.11.2005 16:20)
  17. eğer bunlar erkek arkadaşa karşı yapılıyorsa,kız olmanın tek avantajını oluşturan triplerdir.(tuesflagellumdei, 07.05.2006 19:30)
  18. kız:…(yan yan sinirli bakışlar)
    erkek:(umursamaz tavırlar)
    kız:üfff püfff
    erkek:(ne var be tripleri)
    kız:(yandan takılan kısa saplı çantayı omuza tekrar tekrar takma tribi)
    erkek:(ybsg tribi)(ataraksia, 16.05.2006 15:43)
  19. en çok görülen türü sen beni sevmiyorsun dur. bu cümleyi duymanız için birşey yapmanız gerekmez durduk yere insanı dumura uğratır(dna, 21.10.2006 23:24)
  20. (bkz: kadına şiddete evet dedirten olaylar)(maglor, 18.04.2007 13:55 ~ 13:55)
  21. – beni seviyor musun?
    – e evet tabi ki.
    – o zaman biraz belli eder misin?
    – nasıl yaa?
    – ne biliim yap bişeler işte üüüff

    (bkz: fatal error)(dereye inip taş bulamayan adam, 27.07.2007 16:53)

  22. sevgili için 40 km yol gidilmiştir ve beklenti yüksektir.- hoş geldin aşkımm
    + hoşbulduk bitanem nasılsın bakalım?
    – iyiyimde sen söle bakalım özledin mi beni?
    + özlemem mi ya üüüfff!
    – delii. ama aşkım bişey dicem benim yarın ingilizce sınavım var. erken kalkmam lazım.
    + eee
    – uyumalıyım yani.
    + iyi madem(o kadar yol gelinmiş ama genede kıyamam ben sana deyip kabul edilir).

    yatakta

    – ya aşkım kızmadın dimi bana?
    + niye ki?
    – hani uyumam lazım ya
    + yok yok dersini geçmen daha önemli nasıl olsa bütün geceler bizim
    – aşkımm benim iyi uykular
    + sanada

    30 dk sonra

    – aşkım bak kızdıysan söle
    + valla kızmadım
    – iyi

    1.5 saat sonra

    – aşkım kızmadın dimi?
    + hı? ne? neyi?
    – neyse boşver bitanem.

    2 saat sonra

    – ya aşkım kızmışsın gibi hissediyorum
    + yatıp uyusana artık, kızmadım uyu!

    3.5 saat sonra

    – ya aşkım inan seni kırmak istemem
    + saat kaç?
    – 5
    + lan yat zıbar
    – nası konuşuyon sen yeaa
    + kızım mal mısın? hani senin sınavın vardı?
    – zaten hep bağır hani kızmamıştın?
    + gidiyom ben
    – git tabi bağır bağır, senin yüzünden kalııcamm
    + allahım aklıma mukayyet ol.(donnie darko, 27.07.2007 17:17 ~ 17:18)

  23. bir akşam vakti aniden msn’e gelen bir arkadaş:dişi #341: aferin
    dişi #341: bence daha fazla birbirimizi rahatsız etmeyelim azur.
    dişi #341: bu zamana kadarki arkadaşlığın için teşekkür ederim
    dişi #341: iyi dosttun
    (sn)azur: naber lan
    (sn)azur: pms
    the following message could not be delivered to all recipients:
    pms
    (sn)azur: pmspmspms
    the following message could not be delivered to all recipients:
    pmspmspms
    engellendim sanırım… böylece bir kız msn’ine daha elveda diyoruz… hayat çok acımasız… .. … ….(azureel, 21.12.2008 22:53)
  24. en klasiklerinden biri de “bende bir değişiklik var mı?” dır. devamı da “saçımı kestirdim, farketmedin bile” şeklinde gelir.birader sen 25 cm saçlarının ucundan 3 cm kestirmişsin, gelip farketmedin bile diye trip atıyosun. sen saçları 3 numaraya vurdurttun da ben mi farketmedim? özellikle farkedilmeyecek kadar kestirip, trip atabilme şansı yakalamak için fesatça ve haince planlarınız olduğundan şüpheleniyorum ey türk kızları.ben bunu bir kaç defa çok acı bir şekilde tecrübe ettim. günlerce yemediğim trip kalmadı. sonucunda kendi savunmamı geliştirdim. artık bana bir kız tek kolu kopmuş halde gelip, “bende bir değişiklik var mı?” diye sorsa, hemen “aaa, saçını mı kestirdin? çok güzel olmuş” cevabını yapıştırırım. olmadı “aaa kolunu mu kestirdin? çok yakışmış” derim. kimse kusura bakmasın.(alkolik2000, 02.03.2009 09:53 ~ 03.03.2009 08:43)
  25. genel kategoride düşünüldüğünde kızların kızlara attığı tripleri de içeren davranışlar.bunların içinde favorim arayıp sormama konusundaki ithamlardır.
    yahut sizinle görüşmek istediğinde ve sizin de başka bir planınız olduğunda bunun doğal olduğunu hesaba katmadan bıdı bıdı edip” beni çok ihmal ediyorsun,arkadaşlığımız eskisi gibi değil.” tadındaki iddialara da sık rastlanır.(düttürü dünya, 02.03.2009 10:20 ~ 10:51

**

sa: Bütün bunlara Evrimin “çocuk yap” baskısı mı sebep oluyor diye düşünüyorum. Belki de dişiler çocuk yaptığında bunun sorumluluğunu paylaşacak erkeği -günümüzde-böyle seçmeye çalışıyorlardır. Aslında tüfek icad edilmediği zamanlarda bu işler kokuyla bilinirdi sanırım

MB: Çocuk yapmak için gereken eylemden yoksun bırakarak mı? Bu duruma ne kadar sabrederse o kadar iyi bir baba mı oluyor?

sa: Evrim, O kızı -her ne saçmalık yaparsa yapsın- bırakmayacağının kanıtını bulmaya çalışıyor olabilir. Kızın bundan haberi yok, o sadece genlerinin ve annesinin kurbanı zaten!

Jung açısından GÖLGE

Gölge

Seks ve yaşam içgüdüleri Jung’un sisteminde de genel olarak temsil edilmektedir. Onlar Jung’un gölge adını verdiği arketipin bir parçasıdır. İhtiyaçlarımızın hayatta kalma ve üreme içgüdüleriyle sınırlı olduğu, kendimizin bilincinde olmadığımız ilkel insandan, “hayvan” geçmişimizden gelen bir parça.

Gölge, egonun karanlık yüzüdür; potansiyel kötülüğümüz genelde burada saklanmaktadır. Gerçekte gölgenin bir etiği yoktur; iyi ya da kötü değildir, tıpkı hayvanlardaki gibi. Bir hayvan yavrularını şefkatle sevme ve avlarını yiyecek için vahşice öldürme yeteneklerine sahiptir. Ama ikisini de yapmayı seçmez. Ne isterse onu yapar. O “masumdur.” Fakat bizim insani bakış açımızdan, hayvanların dünyası vahşi ve acımasız görünür, bu yüzden de gölge, kişiliğimizin itiraf edemediğimiz yanlarının saklandığı bir çöp kutusu haline gelir.

Gölgenin sembolleri, yılan, ejderha, canavarlar ve şeytanlardır. Gölge çoğu zaman bir mağaranın ya da su dolu bir havuzun; kollektif bilincin girişinde bizi bekler. Bir daha rüyanızda şeytanla mücadele ettiğinizi gördüğünüzde fark edeceksinizdir ki mücadele ettiğiniz yalnızca kendinizdir.

Daha fazla bilgi için bakınız: Jung hayatı ve felsefesine bakış

Aslında Gölgenin daha iyi anlaşılması için ego-özben-gölge tablosunu da hatırlamak konuyu daha anlaşılır kılacaktır:

Jung’a göre ego: Psişe içinde bilincin bir örgütüdür. Bilinç düzeyinde algılanan tüm duygu ve düşüncelerden oluşur. Ego psişe içerisinde küçük bir yer tutar. Gündelik yaşantımızı sürdürebilmemiz için içeriden ve dışarıdan gelen uyaranları, bilgileri filtre eder. Aksi halde biz yaşananla yaşanmakta olanı, düş ile gerçeği ayırt edemeyiz.

Bütünlük nedir?

Atlar (duygular) sağlıklıdır, arabaya (fizik beden) iyi bakılmıştır, arabacı (akıl) içerdeki yolcunun (özben ya da ruh) konuştuğu lisanı öğrenmiştir ve onun talimatları uyarınca atları incitmeden usulünce kullanarak kendisine sipariş verilen hedefe doğru güvenlik içinde arabayı götürmektedir. Gurdjieff’in at-araba  örneği üzerinden bakıldığında sanırım bu duruma “bütünlük” diyebilirim.

At-araba metaforu için; bakınız

Gustav Jung’un bu konudaki çalışmaları ise çok yönlü, çok zamanlı, çok toplumlu olmuştur. Kısaca alıntılar yapmaya çalışacağım.

“Jung tam bir birlik ve bütünlüğün çeşitli kültürlerde defalarca rastlanılan bir sembol olan bütünleşme çemberi (mandala) ile temsil edilebileceğini söylemiştir. Mandala, bireyin bilinçli veya bilinçdışı bütünselliğinin simgesidir. Çember, haç ve Jung’un da pek çok kez resimlediği mandala figürleriyle sembolleşmiştir. Mandala, meditasyonda, dikkati merkezde yoğunlaştırmak için kullanılan bir çizimdir.”

“Jung insanın ruhsal kişiliğini, bütün geçmişten soya çekimle gelen bu ortaklaşa bilinç dışı izlenimlerin onardığını ileri sürer. Freud’un cinsellik içgüdüsü ve Adler’in aşağılık kompleksine karşı çıkarak insanın ruhsal karakterini yaşama içgüdüsünün belirlediğini savunur.” “Jung’a göre cinsellik duyguları da yükseltme isteği de yaşlara ve koşullara göre değişen, bütün insan yaşamını belirleyecek güçte olmayan etkenlerdir. Buna karşı yaşama enerjisi her yaşta ve her koşulda gücünü sürdürür. Jung tip kuramını da bu tip üzerine kurar, yaşama enerjisinin içe ya da dışa dönük oluşuyla insan tiplerini” entrovert” ve “ekstrovert” olmak üzere ikiye ayırır.” “Diğerinin sevmediğimiz özellikleri, kendi kendimizi bulmaya yardım edebilir.” der Jung.

“Jung’a göre gölge, bilinçaltı bir komplekstir. Bilinç ve benliğin karşıtı, tersidir. İstenilmeyen, kabul görmeyen tüm kişisel özelikler gölge kompleksine dâhil olmaktadır. Örneğin, kişi kendini ince olarak tanımlıyorsa onun gölgesi kaba ve katıdır. Acımasız birinin gölgesi çok ince ve şefkatlidir. Kendini çirkin olarak tanımlayan kişinin gölgesi güzel olmaktadır. Jung’a göre gölgenin içindekiler kötü olmak zorunda değildir. Gölge ne mutlak iyi ne de mutlak kötüdür. Varlığımızın az gelişmiş ve gelişmemiş yönleri bu tanımın kapsamı içindedir. Jung, gölge dokunun varlığını bilinçaltından bilince kavuşturmanın önemini vurgulamaktadır.” “Gölge, egonun başkalarından saklamayı istediği, ruhu ile ilgili utanç duyduğu, görmezden gelmeyi yeğlediği, alt, uygarlaşmamış ve hayvani nitelikleridir. Egonun nefisle özdeşleşmesi onu şişirir ve tehlikeli kılar.” “Yunus Emre insan ahlaki varlığının en büyük düşmanı olarak nefsi kabul etmiştir. Nefsin ıslahını da Jung gibi sevgiye bağlamıştır. Jung’a göre gölgeler tamamlanmayan bir bulmacanın eksik parçalarıdır.”

“Krishnamurti şöyle diyor: “Dünyadan sorumluyum, çünkü ben dünyayım.” Jung da bunu benzer bir biçimde ifade etmiştir: “Dünyada bazı şeyler yanlış gidiyorsa bu, bireyde bir şeyler yanlış gidiyor, dolayısıyla bende de bir yanlışlık var demektir. Bu yüzden, eğer duyarlı biriysem önce kendimi düzeltmeliyim.”

“Bilimsel ruh incelemesinin (psikoloji), geleceğin bilimi olduğuna inanıyorum. Psikoloji doğa bilimlerinin en genci ve henüz emekleme evresinde bugün. Bizim için en önemli bilim dalı bu; gerçektende, insanoğlu için en büyük tehlikenin açlık, deprem, mikroplar, kanser olmayıp, yalnızca insanın kendisi olduğu, göz kamaştırıcı bir açıklıkla ortaya çıkmaktadır. Nedeni ortada: Ruhsal yaraları saracak, etkili bir çare yok henüz, oysa bu yaralar doğanın en acımasız, en büyük yıkımlarından daha da yok edicidir! İnsanı olduğu gibi halkları da korkutan en büyük tehlike psişik tehlikedir. Beliren genel güçsüzlüğün nedenleri, bilinçaltını hiç dikkate almaksızın tek bilinçle, ama yalnızca bilinçle ilgilenilmiş olmasıdır.”

“Bilinçaltı ürkütücü bir canavar değildir. Doğal bir organizmadır. Ancak bilinçli davranışımız işe yaramaz duruma girdiğinde tehlikeli olabilir. Kendimizi baskı altına aldıkça bilinçaltının tehlikelerine kendimizi maruz bırakmış oluruz.”

“Yaşamımızın büyük bir bölümünü bilinçdışında geçiririz.”

Her insan kendi kendinin ödül ve cezasıdır. Jung’a göre bilmek için mutlaka öğrenmek, yaşamak ve deneyimlemek gerekmektedir. Bilen ile bilmeyenin farkı insan olan ve insan olamamış şeklinde tüm kadim öğretilerde farklı ayrımlar ile nitelendirilir.

Jung’a göre kurtuluş bireyleşmedir. “O, saygınlık ve ahlak doğruluğunun güvenli ve sıradan yolu yerine, o, çok tehlikeli olan ama dönüşümün yegâne gerçek kaynağı, yaşamın canlılık ve güç deposuna götüren eninde sonunda karşılığını verecek ana yolda yürür.” Jung, insanoğlunu özgürleştiren, tüm bağlantı zincirlerini kıran kalbin bilgisini, ruhun dilini yüzeye çıkarmayı hedeflemiştir. Farklılaşma yaratılışın gereğidir. Gaye sadece farklılaşmak değil, gerçek doğamız için uğraş vermektir, faal olmaktır, bu zaten farklılaşmayı gerektirir. Birey olabilen insan, büyüyen bir hayat ağacıdır. Geri dönüş yolculuğu da bireyin kendine özgü olmalıdır.

Var olmanın aşkın tamlığı ya da hiçliği (Pleroma) ile insanın birleşme ve yeniden bütünleşme arzusunu dile getirmiştir. Bütünleşmiş ama birey olarak da kalabilmiş dengedeki bilinci yaşamaktır amaç. Egoyu öldürmeyi, kendini yok etmeyi değil, kendine hâkim olmayı, kendini her yönü ile tanımayı önemsemiştir. “Yapacaksın…, yapmayacaksın…” ahlaksal hegamonik sarmalından çıkıp özgürce kendi farklı yolunda yürümeyi önermiştir. Bu, ceza, tehdit, ahlakçı korkutma vesveselerinin dışında ama erdemli ve özgür bir yoldur. Jung, sadece iyilik ve ahlaksal tamlığın var olmanın bütünlüğünün yerini alamadığını fark etmiştir. “İyi ve kötü olarak yapay ikiye bölünme kişide tamamlanmamışlık hissi uyandıracaktır. İyi ve güzel için çabalarken kötü ve çirkine de ulaşırız.” İki kutbun arasında üçüncü bir kutup bulunduğunu belirtir. Jung’a göre, kötülüğü de bilmek (yapmak değil) zorundayız.(gerektiğinde ona hâkim olabilmek için) Kendini her yönü ile tanıma ancak bu şekilde gerçekleşebilecektir. Bütünleşmiş ancak birey olmanın farkındalığını da aynı zamanda hissedebilmiş şekilde kalabilmiş bilinci yaşamaktır amaç. “Ölülere yedi vaaz”da şöyle geçer: “Kendimizi karşıt çiftlerden nasıl birer ayrı varlık haline getireceğimizi bilirsek kurtuluşa ulaştık demektir. İnsan Tanrıların özünü paylaşandır, tanrılardan gelir, tanrılara gider.”

Bireysel ve çevresel katılaşmış dogma ve taassupların yıkımını özendirir. O, önce bireyin koşullanmış zihninin değişimi sonucu dünyanın da değişeceği tutumunu ve insanın bütünlüğe yeniden ulaşmak için çabaladığı evrensel mücadelesini hatırlatmıştır. Bu yol, gerçek doğamız için verilen uğraştır. “İtici kuvvet bireyselleşme ilkesidir. Tek yanlılık ise deliliği getirir.” Yaratılmış dünya ve üzerindekiler değişime tabidir. “İnsanoğlu gerçek çözümlere ulaşmak için, kavramlarını değil, kendini değiştirmek zorundadır. Böylesine önemli bir değişim kökleri, teorik bilgide değil, kendini tanımada, düşüncesini kontrol etmek yeteneğinde yatar.”(logos ilkesi: dile getirilmiş düşüncenin cisimleşmesi) İnsanın içindeki tanrısal özü uyandırmak istemiştir. Aydınlanma yolculuğu için yola koyulanlara “Dışarıya değil, içinden…” der. Bireysel çabaya önem vermiştir. Jung’a göre “her insan sık bir ormanda yolunu zahmetle açarak ilerleyen bir kâşiftir.” Bir biliciyi kör takibi değil, içindeki biliciyi uyandırabilmeyi ve bir bilici olabilmenin gerekliliğini belirtmiştir.

Bütünlük hissi, Jung’un yukarda belirttiği gibi sağlanabilir sanırım. Bunu İbn Arabi’nin pek çok yazısında, anadolu bilgeleri ve ozanlarının deyişlerinde, kuantum fiziğinin ilkelerinde de aynen bulmamız mümkün.

Yollar çeşitlendirilebilir şüphesiz ve yapılmalıdır da; ancak her ne yoldan gidilirse gidilsin Bütünlük hissi, tamlık ; bizler için bir Hâl, arada ziyaret edebilme lütfuna mazhar olduğumuz bir makam gibi görünmekte bana.