Yeni Rüya Gurubu

Geçtiğimiz yazdan beri yeni bir rüya gurubu başlatmamıştım, sanırım bişeylerin olgunlaşmasını bekliyordum. Şimdi yeni ve meraklı rüya severler için kendimi hazır hissediyorum.

Bu eğitimle ilgili detaylı bilgiyi şu başlıkta bulabilirsiniz:

https://blog.sonsuz.us/?p=144

Gurup en az 6 en fazla 10 kişi olabilecek ve haftada bir gün/2 saat, toplam 9 hafta sürecektir.

İlgilenenlerin, [email protected] adresinden benimle doğrudan temas kurmalarını rica ediyorum.

Sevgilerimle,

Sibel Atasoy

Not: 1. Eğitim ücretsizdir.

        2. Bu programdan önceden mezun olmuş arkadaşlarımın deneyimlerini zenginleştirmeleri açısından yeni gurupta beni asiste etmelerini arzu ederim.

Self’le İlişki

…

Daha önce de işaret ettiğim gibi, bireyleşme süreci, başkalarının papağana benzeyen her türlü taklidini dışlar. Zaman zaman bütün ülkelerde insanlar içsel önderlerin temel dinsel yaşantılarını birtakın “dış” ya da törensel yöntemlerle taklit etmeye çalışmış, bu yüzden de “taşlaşmış”lardır. Büyük ruhsal önderi izlemekonun yaşamında sürdürmüş olduğu bireyleşme sürecinin tarzını kullanıp kopyalamak değildir. Daha çok onun başardığı gibi, aynı cesaret ve dürüstlükle kendi içsel yolunu izlemektir.

Bilinçdışının işaretlerini anlayabilmek için kişi kendini yitirmemelidir. Gerçekten de egonun normal yolda işlev görmeyi sürdürmesi yaşamsal önemdedir; çünkü ancak bilinçli bir insan olarak mükemmel olmadığımın bilincinde kalabilirsem bilinçdışının önemli içerik ve süreçlerini algılayabilirim. Ama bir insan kendisi ile evrenin birliği duygusunun gerilimini, o sırada yalnızca zavallı bir dünya yaratığı iken nasıl kaldırabilir? Bir yandan kendimi sadece istatistik bir sayı olarak algılarsam, yaşamımın hiç bir anlamı kalmaz. Ama öte yandan kendimi çok daha büyük bir şeyin sadece bir parçası sayarsam ayaklarımı sağlam basmayı nasıl sürdürebilirim? Bu içsel zıtlıkları içimizde birine ya da öbürüne düşmeksizin birlikte tutabilmek gerçekten çok zordur.

Kişi kendi bilinçdışının isteklerine uymaya çalıştığında yalnız kendine uygun olanı yapamaz, aynı şekilde sadece çevresinin isteklerini de yerine getiremez. Bu arada kendini bulabilmek için sık sık kendi gurubundan; örneğin ailesinden, eşinden ve öbür kişisel bağlantılarından farklı düşmeyi de göze almak durumunda kalır. Bunun sonucu olarak kimileri, bilinçdışını gözetmenin kişiyi toplum dışı ve bencil yaptığını ileri sürerler (ki bu bana aynen oldu-Sibel’in notu). Ama aslında öyle olmaz; çünkü burada daha az bilinen bir başka gerçek, yani self’in kollektif ya da toplumsal yönü oyuna girer.

Pratik bir bakış açısından bu etmen, düşlerini belli bir süre izleyen kimsenin, kısa zamanda çoğunlukla çevresindeki diğer kimselerle olan ilişkileriyle uğraştığını fark etmesiyle ortaya çıkar.

Düş yorumunun buradaki işi, kişinin hangi özel alandakiuygunsuzluğunun söz konusu olduğunu ortaya çıkarmaktır. (Buna özne düzeyinde düş yorumu denir)

…

Bu yüzden çoğunlukla ruhça birbirine uyan, aynı zihniyete sahip kişiler birbirlerini bulurlar ve bu guruplanış bütün dış toplumsal, örgütsel düzenlemelerden bağımsız olarak işler. Birleştirici unsur bilinen iliki, çıkar ortaklıkları değil, self aracılığıyla oluşan bir  bağdır. Böyle bir gurup başkalarıyla mutlaka çatışma halinde değildir. Yalnızca “özel” ve “başka”dır.

-devam edecek-

Jung-İnsan ve Sembolleri Kitabından özetleyen Sibel Atasoy

Izdırabı feda etmek!

  1. İnsan hapishanededir ancak bunun farkında değildir. Farkına varan her aklı başında kişi hapisaneden kaçmak ister, kaçmak için tünel kazmak lazımdır. Bunun dört gerekli şartı vardır;
  • a) Özgür olmadığını, hapishanede olduğunu kabul etmek.
  • b) Evvelce hapisaneden kaçabilmiş kimselerden yardım almak.
  • c) Kaçış organizasyonu asla tek kişi olarak gerçekleştirilemez. Bir grup çalışması elzemdir.
  • d) Büyük bir çalışma ve çaba gereklidir : “belirli bir amaca yönelik şuurlu çabalar”

22.İnsan yeterince yöntemli ve kararlı ise bir alışkanlığını değiştirebilir.          Ancak ; Bir kimse kendi üzerinde çalışıyorsa o kimse mümkün   olabilecek ek değişiklikleri hesaba katmalı ve bunları önceden düşünmelidir. (Kendi üzerinizde değişikliğe muvaffak olduğunuz her husus, değişmesini belki de arzu etmediğiniz alışkanlık ya da karakter özelliklerinizi etkiler ve siz farkına varmadan devreden çıkar ya da beklemedikleriniz devreye girer.)

  • 23.Ya da ! Değişmek isteyen fazlalıklarını “terk” etmelidir.
  • 24.İnsanların feda etmeleri gereken en önemli şey “ızdıraplarıdır”. İnsan öyle yapılmıştır ki ; ızdıraba olduğu kadar asla başka şeye o kadar çok bağımlı değildir. Zevklerden daha kolay feragat edilir.
  • 25. Izdırap olmadan birşey kazanılmaz ama ayni zamanda insan ızdırabını feda ederek işe başlamalıdır.

Çalışmamın tamamı için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=244

Acaba Gurdieff Hoca, ızdıraba bağımlı olmanın da bir zevk olabileceğini bir yerlerde söylemiş miydi? Çünkü bunu düşünmemiş olmasını tahmin edemiyorum. Biliyorum bu fikrimi muhtelif yerlerde dile getirdiğimde sıkça şiddetli itirazlarla karşılaşıyorum, hatta “sen izdırap çekmemişsin, acı nedir bilmeyen bir müreffehsin!” diyenler oluyor. Saygı duyuyorum, belki de öyledir ya da oradan öyle görünüyordur.

Basit örneklerden yanayım ben; kimileri tatlı yemeye düşkünken kimileri de zehir gibi acıya düşkün oluyorlar, bunu neden yapıyorlar? İnsan ağzını dilini, boğazını neden yakmak ister ki! Bu bir zorunluluk filan değil. O halde geriye zevk aldıklarını kabul etmek kalıyor. Aynı şekilde sadece korku filmi izleyenler var, kesik organlar havalarda uçuşuyor, ortalığı kan götürüyor, hep daha çok korkabilmeye çalışıyorlar, neden peki?

Sanırım bütün bunların adrenalin salgılamasıyla bi ilişkisi var.

Bu arada, “şikayet mekanizması” başlıklı yazı da sanırım bu konuyla oldukça ilgili görünüyor, göz atmak isterseniz, bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=136

Hayatımız test

Hakikaten kendimizi anlamaya yönelik arzumuz ne kadar yüksek. Hele psikoloik testleri yapmaya bayılırız, en azından benim böyle bir gözlemim var. Az önce bir arkadaşımdan çeşitli testler olan bir adres gelmiş, ben de ilkini yaptım;

Görsel Algınıza Göre Karakter Analizi

Kişiler etrafındaki olayları kendi algılarıyla biçimlendirir ve yönlendirirler. Karakter dediğimiz şey bu algıların neticesinde geliştirdiğimiz davranış biçimlerinin toplamıdır. Bu testi tamamladıktan sonra görsel algılama şeklinize göre karakterinizi öğrenebilirsiniz. Test sonuçları bilimsel değer taşımaz.
Tabi sonuç beni bi hayli güldürdü sabah sabah;

“Hayat Bir Oyun” Diyenlerdensiniz

Hayatın çok fazla ciddiye alınacak bir yanı olmadığını düşünüyorsunuz. Sizin için bir işin içinde eğlence ve heyecan yoksa bir anlamı da yok. Kendilerine ulaşılmaz hedefler koyarak, hayatlarını o hedeflere ulaşmak uğruna mutsuzluk ve hırs içerisinde geçiren insanları anlamakta zorluk çekiyorsunuz. Çünkü siz eğer bir iş yapıyorsanız o işten keyif alıyor olmanız gerekir, aksi takdirde sadece bir hedef belirleyip ona koşuyor olmak, sizin için anlamsız bir uğraş. Bu yüzden siz rahat ve keyif veren tavırlarınızla herkesin kendi yaşamı içerisinde birlikte olmak isteyeceği huzur veren bir karaktersiniz.
“Oyun”, şurada mütevazi sitemde bile sanırım en çok kullanılan kelimedir, üstüne üstlük bi de “oyun kuramı” nı yazmışım!
Neyse siz de test severlerdenseniz adresi veriyorum, keyfini çıkarın derim:
http://testyourself.tr.msn.com/test/gorsel/Start.aspx
İyi haftalar…

Kartalın Yayılımları

Biz algılarız.

Bu, kesin bir gerçek. Ama ne algıladığımız, aynı türden bir gerçek değil,çünkü ne algılayacağımızı öğreniriz. Görücüler, orada bi madde dünyası olduğunu düşünmemizin sebebi farkındalığımızdır der. Fakat esasında gerçekte oradaki akışkan,sürekli hareket halinde ve yine de değişmeyen, sonsuza dek sürecek olan Kartal ın yayılımlarıdır.

Eski görücülerin bize bıraktığı en önemli mirasın, tüm hisseden varlıkların varoluş nedeninin farkındalığın arttırılması olduğunun keşfi dir. Eski görücüler sadece inançla ilgili olmayan bi cevap buldular. Eski görücüler, tarifsiz tehlikeler göze alarak, tüm hisseden varlıkların kaynağı olan tanımlanamaz gücü gerçekten görmüşlerdir. Ona Kartal demişler çünkü mümkün olan birkaç kısa bakış anında, siyah-ve-beyaz, sonsuz boyutlarda Kartal’a benzeyen bir şey görmüşler. Onlar farkındalığı bağışlayanın Kartal olduğunu görmüşler. Kartal,hisseden varlıklar yaratıyormuş ki onlar yaşasın ve verdiği yaşamla farkındalığı zenginleştirsin. Ayrıca aynı zenginleşmiş farkındalığı, hisseden varlıklar ölüm anında terk edip gittikten sonra yiyip yutanın da Kartal olduğunu görmüşler.

DJ’’Bir görücü için insanlar ışık saçan varlıklardır. Bu parlaklık, Kartal ın yayılımlarının bir parçası olan yumurtamsı kozamızla kılıflanmıştır. İşte bu parça, az sayıdaki, kılıflanmış yayılımlar, biz insanları oluşturur. Algılamak,kozanın içindeki yayılımlarla, dışarıdakileri birbiriyle karşılaştırmaktır.’’

‘’Örneğin görücüler, herhangi bir canlının içindeki yayılımları görür ve bunların dışarıdaki hangi yayılımlarla uyabileceğini söyleyebilir. Yayılımları kişisel yorum olarak ışık lifçikleri gibidir diyebilirim. Olağan farkındalığın kavrayamadığı, lifçiklerin farkındalığıdır. Yine kendi yorumum, lifçikler kendilerinin farkındadır, canlı ve titreşim halindedirler, onlardan o kadar çok vardır ki sayılarının anlamı yoktur ve her biri kendi içinde bir sonsuzluktur.

Bu konuda az önce Burhan arkadaşımızın gündeme getirdiği sorular vardı:

a)Tüm yaşayan varlıkların farkındalığının , birbiriyle anlaşabilmeleri için kendine has bir öz yansıma derecesi olduğu savı (farkındalığın artması bu öz yansıma işini nasıl etkiliyor olabilir ,ya da etkiler mi? )
 
b)Son bölümde CC farkına varmamasına karşın içeri giren  tuhaf yaratıklarla geçen mücadele gecesi ve sonundaki kaçış süreci ile ilgili olarak ,
Genaro ve DJ dikkat konumlarını değiştirerek bu mücadeleye girmeyebilirler mi , bu mücadele CC ‘nin iki dikkat arasında sıkışıp kaldığı savunmasız konumundan mı kaynağını almakta? Ya da  o alana girdiğinizde .o varlıklarla bir kez karşılaşınca , belli bir üstünlük kurmadan çıkamayacağımız bir durumumu ifade etmekte ?

Kendimce şöyle cevapladım, sanırım üzerinde biraz daha konuşmaya gerek olacak:

a) İki insanın birbiriyle (kolayca) anlaşabilmeleri, kozalarının içindeki parlak bantın aynı konuma yerleşmiş olmasındandır. Farkındalığın artması, daha çok bandın aydınlatılması demek olduğundan bu tür kişiler daha çok insanla(varlıkla) kolayca iletişim kurabilir.
b)  O varlıkları Castaneda görmediği için (kendini buna-mantık dışı gördüklerine- kapatmış olduğu için) bi anlamda son derece rahat davranıyor. İçeri giren varlıklar ona soğuk hava olarak çarpıyorlar. Biz de muhtemelen günlük hayatta bunu defalarca yaşıyoruz (son zamanlarda ben bunları biraz farklı hissediyorum doğrusu). Genaro ve Dj ise, GÖRDÜKLERİ için gerek olmadıkça o varlıkların önüne çıkmazlar. Eğer gerektiyse ya da kaza eseri (bu konuda CC onları bilmeden çekmişti) karşılaşırlarsa korunma yolları var sanırım. Buna bir mücadele denebilir mi bilmiyorum, ben daha çok korunma işlemi demek ister gibiyim.
Üstünlük kurma gibi bir istek var ise büyücüde, bunun için kendi DOSTlarının yardımını talep eder muhtemelen ve bu mücadelenin o büyücünün “bilgi adamı” olma potansiyelinde gerilemeye sebep olacağını tahmin ediyorum.(Üstün de gelse-yenilse de titrşim açısından zarara uğrayacağı sanısındayım.)