Ceza ve Ödül değil On-ikinci Tabaka

Ceza ve ödül, insana ait olan -ve intikam ya da kutlama yaratan ve bir İnsan hak ettiği şeyi almadıkça tamam olmayan bir paketi bağlayan- kavramlardır. Bu sizin, birçok kavramla yaptığınız gibi, Tanrı’ya yapıştırdığınız bir 3B kavramıdır. Sizin zihninizde, Tanrı ödüllendirir ve cezalandırır. Bu kavram sizin tüm “modern” inanç sistemlerinizde yer alır.

Siz, cennette de bir tür kavga olduğuna inanırsınız. Size göre, orada melekler iktidar için birbirleriyle dövüşmektedirler. Orada yönetim hiyerarşileri vardır. Hatta orada, her nasılsa güçlü olmasına da izin verilmiş olan ve sizin ruhunuzu ele geçirmeye çalışan düşmüş bir melek vardır. Orada intikam ve ceza, dehşet ve nefret vardır. Orada meleklerle savaşan iblisler vardır ve Tanrı her nasılsa tüm bunların ortasında, neyin doğru neyin yanlış olduğuna “karar veren” olarak bulunmaktadır.

Bu size gerçekten Tanrı gibi geliyor mu? Hayır. Bu, çok- boyutlu bir halde orada olmayan bir şeyi doğrulamak için elinden geleni yapan İnsan beynidir. Böylece, o tüm İnsan niteliklerini gökteki Tanrı’ya yükler ve çağların mitolojisi bununla doludur. İnsanlar kendi bilinçlerinin ötesinde düşünemezler ve bu olgu, “Sen bilemeyeceğin şeyi bilemezsin” sözüyle ifade edilir.

Söyle bana, sevgili varlık, sen bir başlangıcı olmayan bir şeyi düşünebilir misin?

Zamanın bir başlangıcı yoktur. Evrenin bir başlangıcı yoktur. SENİN bir başlangıcın yoktur! Sen hep vardın ve hep var olacaksın. Ama İnsan beyni bu gerçeğe karşı çıkar. Çok-boyutlu bir halde, bir “yer” diye bir şey yoktur. Siz sınırlı düşünüşünüzü aşıp bunu düşünebilir misiniz?

Yaratıcı saf, koşulsuz sevgidir, yaşam’a eğilimlidir ve trilyonlarca ruhun bir toplamıdır. Perdenin öbür tarafında, biri hariç hiçbir İnsan niteliği yoktur; o tek nitelik, gerçek olduğunu bildiğiniz sevgidir, çünkü o Dünya üzerinde de güçlüdür. Perdenin öbür tarafından bu tarafa el değmeden (değişmeden) geçen birkaç şey vardır. Onlar sevgi, müzik, sanat, yaratıcılık ve yuvayı bulma arzusudur. Bunlar sizin sahip olduğunuz ve tanrısal olan yegâne niteliklerdir. Başka her şey sizin kendi yapımınız, kendi icadınız, kendi 3B sisteminizdir.

On-ikinci Tabaka “Tanrı’nın suretinde yaratılmış”tır. İçinizdeki Yaratıcı’nın sureti olan, bu tabakadır.  3B numerolojisinde, on-iki sayısı üç’e indirgenir ve o burada “üçüncü dil”i temsil eder. Bu, daha önce de söylediğimiz gibi, Ruh’un, size sezginiz yoluyla mesajlar veren sözsüz, çok-boyutlu dilidir. Üç, ayrıca DNA’nın, Yükseliş ve Aktifleştirme Tabakası denen Üçüncü Tabakasıdır. Bunlar birlikte çalışır ve tanrısal değişim için bir katalizör oluşturur. Daha önce açıkladığımız gibi, DNA’nın Üçüncü Tabakası, Yüksek Benliğiniz olan Altıncı Tabaka ile birlikte çalışır. Eğer ben size çok-boyutlu numerolojiyle ilgili bir ders veriyor olsaydım, Onikinci tabaka ile ilişkili kuantum sayının otuz-üç olduğunu söylerdim! Çünkü o üç’ün kendi üzerindeki enerjisidir ve “etkisi” kuantum bir halde sayılır.

On-ikinci Tabaka, Tanrı tabakalarının üçüncüsüdür ve “içinizdeki Tanrı”nın enerjisi olarak kabul edilebilir. Tüm tabakaların en kuantumu olarak, o gerçekten de kendi DNA’nız içindeki Yaratıcı enerjidir. Onun, var olmak ve İnsanın içinde Tanrı’nın yaşam kuvvetini yaratmaktan başka bir işlevi yoktur. Tanrı’nın, var olan her şeye nüfuz eden sevgisi işte böyledir. Dolayısıyla, On-ikinci Tabaka, Tanrı’nın tüm yaşam kuvvetine, özellikle tanrısal İnsana karışımını temsil eden bir enerji birleşimidir.

Kryon’dan özetleme-sa

KATKI Sorunsalı

Garip ama evrenimiz katılıma açık bir evrendir der Wheeler.
Aynı söylemi Nobel ödüllü Prigonine de şöyle ifade etmiştir:”Adına gerçeklik dediğimiz her ne ise bize ancak etkili, yapıcı katkımız oranında açımlanır.”

Buradaki “KATKI” sözcüğünden bazıları, ‘Tanrı benim’ sonucunu çıkarırken, daha fazlası ‘ben tanrının kuluyum’ anlamını çıkrarır. Böylece kıyasıya bir çekişme başlar. Herkes istediği anlamı yüklemekte özgürdür, biz gezgin şamanlar, KATKI sözcüğünü yaratımın ikili doğası olarak anlarız, tıpkı çoğu kuantum fizikçisi gibi.

Durmadan ve durmadan ilerlemeliyiz
Bir başka yoğunluğa doğru
Daha yüksek bir birleşme, daha derin bir birlik için
Karanlık, soğuk ve bomboş ıssızlıklar arasında,
Dalgalar ağlar, rüzgar ağlar, sonsuz suları
Yelkovan kuşuyla, domuz balığının.
Sonumdadır benim başlangıcım.
T.S.Eliot
Pazar gününe katkım olsun. Aloha

Savaşsız Bir Dünya

11059743_1064170633668508_3164349486361072506_n

Savaşsız bir dünya, herkesin aynı şeye inandığı anlamına gelmez. O sadece, savaşın bir eski enerji barbarlık sistemi olduğu konusunda bilgece, tekâmül etmiş bir fikir birliğinin olduğu ve İnsanların artık bunu yapmadıkları anlamına gelir. Onlar, açgözlülüğün ve kurnazca yönlendirmenin (manipülasyonun) dışında, yüksek-bilinçli mantığı kullanır ve dünyanın dolaşık olduğu ve ülkelerin doğa yasalarının dışında olmadığı fikrini benimserler. Onlar birlikte çalışırlar! Kryon

Onbirinci Tabaka; Bilge Tanrısal Dişi-Saf Şefkat

İnsanlığın cinsiyet meselesi çok uzun bir zamandır dengelenmemiştir ve erkekler, daha iri olduklarından, kazanırlar! On-birinci Tabaka, şefkatli İnsanı dengelemek, böylece bilge, tanrısal dişinin hem erkeklerde hem de kadınlarda ortaya çıkabilmesini mümkün kılmak için mevcuttur.

Cinsiyet dengesinin nasıl olmasının tasarlanmış olduğu konusunda size büyük bir ipucu vereceğim. Size kendi DNA’ larının tohumunu ekmiş olanlara “Yedi Kız Kardeş” (Pleiadesliler) deniyordu. Yüz bin yıldır kuşaktan kuşağa aktarılan, dünyanın birçok bölgesinde taşlara resmedilen mitolojinin çoğunda, bazı uzaylı kadınların Dünya’ya indikleri ve küçük adamların onları kovaladıkları anlatılır! Aslında, erkekler hiç de küçük değildiler, ama kadınlar iriydiler. Uzay yolculuğu yapmak kadınlara düşüyordu, çünkü onlar buna daha uygundular. Pleiadesli erkekler daha sonra geldiler ve onların da özel nitelikleri ve becerileri vardı; bu tanrısal, bilge bir dişi enerjiyi ön plâna çıkaran, çok onurlu ve paylaşan bir kültürdü. Hem kadınlar hem de erkekler bilimcilerdi, her iki cins de birbirine saygı duyuyordu ve onların kültüründe hiçbir cinsiyet engeli, hiçbir şablon ve kölelik yoktu.

Dolayısıyla, bu dengenin nasıl olması gerektiğiyle ilgili kaydedilmiş-plân sizin DNA’nızda bulunmaktadır. Yine, On-birinci Tabaka da, siz onu isteyene dek öylece hareketsiz duran bir enerjidir. Ama yeni değişimde o hafifçe aktifleşmiş ve 2004’te- ki Venüs geçişiyle birlikte daha etkileyici bir enerjiye kavuşmuştur. İnanılmaz bir biçimde, Venüs geçişi Haziran 2012’de tekrar vuku bulacaktır. Genellikle bu geçişler yüzlerce yıl arayla meydana gelir, ama bu iki geçiş birbirine çok yakındır. Bunun nedeni ne olabilir? Çünkü gezegeninizin bu şefkatli, anaç enerjiye ihtiyacı vardır ve Venüs’ün Dünya’ya aktardığı enerji tam olarak budur. O sevgi, güzellik, şefkat ve yumuşaklık getirir ve iki geçiş arasında sadece sekiz yıl vardır. Sekiz sayısı, tezahür eden bir enerjiyi temsil eder ve dünyanızın buna ihtiyacı vardır.

Bu geçişin amacı ve yararı nedir? Bu, Gaia’ya enerji zerk etmektir. Geleceğin yakıtını depoya doldurmaktır, ki böylece insanlık onun için hazır olduğunda, enerji çoktan orada bulunuyor olacaktır. Gaia ve sizin DNA alanınız birbirine çok dolaşıktır. Yerküre’nin Kristalimsi Ağı’na hitap eden (onunla konuşan), sizin DNA titreşiminizdir. Sizinle Gaia arasındaki ilişki o kadar güçlüdür ki, bir Işık-işçisi bir bölgede meydana gelecek olan bir depremi önleyebilir! Bunu biliyor muydunuz? Böylece, DNA’nın bu tabakası insanlığın geleceği için hazırlanmıştır ve mevcut olan yüksek titreşimden ötürü kitlelerin bilgeliği artmaya başlarken aktifleşmeye hazırdır. Ama bu tanrısal dişi enerji Gaia’da depolanmaz. O sizin içinizde depolanır!

On-bir sayısının, sadece “aydınlanma” anlamına gelen bir ana sayı olmadığına, içinde Kryon’un sayısını da taşıdığına dikkatinizi çekerim. Yirmi bir yıl önce yayınlanan Birinci Kitabımızda açıkladığım gibi, benim sayılarım dokuz ve on-bir’dir, yani tamamlama ve aydınlanmadır: Eskinin tamamlanması ve değişimin yarattığı bir aydınlanmanın başlaması.

Bu dünyadaki tüm üstatlardaki fark, DNA’nın On-birinci Tabakasıdır. Bu dünyada yaşamış olan üstatlarda dişi enerjiyi görebilir misiniz? Onların cinsiyetlerine bakmayın. Onlardaki dengeyi göremiyor musunuz? Erkeklerin gözlerindeki şefkati, kadınların gözlerindeki gücü görebilir misiniz? Bu kutsal, tanrısal olan ve İnsandaki On-birinci Tabakanın yardım ettiği bir dengedir. O, bu amaçla oradadır; çünkü cinsiyet bölünmeye, nefrete, önyargıya ve daha da kötüsüne neden olabilir.

On-birinci Tabaka, Tanrı tabakalarının İkincisidir ve gerçekten de evrendeki en güçlü kuvvettir, çünkü o tüm insanlığın -anne enerjisi içinde özetlenen- şefkatini temsil eder. O, İnsan onu istemedikçe orada olmayan bir enerjidir. Onu istemedikçe kadınlar bile ona sahip olmazlar. O, tanrısal dişi enerjidir ve her iki cinsiyet içindir. Hepinizdeki “ana”yı temsil eder, ama sadece anayı değil, tanrısal şefkatli bir anayı.

Kryon’dan özetleme-sa

Dokuzuncu Tabaka: İnsan şifasının Eksik Bölümü!

Dokuzuncu Tabaka çok-boyutlu enerjiye karşılık verir! O nedir, diye sorabilirsiniz. İnsan bilincidir. İnsanlık tarihi boyunca bunun sonuçlarını görmüş ve ona birçok isim vermişsinizdir: Dua, meditasyon, ibadet, iman ve olumlu düşünme. Sonuçlar? Mucizeler, kendiliğinden iyileşmeler, tam şifalar.

Böylece, İnsan bedeninde gerçekte iki bağışıklık sistemi bölümü bulunduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan biri, bir ilk savunma sağlayan, ama Dokuzuncu Tabaka ile çalışması gereken ve genellikle bunu yapamayan 3B kimyasıdır. Dokuzuncu Tabaka, her DNA molekülünde bulunan çok-boyutlu bir tabakadır; ama o, İnsan ya da başka bir çok-boyutlu enerji ona bir biçimde hitap etmedikçe (onunla konuşmadıkça), hiçbir şey yapmaz. Bu ikinci bağışıklık sistemi bölümü (Dokuzuncu Tabaka) çok derindir, ama kimyasal kurallara bağlı değildir. O, hücresel çerçevenin manyetik bölümlerini değiştirebilir; anlaşılmayan, bir mucize gibi görünen, ama çok-boyutlu olan ve bedenin sahip olduğu her kimyasal tepkiden daha güçlü olan bir tür şifa yaratır.

Çok-boyutluluk Lemuryalılar için bir yaşam biçimiydi ve onlar rastgele görünen kuantum bir haldeki bir şeyi anlamakta hiç zorlanmıyorlardı. Onlar bilimsel olarak ilerlemiş miydiler? Hayır. Onların bilgisayarları ve teleskopları yoktu. Ama DNA’yı biliyorlardı! Güneş sistemini, hatta galaksiyi biliyorlardı.

Modern İnsanlar, daha bilimsel hale gelirken, daha 3B hale de geldiler. Kuantum düşüncenin fikirleri dine ve spiritualiteye ayrıldı. Bunun da bir kısmı bölünerek gizemcilik, hatta büyücülük oldu. Ama gerçek şu ki, kuantum hal somut bilim olarak görülmedi; çünkü o tahmin edilebilir değildi, görülemiyordu ve 3B lineerliği içinde mantıklı gelmiyordu. Bugün ironik bir dönüş içindesiniz, çünkü şimdi parçacıkların rastgele bir biçimde davrandığı ve aynı anda iki yerde birden olabildiği kuantum hali keşfetmekte olan, bilimdir. Evrenin, tüm olasılıklara karşın, “yaşam’a eğilimli” göründüğünü keşfetmiş olan bilimdir. En sonunda, çok-boyutlu zarif enerjiyi -ironik bir biçimde, ezoterik temelli olan ve çok boyutlu enerjiyle çalışmaya yıllarını harcamış olanların yardımıyla- keşfedecek olan da bilimdir.

Bu tabakanın numerolojisi ilginçtir. O bir dokuz’dur, böylece o, “tamamlama”yı temsil eder. Onun temsil ettiği tamamlama türü, İnsanın şifa senaryosunun ikinci bölümünü, Birinci Tabakadaki 3B işlemini tamamlayan çok-boyutlu bir işlemi uygulama yeteneğinin tamamlanmasıdır. Bu yapıldığında, İnsan tamamlanmıştır ve tasarlandığı gibi iş görmektedir. Dümen yerini almıştır ve biyoloji, ilk başta uzun yaşam, sağlık ve kendini nasıl iyileştireceğini “bilen” bir sistem yaratmak için DNA’ya yerleştirilmiş olan nitelikler (dümen) tarafından yönetilir.

Dokuzuncu Tabaka, İnsan şifasının “eksik bölümü”dür. O, Üçüncü Lemuryan Tabakadır. Bağışıklık sisteminin kimyasının çok ötesinde, o, bedenin içinde bulunan, neyin yolunda gitmediğini “bilen” ve muazzam şifa gücü ve istikrar sağlayarak hücresel yapıyı kuantum düzeyde değiştirebilen bir enerjidir. Bu tabaka hareketsiz bir şekilde durur, İnsanın niyeti (bilinci), şifacıların saf enerji çalışmaları ve insanlığın halen üzerinde çalıştığı bazı yeni mekanik buluşlar gibi değişik kaynaklardan gelecek boyutlar-arası “işaretleri” bekler. O, İnsanın kendini iyileştirme, sağlıklı ve çok uzun bir ömür yaşama yeteneğinin senaryosunu tamamlar.

Kryon’dan özetleme-sa

Not: Örneğin, Reiki yöntemi ile aldığımız sonuçların temelinin neye dayandığını daha iyi anlıyoruz. Reikiye bağlanırken, niyetimizle dokuzuncu tabakanın beklediği boyutlar-arası işareti vermiş oluyoruz.

Tüm eski bilgiler Lemuryan kaynaklı ve biz bunları bilmeden ve bütünleyemeden, farklı kaynaklardan parça parça tanıyoruz ve kullanıyoruz. Bunların hepsi şamanik uygulamalar aslında. Her düzeyden sunum belli bir aşamanın göstergesi yani hem doğru hem de eksik oluyor, örneğin şamanik uygulamayı davul çalıp ayahuska içmek sanmak yüzeysel bir başlangıç sunumu oluyor ki bizzat Castaneda da böyle sanıp işe başlamıştı 🙂