Boşluğun Şifası: BAK

Alan Watts’ın şu kısa videosunu seyrettiğimde aklıma gelenler: Tıklayınız

İşte biz Birleşik Alan Kullanımı uygulamasında “bilmiyorum” ile bu boşluk alanı basitçe yakalayabiliyoruz. Hem de çabalamadan, neden? Çünkü KU’muz gerçekten bilmediğine ikna oluyor! İşte şifalanma da bu noktada başlıyor. Reiki aktarımında da yaptığımız basitçe budur “bilmiyorum”, “Ben şu an sadece ara kabloyum” ve sonra o mucizevi şeyler oluyor. Beklentisiz kalabilmek boşluk oluşturuyor, galiba işin sırrı budur. Ne dersiniz BAK Oyuncuları? Sizin oyun deneyimlerinizle örtüşüyor mu bu çıkarımlar?

Henüz bir BAK uygulamasına katılmadıysanız, işte oyunumuzun en yakını, tıklayınız

Ayrıca 13 Cuma günü BAK oyunumuzda bir de sürprizimiz olacak kısmetse 🙂

BİLME duygusunu saygılı bir HAYRETe dönüştürmek

“Oynamak istiyorsan hadi oynayalım; fakat ölüme kadar oynuyoruz. Bu niyet içinde hayatımı oynuyorum, hiç de azını değil. Sonumun bir yerlerde beni beklediğini biliyorum, bundan kaçınmak için yapabileceğim bir şey yok. En büyük YOĞUNLAŞMAYLA yolumu katedeceğim. Yaşamak sorumluluğunu bütünüyle kabul ediyorum, her şey için her şeyi göze alacağım.” der Castaneda. ve ilave eder:
“Disiplin, bir savaşçının anlayışına göre, yaratıcıdır,açıktır ve özgürlükten doğar. Bu, BİLME duygusunu saygılı bir HAYRETe dönüştürerek bilinmeyenin karşısında durma kapasitesidir. Alışkanlıklarımızın menzilini aşan durumları değerlendirmek ve bedeli ödenesi olan bilgi muharebesiyle yüzleşmeye cesaret etmektir. Ne olursa olsun, eylemlerimizin sonuçlarını kabul etme cesaretidir, acıma ya da kabahat duygusu olmadan.”
Yani disiplin, BİLME duygusunu saygılı bir HAYRETe dönüştürerek bilinmeyenin karşısında durma kapasitesidir. BİLME duygusu ki buna ben kısaca AYMA diyorum, günlük hayatta zaman zaman, rüya görüşmelerinde ise sıkça yaşadığımız bir andır. Ve kişinin yüzündeki yansıması; tarifsiz bir şaşkınlık, hayranlık dolu bir saygı olarak belirir.
Sorumluluğu %100 alıyorum. Ho’oponopono. aloha

Sonumdadır Başlangıcım

Tıpkı elektronlar gibi; her birimiz uzay-zaman içinde bir ‘kaynak noktası’yız ve aynı zamanda diğerleriyle karşılıklı olarak birbirimize karışmamızdan dolayı örülen karmaşık bir deseniz. Bizler aynı zamanda aktif enerji desenleri, kendi içimizden ve kendimizin ötesinden doğan desenleriz. Bizler için bu desenlerin nerede başlayıp nerede bittiğini söylemenin açık ve net bir yolu yoktur. “Sonumdadır benim başlangıcım” fakat aynı zamanda “Başlangıcımdadır benim sonum.” Kuantum Benlikten özet-sa

*

Kozmik ölçekte bir varlığın gücü, fiziksel olanaklarıyla değil bilinci yönlendirme kapasitesi ile ölçülür. CC
Gel gör ki insanda doğduğundan beri güçlendirilen “Ben” öznesi, Castaneda’nın bu cümlesindeki apaçık belirmeyi yok sayma, gözden yitirme eğilimindedir. Tekillik içimize işlemiş sonra bir de “Yer çekimi kuvveti nedir, neden vardır?” diye sorup duruyorum. Sadece ben mi fizikçilerin topu birden soruyor 🙂
(Bu konuyu son BAK uygulamamızda soru olarak katılımcıların oyuna sunduk ve 1 oyla kaybetti.)
Bu durumda  “Kişisel olarak yer çekimsiz kalsaydık , kimlikler içinde yüzseydik belki deneyim denilen şey somut olarak ortaya cıkamayacaktı . Ben diye saplandığımız kimlikler ne kadar yüzeysel olursa olsun birer yansıtıcı ayna . Aynaları kaldırırsak geriye dumansı bir olasılıklar denizi kalır . Temaşa değil fokurdamaya dönüşür herhalde. “der Emine arkadaşım
İşte urban Shaman konseptindeki Lemuryan “keyfilik” prensibi bunun için var; tüm sistemlerin bir amaç uğruna keyfi olarak oluşturulmuş olduğunun bilgisini sindiren bir yaşam, bir gerçeklik.
Öyleyse tutunduğumuz kimliklerde ( benler) keyfi bir amaç üzerine oluşturduğumuz aynalar veya mekanizmalar . Kaldırdığımızda amaçsız kalmaz mıyız ? Evet kalırız, amacımıza giden yolda başka yöntemler bulmak zorunda kalırız ki, kozmosta sayısız yöntemle amaca yürüyen varlıklar var. Fakat bence bizim yöntemimiz güzel, sadece bunun mutlak değil keyfi olduğunu bilen nesiller yetişirse amaca giden yol daha barışçıl olur, belki biraz daha yavaşlar hızımız ama sanki sonsuzlukta bunun ne önemi var 🙂 bu yöntem CC’deki “Denetimli delilik” kavramıyla örtüşür. Zaten keyfilik prensibi öznel gerçeklik olarak benimsenir hale geldiğinde beşinci boyut da fiilen işlerlik kazanmış olur ve böylece yaşam süreleri çok uzar, sürekli ölüm-doğum döngüsü kalkar ve üstüne üstlük üçüncü boyut perdelemesi de açılır.
Veeee perde!

Dikkatin Çekilimi ve Makia

Bugün biraz Makia’dan bahsedeceğim; Enerji, dikkatin gittiği yere akar (soyut-somut).- (odaklanma)

   3.Prensip Makia gereğince; enerji, dikkatin yönlendiği yere aktığına göre, şu anınızda     deneyimlemekte olduğunuz şeyler; alışkanlıklarınıza bağlı sürekli odaklanmış dikkatiniz sayesinde Ku  tarafından sağlanmaktadır (çünkü KU’nuz değiştirmediğiniz her minör enerji kalıbı için onayınızın  sürdüğünü var sayar).

Dikkatimiz parlak objelere, yüksek sese , yoğun kokuya çekilir. Dikkatimiz, kaynağın çekimine uğrar. Bu ne demektir? Yani dikkatimizi yönelttiğimiz şey aslında bizi çekmektedir, kaynak odur. Hayvanlar (mesela karga) , çocuklar, kadınlar parlak şeylere dikkat kesilirler. İnsanın parlak madenlere giysilere, takı ve taçlara düşkünlüğü bu sebepledir, böylece başkalarının dikkatinden yararlanabilirler (Tanrılar ve tanrıçalar ve onların devamı kral ve kraliçeler hep bunu uygulamışlar)
Bu bahsedilenler 5 duyumuza hitap eden şeyler olmakla birlikte 6. duyumuza hitabeden şeylere de dikkat -farkında olmadan- gider. Mesela etkin aurası olan insanlar, yerler, erk yüklü objeler 5 duyu organıyla algılanmasa da dikkatimizi talep eder.
Aumakuasıyla etkin ilişkisi olan insanlar, kendiliğinden parlak/gürültülü ve kokulu olan şeylerden ziyade, tam ihtiyaçları olduğu anda salt kendilerinin fark edebildiği, tinin sadece o an parlattığı şeyleri görebilirler. Tesadüf ya da şans diye veya melek koruması şeklinde ifade edilen buluşmaların altında bu gelişmiş fizik yatar. Aloha

İç Konuşma Hakkında

Bu konuyu uzun yıllar içinde sıkça ele aldık ve şimdi adresini verdiğim araştırma bana bunu yeniden hatırlatmış oldu:

https://curiosity.com/paths/what-causes-the-voice-in-your-head-thoughty2/?ref=shv

Burada bahsedilen “içsel konuşma” Castaneda öğretisinde aynen bu isimle en sık anılan ve üstesinden gelinmeye çalışılan bir insan edimi. Biz gezginlerin gayet iyi bildiği İKE prensibini çalıştıran iç rüyanın en büyük aracı; iç konuşmadır ve kişinin çevresindeki dünyayı yani öznel gerçekliğini sabitlemesinin tek yoludur.
İçsel konuşma yalnızca duygusal tepkiler, ya da sosyal kısıtlar sebebiyle yüksek sesle söyleyemediklerimizden oluşmaz, ertesi sabah ve sonraki tüm sabahlar yeniden doğduğumuzda kendi gerçekliğimizin halen aynı kalması için LONOmuzun bilgisi haricinde KU’muz tarafından yapılır çünkü bunu yapmaya programlanmıştır.
Nagual Don Juan, Castaneda’nın iç söyleşisini durdurmak adına pek çok alıştırma yaptırır çünkü bu programı değiştiremezse Castaneda’nın talep ettiği değişim ve dönüşümün yapılamayacağını bilir.
Kolayca anlaşılacağı gibi “İç konuşma”, insanın deneyimlerini KU’ya (beden hafızası) kaydetmek ve hatırlatmak için bir yöntemdir. Basitçe bize durmaksızın EZBER yaptırır. Son derece kullanışlı bir insan yöntemi olmasına karşın, değişim ve dönüşümün önünde duran en etkili engeldir de! Hep böyle değil midir zaten, zehir/ panzehir.
İç konuşmanın ne zamanlar durduğu ile ilgili kendinizi gözlemlemenizi öneririm. Bu size onu kontrol etmek için bazı ip uçları sunacaktır. Örneğin ben oyun oynarken (iskambil, satranç vs), etkili bir kitap okurken ve özellikle BAK uygulamasında “Bilmiyorum” konumunda iken içsel sesimin kesildiğini fark ederim. İnsana o boşluk tuhaf gelir çünkü alışık değilizdir. Doğu öğretilerindeki meditasyon ve benzeri her türlü faaliyetin kökeninde içsel konuşmanın durdurulması hedefi vardır.