Boyutlar arası Değişim Yeteneği-serüveni

Perdeleme sureci-unutma- basladiginda, eril kutbiyet, Aklin Matrisini kendine cekti. Disiye ise Aklin Potansiyel Vericisi gitti. Bunun karsiliginda erkege Bedenin Potansiyel Vericisi, disiye ise Bedenin Matrisi cekildi. (Ra Bilgileri)

Bu ifadeleri ANlamak Icin buyuk arkana kartlarina ve insan davranislarina bakmak yeterli.
Dün izlediğim bir filmde ya da başka bir yerde hatırlamıyorum şöyle diyordu; Kadın ve erkek birbirini kışkırtmak için vardırlar. Kutbiyetin yani dualitenin kışkırtıcı etkisini zaten biliyorduk hatta BKÖ kitabını nerdeyse tamamen bu konuyu açıklayabilmek için yazmıştım. Aslında aynı anda 3’ü de yazmak zorunda kalmıştım, yani eylem/katalizör. ve sentezzz.
Şimdi sıra 5’e geldi. Niye dördü atlıyorum? Atlar mıyım hiç dünya anamızı. O zaten canımızın kanımızın ANımızın içinde 
5, yani Saf Değişim, Boyutlar arası Değişim Yeteneği-serüveni.
Allah yolumu-zu açık etsin.

Peşinen iman edin :)

Gelin peşinen iman edin çünkü sürecin gizemine şahit oldukça zaten sonunda iman edeceksiniz.
Şimdi neye diye soranlar olacaktır ya da keyifle gülümseyenler 🙂
BKÖ’de şöyle bi söz vardı sanırım: “Hayat sana söylediklerini yalatmak için vardır.”
buna evet evet demeyen çıkacağını sanmıyorum.
Kime iman edelim? Tine, ruha, hayata, evrene, sürece, kendine, bütüne, birleşikliğe, akışa, sevgiliye… Nasılsa hepsi aynı kapıya (Tanrı diye genelleştirebilirsiniz) çıkıyor. Gerçekten farz etmez.
Ama fark eden bi şey var, gönlünüzle teslim olacak mısınız? Yoksa sizi gönlünüzle teslim oluncaya kadar döndürüp doldurup, evirip çevirip, devirip, yeniden yeniden yaşatalım mı? Bize zaman yok/çok, siz düşünün :))))
Bu da bi seçenek mi, tek seçenekli bi yerde ha ali veli, ha veli ali!
Burada “Teslim olmak” majör kelime gibi görünüyor değil mi? (Çünkü teslim olacağın özne nesne fark etmiyor, hepsi aynı şey yukarıda söylemişiz)
Teslim olmak, sanki köle olmak filan gibi algılanıyor özellikle eril kesimlerce. Oysa bana kendinin ağırlığından kurtulmak gibi geliyor. Büyük rahatlık ve hala hatta eskisinden çok zevk unsuru var 🙂

Aslında bu çok basit bir mantık: “Nehrin aktığı yöne doğru yüzmek”… Sanki tersine yüzdüğünde ya da bilinçsizce çırpındığında  her şeye sahip mi oluyorsun, imkanların daha mı fazla? bi düşün nehrin ortasında kendini. İsteyebileceğin şeyler zaten bildiğin ve/veya ihtiyaçlarınla sınırlıdır. Oysa nehirle birlikte zahmetsizce akarken yine aynı (sınırlı) isteklere sahipsin, hatta diğerinden daha fazla imkanın var çünkü sarf ettiğin efor daha az olduğu için çevreni seyredip bilgini ve buna bağlı isteklerini artırma şansın var.

Don Juan bir büyücünün hünerinin tinin onun önüne çıkardığı olasılıkların tam da kendisinin en istediği şeyler olduğuna kendini ikna etmesidir demiştir. Bu tinin hilelerine karşılık akıllı insanın karşıt hilesidir bana göre 🙂 ve harikadır.

İnanç ile imanı da karıştırmamak lazım sanki. Örneğin inanç benim için henüz sahip olmadığın bi şey için hedef koymaktır, teslimiyet değildir, bir nevi ön anlaşma yapmaktır  İman ise teslimiyettir. Bi kere teslim olmayı seçtikten sonra artık uygulayacağınız dersler, ritüeller vs hiç bi şey kalmaz  Çünkü bir olmuşunuzdur, hedefin ve sen birsiniz. Artık ne lafı kalır ne tartışması bunun.  Eğer sen iman ettim deyip hala cebelleşiyorsan bu inançtır  Normal çünkü hala nehrin yönüne akmıyorsun.

İmanın tersi şu şarkıda kendini güzelce ifade ediyor: “onda bunda şundadır, Şunda Bunda Ondadır. Mavi Boncuk Kimdeyse Benim Gönlüm Ondadır.” :)))

Ben de mavi boncukçuydum eskiden, inançlı hiç olmadım galiba yapıma pek uygun değildi. 1988 yılından itibaren yavaş yavaş kendime uyanmaya başladım, 99 da tam vurgun oldu ve 2001’de artık iman etmiştim 🙂

Şamanik Metotlar

“Şifacılar gerçekte şifa vermezler.
Onların yaptığı şey, bedene geçici olarak dengelenmiş niteliklere sahip olma izni vermektir. Enerji çalışması yapanlarınız neden söz ettiğimi bilirler…Şifacılar şifalandırmazlar, denge bulmayı kolaylaştırırlar. İşi yapan hastanın kendisidir.” demiş Kryon

Aynen böyle olur ancak bu zaten bilinen bişey ben burada sözcüğe dökülmemiş mesajı açmak istiyorum biraz;

Söz konusu şifacı aracılığı ile alınan denge ve oluşan iyileşme hali kalıcı olmaz, tıpkı diğer modern tıp ve alternatif diğer tedavilerin işlevi gibi geçicidir. Neden?
Cevap çok açık hepinizin bildiği gibi; Hastalık, bi sapma, kesip atılacak bi irin değildir, o bizzat onu taşıyanın “kendini ifade şekillerinden en önemlisidir”.

Kişi ifade şeklinin ne olduğunu çoğu kez bilmez, içten ve dıştan söyleyerek düşünerek ve aktif olarak yaşayarak oluşturmaktadır o biricik ifadeyi ve eğer hastalık dediği şeyden memnun değilse önce bu ifadenin ne olduğu bulunmalı ve onu değiştirip değiştirmek istemediği kendisine sorulmalıdır. Muhtemelen çoğu hastalık sahibi onu değiştireceğine hasta kalmayı (bilinçli olarak da) tercih edebilir. Diyeceksiniz ki ama Sibel o zaman tüm hastalıklar psikolojinin uhdesine girer! Doğrudur da bugünkü haliyle psikolojinin bu konulara takılmadığı, derinleşemediği de malum. Öyleyse?
Bu konuların uzmanları şamanlarmış, şimdiye kadar güvenilir kaynaklardan edindiğim tüm bilgiler açısından onların yöntemlerini (belki bu güne kadar yozlaşmış taraflarına rağmen) en bütünsel şifalanma metodu olduğunu gördüm. Buradaki zorluk ise; şamanik metodun şaman kişisinden ayrılamayacak olması! Yani bu metotları öğrenip uygulayamazsınız, şamanım diyemezsiniz.
Biraz araştırın aklınıza yatacaktır sözlerim 🙂

Anlayışın Derinleşmesi

Barış, çatışma ve çelişkilerin anlayışla çözülmesi anlamına gelir. Anlayış gelişip derinleştikçe barış kaçınılmazdır. Biz barış için değil anlayışımızın derinleşmesi için çabalıyoruz.
Çok boyutlu yaşama geçtiğimizde zaman ve mekan derdi olmadığını göreceğimizden, barış şimdi ve burada sağlandığında bu mutlak barış anlamına gelecektir. Mesele anlayışımızı derinleştirmek, lineerlikten çok boyutluluğa transfer olmak. En azından ben kendim için bunu öncelik edindim.
Her birimizin içinde bulunduğu tekillik hali, bizleri tek başına bir evrenmişiz gibisine (belki “gibi” fazladır) devasa bir karadeliğe çeviriyor.Biz bunu dengelemeyi nasıl başaracağız?
Çözüm hakkında bir fikrim, hatta uygulamalarım var, ancak sabır ve sebat gerektiriyor, evreleri, devreleri ince hesapları var bunların, öyle hissediyorum. Formüllerden yola çıkıyor da değilim, adeta karanlıkta diyalog yapıyorum. Bana gereken kendime inancımı kaybetmemek 🙂

Allahtan şimdiye kadar hiç olmadığım denli sakinim. Bi şey değişti ama nedir onun adını koyamadım.

Bu minik ahşap üstü akrilik boyamaları 23 nisan günü yapmıştım, 1 Güzel şeyler dükkanında bulabilirsiniz 🙂

10174778_797139240307830_310869105411803777_n

10168043_797039733651114_8743521024236498064_n

Otizm ve Çok Boyutluluk

Otizmin bir hastalık olmadığı söyleseler de, kurmak istedikleri iletişimde bence bossy bi tarz var, tıpkı Avrupanın bize (doğu ülkelerine) davrandığı gibi: “tamam sana kötü demiyoruz ama istersen daha iyi olman için sana öğretebiliriz!”
Bu patronluk taslama durumu hiç de bizi sinirlendirecek ya da etkileyecek bi şey değil, sadece kendilerinin eksik kalmasını sağlayan bir davranış tarzı. Çünkü senden ne öğrenebiliriz?” merakı içermiyor. Öğreteceklerine amenna ve peki ama ne öğreneceksin, ne öğrenmek istersin?
Otizmle ilgili düşünce de bu olabilir, eskiden beri bu benim aklımda ve ilgi alanımın bi köşesinde “henüz açık konular” başlığı altında bulunurdu. Daha bugün bir saat önce Kryon’un otistikler için çok boyutlu evrene geçişin öncüleri, deneme sürümleri olduğunu okuyunca, eski ilgim yeniden canlandı. Malum onaylanmaya bayılırız 🙂
Bizler mevcut 3B koşullarında lineer düşünür, iletişir ve yapılandırırız. Tüm kabiliyetimiz bu olduğundan değil sadece denemenin ilk safhaları olduğu için. Bunda bi sakınca yok ancak sorun her zamanki gibi bu yaptığımızın TEK ve biricik uygulama olduğunu sanıp onu doğru ve sağlıklı olan şeklinde kabul ediyor da oluşumuz.
Şimdi Otistikler gerçekten çok boyutluluğun denemesi ise bizim onlardan öğreneceğimiz devasa şeyler var demektir. Tabi ki öğrenmek için onlarla iletişim kurmayı öğrenmeliyiz öncelikle ama bunu tek doğru ve sağlıklı olarak bildiğimiz lineer yolla yapacaksak, onları kendimize benzetmek isteyen Avrupalıdan ne farkımız kalır (genellemeler yanlıştır, avrupalının ismini verişim doğrudan onu kastetmek değil çünkü bu eğilim hepimizin içinde var, burada sadece kısa yoldan ne demek istediğimi güncel bir durumdan anlatabilmek için kolaya kaçıyorum, genelleme için özür dilerim).
Sonuç olarak biz otistiklerden bi şey öğrenmeye kendimizi açabilir miyiz? Buna cesaret edebilir miyiz? Zamanında Mithranın dengesini dünya lehine feda edişi gibi biz de şu an Lineerliğin konforunu(!) feda edebilir miyiz? Buna hazır olanlar var mı?
Nasıl başlarız, nereden başlarız?
Ne çok soru var.
http://otizm-hastalik-degildir.blogspot.com.tr/2011/02/otizm-nedir.html