insan olmak

İNSAN OLMAK
ALİ KAYA

Tabiat içinde yalnız insan şu üç özelliği ile diğer canlılıktan ayrılır;

  1. Kendi keyfiyetini, yaratılışını, öz-yapısını, evrenin niteliği ve öz-yapısını, kendi ile evren arasındaki ilişkinin niteliğini ve neliğini algılama…

  2. İnsan, seçebilen bir varlıktır…

  3. İnsan yapıcı-kurucu bir varlıktır…

Bu üç tür özellik neye tekabül eder;

ŞUUR veya yeni tabirle BİLİNÇ…

Tarihi süreç boyunca tüm insan sahası ve oluşumları insanın bu nitelikleriyle doğrudan alakalıdırlar…

Eylem ve davranışları; bilincin neresinde olduklarının göstergesidir…

Peki, bilinci nasıl tarif edeceğiz?

Bilinci belirleyen akıl mıdır?

Bilincin göstergeleri üretim araçları mıdır?

Bilinci belirleyen dilin konumumudur?

Somut tabirle bilinçli insandan ne anlayacağız;

Bilinçli insan; hem akla, hem üretim araçlarına, hem de dile eşit bir şekilde yaklaşım gösterir…

Kaldı ki biz aklı, salt zekâ, salt rasyonalite, salt idealizm ile yorumlarsak, aidiyeti parçalarsak gerçek ve tam akıldan bahsedemeyiz…

Tam akıl; evren içinde her bir unsurun etki açısından eşit ağırlıkta olduğunu bilen akıldır…

Faraza; biz üretim araçlarının etkisini; havadan, sudan, cinsiyetten, dilden, dinden ayırt edebilir miyiz?

A şahsı üzerinde eşit bir ekinliğe sahip olan unsurlar, toplum yapılanmasının da altyapısına eşit etki ederler…

Endüstriyalizmle birlikte ortaya çıkan mekanizmin etkinliği; yine şuur karşısında ve içinde bir yapılanmadır…

Batının büyük dâhileri; Sartreler, Nietzscheler, Baudrillardlar bu suni duruma itiraz edip gerçek insanı aramıyorlar mı?

Kaldı ki; makine toplumu tabiatın verilerinden aşırma değil midir?

Kaldı ki; insanı incelediğimiz zaman makineleşme basit bir cüzdür…

İNSAN DEVASA VE ÖZNEL BİR YAPIDIR…

İnsan üretimi hiçbir yapı insan ile boy ölçüşemez…

Problem insan ve şuur problemidir…

Kozmik İplikler

Zamanda geriye ve ileriye nasıl yolculuk yapabileceğimizin bir başka teorisi, 1991’de Princeton fizikçisi J. Richard Gott tarafından önerilen kozmik iplikler fikrini kullanır. Bunlar – isimlerin öne sürdüğü gibi – bazı bilim adamlarının erken evrende oluştuklarına inandıkları ipliğe benzer nesnelerdir. Bu iplikler evrenin tüm uzunluğu boyunca dizilebilir ve yoğun basınç altındadırlar – milyonlarca ton. 
Atomdan daha ince olan bu kozmik iplikler yakınından geçtikleri herhangi bir nesneye muazzam miktarda yerçekimi çekiş etkisi üretebilirler. Kozmik bir ipliğe bağlanmış nesneler inanılmaz hızlarda yolculuk yapabilir ve yerçekimi kuvvetleri uzayzamanı büktüğü (çarpıttığı) için, zaman yolculuğu için kullanılabilirler. İki kozmik ipliği bir araya çekerek veya bir ipliği bir kara deliğin yakınına çekerek kapalı zaman – benzeri eğriler yaratmak için uzayzamanı yeteri kadar eğriltmek mümkün olabilir. 
Bir uzay gemisi kendisini geçmişe sevketmesi için iki kozmik iplik veya iplik ve kara delik tarafından üretilen çekimi kullanarak bir zaman makinesine dönüştürülebilir. Bunu yapmak için, kozmik ipliklerin etrafında döngü yapacaktır. Ancak, bu ipliklerin var olup olmadıkları ve eğer var iseler hangi formda oldukları ile ilgili hala çok fazla spekülasyon vardır. Gott’ın kendisi, zamanda bir yıl bile geri gitmek için, tüm galaksinin kütle – enerjisinin yarısını içeren bir iplik döngüsü gerekeceğini söyledi. Ve herhangi bir zaman makinesi ile olduğu gibi, zaman makinesinin yaratıldığı zamandaki noktadan daha uzağa geri gidemezsiniz. 

Kaynak: National Geographic News (2005) by Stefan Lovgren
Çeviri: Saffet Güler

İplikçikler, düğüm, ağ örüntüsü, ipeksi uzantılar… Bu kelimeleri ne kadar çok kullandığımı hatırlattı bana.

Bu arada bir de Don Juan’ın anlattığı yayılım bantları var:

“Kartalın yayılımları her zaman demetlerle gruplanır. Eski görücüler bu demetlere büyük yayılım bantları derdi. Örneğin, organik varlıklar üreten ölçülemez bir demet vardır. Bu organik bandın yayılımları bir çeşit tüy gibidir. Saydamdırlar ve kendilerine has bir ışıkları, garip bir erkeleri vardır. Farkındadırlar, zıplarlar. Bu yüzden tüm organik varlıklar kendilerini tüketen garip bir erkeyle doludur. Diğer bantlar daha koyudur ve daha az tüy gibidir. Bazılarının hiç ışığı yoktur ama bi matlık niteliği vardır.”

 Bantların sayısı hakkında “sonsuzluk kadar çok” der Don Juan.

Eski görücüler, dünyada 48 bant bulgulamışlardır. Yani bu dünya üzerinde 48 örgütlenme türü, 48 demet ya da 48 yapı türü var demektir.. Organik hayat bunlardan yalnızca biridir.

Bu bantlardan 40 tanesi farkındalığı olmayan balon üretirler. “Yalnızca örgütlenme işini çevirir bu bantlar” der Don Juan. Organik hayat üreten bandın dışında 7 tanesi organik olmayan farkındalık balonu üreten bantlardır. Castaneda’dan, bu bantları ağaç gibi düşünmesini ister Don Juan. Hepsi yayılımla dolu kaplar üretirler ancak sekiz ağacın meyvesi yenebilir. Bu meyveler farkındalık balonlarıdır. Yedisinin meyvesi ekşidir ama yenebilir. Bir tanesinin de meyvesi en sulu, en ağza layık olandır. (Bu insan bandı oluyor!)

Bu 8 bandın farkındalık üretmesini sağlayan şey ise bu bantlar boyunca yer alan üç dev yayılım destesidir. Bu desteler görücülere renk hissi verirmiş. Demetlerden biri pembe-bej hissi verirken, diğeri şeftali rengi olma hissi verirmiş. Üçüncü demetse berrak, bal gibi, kehribar rengi olma hissi verirmiş.

Birleşim noktası için Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=900

Delilik Üzerine

“Bütün insan ömrü,deliliğin yarattığı bir hayalden ibarettir.”

İnsan usa gereğinden fazla güvenmiş, akıllı insana, örneğin bilgelere fazlaca itibar etmiş böylelikle aklın ruha ve egoya karşı bir hegemonya kurarak insan ruhunda buhranlara neden olmuştur.

Akıl ne kadar can sıkıcı ve azap vericiyse; delilik o kadar hafif ve keyiflidir. Hayatın kaynağını teşkil eder. Devam eden her şeyde delilikten bir parça vardır. Her güçlük karşısında başvurulan delilikler olmasa ne evlilikler devam eder ne savaşlar kahramanlar çıkarır, ne yaşlılık çekilir, ne de aşklar ve dostluklar yaşanır. Tüm bu insancıl ilişkilerin devamında aklın zincirlerinden kurtulup deliliğin özgür atmosferinden çalmalar vardır. En akıllı insanın bile ara sıra başvurduğu delilikler olmasa yaşam çekilmez bir hal alır. Aklın avantajlarıyla kendilerine bir statü ve paye alan bilgeler bu durumlarıyla o kadar özdeşleşirler ki bir süre sonra hezeyan ve buhranlar içinde kendi hayatlarına kendileri son verirler. Onlar aklın temsilcileri olduklarından neşe ve mutluluk veren delilikten mahrum kalmışlardır.

İnsanın mutluluğunun önündeki engel akıl mıdır? Doğada en yetkin olgunun akıl olduğunu, dünyanın geçirdiği müthiş gelişmelere ve kolaylıklara karşın ruhi bunalımların gitgide arttığını göz önünde bulundurursak bunun yabana atılır bir fikir olmadığını görürüz. aklın düşünceyle kirlendiği, kötü yola saptığı ve doğal dengeyi bozduğu söylenebilir. Mutsuzluğun, ruh sıkıntılarının başlıca nedeni insanın doğasından koparılmasıdır. Aklın hakimiyetine giren insan mekanik bir hal almıştır. Halbuki en mutlu varlıklar kendi doğal akışlarında yaşayan, akla ihtiyaç duymayan canlılardır. Örneğin Arılar hem bahtiyardır hem de insandan daha başarılıdır. Çünkü aklın kuşatıcılığı altında hırsa ve intikama dalmaz.

Desiderius ERASMUS’dan.. Deliliğe Övgü

TARİH VASATIN TEKRARI ÜZERİNEMİDİR

TARİH VASATIN TEKRARI ÜZERİNEMİDİR?
Bilgi ve sistematiği ,tarih boyunca ,nesnel dünyanın yanıltıcı görünüşü,gücü işleyişi ve potansiyeli üzerine kuran insan nesli,insanlaşma ,aklileşme ve insan türünün asil ve nihai boyutlarını göremeyerek veya görmezden gelerek vasatın cenderesine düşmüştür…
İnsan türünün seçkin niteliği,bilgi ve kavrama üstünlüğü neticesi evreni ve sürecin öz eğrilerini tanıyabilme bir ruh oluşturabilme ameliyesidir…
Halkın ve milletlerin ,hatta tüm insanı etkinliklerin yapı ve kalitesini ölçmek için ,toplumların lider ve öncülerine bakmak ve süreç ile bulunduğu konuma göre o toplumun temel zihni kıstaslarını ölçmek gerekir tarih bu durumun tipik örnekleriyle doludur..
Roma yüzlerce yıl dünyaya hükmederken,öncülerinin zihin eğrileri ;iktidar, güç ilahlaşma istemi,metafiziği ve dini sömürgeci haleti ruhiye bağlamında yorumlama ve görme….
Nihayetinde halkların ve milletlerin ruh dünyası ;bölgeci, hizipçi ,herbiri ayrı bir bağlama ve gerçekliğe yaslanan, darcı bakış ve sonuçta vasat tinsan tipi..
Hintin, Yunanın, mısırın, Çinin ve diğerlerinin sevdası ve konumu , fiziki- coğrafi farklılıktan başka bir şey değildir..
Yahudi ve Hıristiyanlarca devam ettirileğelen bu ruh ve tutum ,şekil-coğrafya- mekan değiştirsede aynılığnı sürdürmüştür…
İslam dünyasında Emevi , Abbasi geleneğinde asıl olarak , bu vasat hegemonyacı eğilim hakimdir…
İnsalanşma, aklileşme ve insan türünün ademi boyutlarının varisi olamayan ,görünüşün kısır döngüsü üzerine , bakış açısını bu boyutlar
üzerine kuran vasati yapılanma…
Hegeli, Nietzscheyi, marksı bu vasat yapılanma üretmiştir..
Camus ve Sartreyi absürde düşüren bu yapılanmadır..
1. ve 2. dünya savaşının sebeb ve sonuçlarını bu yapıda aramak gerekir..
Daha geriye gidersek; istilacı kavimleri,
Haçlı yayılmasını,
bu yapılanmada aramak gerekir…
Allah tüm eşya ve hadiselerin isim ve niteliklerini insana zerketmiştir..
Yine Nietzchedeki, Sartredeki, Markstaki sıkıntı bu zerk neticesiyledir,…
İnsanlık; ışığı, aydınlığı, eşitliği , gerçek demokrasiyi bu zerk neticesi arama istidadı ve zorunlulugunda olmuştur…
Günümüzün devasa bir birikimi vardır,artık insanoğlu tarihi ve doğal yapıyı her yönü ile okuyabilme eşiğine gelmiştir…
Giydirilen bu gömlek insana ve insanlığa layık degildir…Ancak , atılacak bilinçli adımlar…Tarihi tekerrür olmaktan kurtarabilecektir…

Çok beklettiniz…

İzmit’te üç elektrikçi başka güce ihtiyaç olmadan elektrik üreten cihaz yaptıklarını iddia etti Mustafa BAĞDİKEN/İZMİT

İzmit’te çıraklıktan yetişme 3 elektrikçi arkadaş yakıt, su ve benzeri hiç bir madde kullanılmadan ve başka bir yerden enerji almadan, kesintisiz elektrik üreten bir cihaz geliştirdiklerini ileri sürdü.   Şu anda kendi dükkanlarında kullandıkları, 380 volt elektrik veren 5 KV gücündeki cihazın ampulleri kesintisiz yaktığını, televizyon ve buzdolabını da çalıştırabildiğini söyleyen 3 arkadaş, bu cihazı geliştirerek bir apartmana, fabrikaya, hatta bir kasabaya bile yakıta gerek duyulmadan istenilen güçte temiz ve kesintisiz enerji sağlayabileceklerini öne sürdü.
Cihazı imal eden Ercan Özel, İsmail Öner ve Aytaç Özel, en büyük korkularının bu buluşlarının çalınması olduğunu belirterek, cihazın içini ancak noter huzurunda ve devlet yetkililerinin de önünde kendilerine patent garantisi verilmesi kaydıyla açacaklarını söyledi. Kocaeli Sanayi Odası ile bazı Teknoparklar’ın, belirli bir deneme sürecinin ardından cihazın geliştirilmesi konusunda destek vermeye hazır olduklarını belirttiklerini öne süren 3 arkadaş elektrikçi, cihazın Türkiye’nin enerji sorununu çözebileceği görüşünü savundu. (dha)

Sanırım daha önce de buna benzer bir buluş duyulmuştu gerisi gelmedi, ben bu gazeticelere de şaşıyorum. Bu kadar önemli bi olay oluyor ve gerisi gelmeyince merak edip bakıyorlar mı ne olmuş neden iş gelişmemiş, o insanlar yaşıyor mu, akademik görüş alınmış mı? vs vs. Bedava enerji ya kimseyi ilgilendirmiyor, ya da bu insanlar öyle ümitsiz ki “bize yedirmezler abi!” modundalar.

Şu anda en önemsediğim konulardan belki ilk üç arasına giriyor benim; çünkü bedava enerji demek Yeni Dünya’ya geçebilen daha çok sayıda insan anlamına geliyor. Çünkü enerji kaynaklarını ellerinde bulundurarak diğer insanları köleleştiren güç merkezlerinin gereksizleştiği anlamına geliyor. Yukardaki gibi ya da daha önceki benzerlerinin başına neler geldiğini bilen varsa lütfen bizimle paylaşsın.

Not: Yeni dünyada olmasını istediklerimiz arasında imiş, bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=328