Yarın yani pazartesi sabah 11.00 de Açık Radyo’da Sayın Melda Keskin’in konuğu olacağım.
Malum bende hazırda pek diyecek bişey yoktur ama bakarsın da an bize bazı şeyler getiriverir 🙂
(En azından rüya konusunu unutmasam bari)
Yarın yani pazartesi sabah 11.00 de Açık Radyo’da Sayın Melda Keskin’in konuğu olacağım.
Malum bende hazırda pek diyecek bişey yoktur ama bakarsın da an bize bazı şeyler getiriverir 🙂
(En azından rüya konusunu unutmasam bari)
Önce daha önce burada bahsettim ama düşündüğüm bir örnekten yeniden bahsetmem gerek. Özetle anlatmaya çalışıcam elimden geldiğince.
Bir oyun programı yazdığımızı düşünelim. Bu oyun programında, bütün olasılıkları hesaplıyoruz ve oyundaki karakter ne yaparsa yapsın, yaptıgı her hareketin bir karşılıgı var. Bu programı yazıp cd ye kaydettiğimizde, oyundaki karakterin, şimdisi, geçmişi ve geleceği hepsi aynı anda varlar.
Ben buna zamansızlık durumu diyorum. Bu cd yi, çalıştırıp oyunda play tuşuna bastığımız anda, zamanı devreye sokuyoruz ve karekterin şimdisi oluyor ve ardından geçmişi, şimdiki anına bağlı olarak da geleceği. Böylelikle, bilinmeyen bir gelecek olmuyor, yada bilinmeyen bir an. Çünkü bütün olasılıklar aynı anda varlar. Tanrının herşeyi bildiği bilgisi de böyle birşey olmalı. Onun bilgisi haricinde davrananamamız vs.
Biz neyi seçersek seçelim, sonuç biliniyor, farklı sonuçlar da olsa. Tabiki bahsettiğimiz devasa bir program.
Ve bu program nedensizlik teorisini de açıklıyor bence. Yazılımda her hangi bir noktaya gittiğimizde, orada olan olayın başı ve sonu olmuyor, sadece o an oluyor. Nedenselliği yaratan zaman, zamanı ortadan kaldırdığımızda, nedensellik de olmuyor ve ana ulaşıyoruz. Ve bir çelişkiyi de ortaya koyuyor. Eğerki Tanrı herşeyi önceden biliyorsa, özgür irade gerçekten var mı, özgür irade var ise, karakterin seçeceği seçeneğin yazılımda mevcut olmayan bir seçenek olması gerekir ki, bu da Tanrı’nın henüz mevcut olmayan bir seçeneği bilmesi demek. Ama o zaman da yazılımda mevcut olmayan bir seçenek Tanrı’nın bilgisi dahilinde olamaz.
Bu da Tanrı herşeyi bilir sözüne ters düşüyor. O halde her olasılık önceden var olması gerekir. Prof. Gerard Hooft bir parçacığın nerede ve ne hızla hareket ettiğini aynı anda tesbit etmeye yarayan bir formül geliştirmiş mesela. 43 sn sonraki geleceği hesaplayan bir formul. Bu da savımı doğruluyor bir nevi.
Özetle bu konuya değindikten sonra, hologram nedir ondan bahsedelim. Hologram holografik bir film üzerine kaydedilen görüntünün, bu film üzerine belli açıyla verilen lazer ışını ile 3 boyutlu görüntüsünün oluşturulmasıdır. Bu holografik filmin normal bir fotoğraf filminden farkı, görüntü film üzerine dalgalar halinde kayıt edilmesidir. Yani filme bakıldığı zaman, kaydedilen görüntüyü göremeyiz, onun yerine iç içe geçmiş halkalar görürüz. Görüntüyü görebilmemiz için filmin üzerine lazer ışını verilmesi gerekir ve diyelim ki bir elma görüntüsü kaydedildi.
Elmayı 3 boyutlu olarak görürüz. Bu filmin bir başka özelliği de aynı filmin üzerine yüzlerce görüntü kaydedilebilmesi. Elma ve masa görüntüsü kaydettik diyelim, lazer ışınını bir açıdan verdiğimizde elma görüntüsünü, açıyı biraz değiştirdiğimizde ise masa görüntüsünü alırız.
Ayrıca bu filmi ortadan ikiye bölersek, yine her iki parça üzerinde hem elma hem masa görüntülerini bir bütün olarak farklı açılarla verilen lazer ışını ile görüntüleyebiliriz. Bu filmi daha kücük parçalara da bölsek, yine elma ve masa görüntülerini her bir parçada bir bütün olarak görüntüleyebiliriz.
Holografik film, görüntüleri üst üste kaydetmemize izin vererek, çok büyük bilgileri kücük bir alanda saklayabilmemizi sağlar.
Ve filmi parçalara da ayırsak, görüntülerin bilgisi her bir parçada mevcut.
Şimdi bunları aklımızın bir köşesine koyalım. Ve gelelim paralel evrenler meselesine 🙂
Şimdi yukarıda bahsettiğim, yazılıma dönelim tekrar. Bu yazılımın holografik yapıda olduğunu düşünelim. Bu holografik yazılımda bütün olasılıklar mevcut demiştim.
Bu olasılıklar, evrenin (-lerin) görüntüsü (-leri) ile birlikte evrende gerçekleşen olayları kapsayan bir olasılıklar bütünü. Holografik yapıdaki bir yazılımda, lazer ışınımız düşünce olsun.
Holografik yazılımımıza farklı açılardan lazer ışınları (düşünce) tutalım aynı anda. İşte paralel evrenler oluştu 🙂 Hepsi aynı anda var ve iç içe geçmiş durumdalar.
Farklı farklı görünümlerde dünya gezegeni var bu paralel evrenlerde, bazılarında ise yok. Aynı insanın farklı farklı yaşamları var. Ve bu paralel evrenlerde bazı açılar birden fazla paralel evrende mevcut. Aynı açıyı kullanıyorlar ve bu noktalarda bu aynı açıyı kullanan evrenler birleşiyor, açının değiştiği noktalarda ayrılıyor.
Ama yine de holografik film gibi aynı düzlem içerisindeler. Sadece açıları farklı. Aynı açıyı kullanan ve evrenlerin aynı noktada birleştiği yerlerdeki olay yada an, belki de o olaya çekim gücünü arttırıyor ve gerçekleşme olasılığı güçleniyor. Yani oraya çekiliyoruz. Bu da kaçınılmaz olan, yani kader dediğimiz şeyin gerçekleşmesini sağlıyor olabilir.
Daha net açıklarsak, bir karakter o açıyı gördüğünde, o açıya yakınlaştığında, o açıdaki olayı seçme olasılığı artıyor olabilir.
Bu örnekten çok farklı fikirler ortaya çıkabilir. Daha üzerinde düşünmem lazım ama bana ilginç geldi :))
80’lerin sonunda geçen öyküde, Donnie Darko adında 16 yaşında bir genç, bazı gerçek olmayan görüntüler görmeye başlıyor. Özellikle de tavşan kostümlü bir adam beliriyor sık sık. Çevresiyle uyum sorunu yaşayan genç, ailesinin ve okulun kendisi için çizdiği yoldan ayrılıp, esrarengiz misafirinin izinden gidecektir… Yönetmenin ilk filmi olan Donnie Darko, 2001 Sundance Film Festivali‘nde gösterildi. Filmin son derece başarılı web sitesi ise En İyi Web Sitesi ödülü aldı.
David Lynch‘in izinden giden genç yönetmen, yıllarca konuşulacak bir film ortaya koydu. Kaçırmamak da yarar var..!
Yıllar önce görmüştük bu filmi, o sıralar xasiork Ölümsüz Öyküler Kulubü’nde pek çok genç arkadaşımızla irdelemeye çalıştık. Gerçekten de bir iki kez izlemekle içinden çıkılamayan Lynch filmlerini anımsatıyor. Aynı zamanda “burada bişey var” diye bir iç tepi de uyandırıyor ve sizi üzerine gitmeniz için tahrik ediyor. Genç yönetmenin, Linch’i iyi tahlil etmiş olduğu belli. İnsanın tepesine bi uçak motoru düşmez kolay kolay ne de olsa!
Nerden aklıma geldi şimdi durduk yerde?
Ah bi bilsem!
İnsan her yaşta yeni bi şeyler öğreniyor, itiraf edeyim ki “gırtlak müziği” diye bi şey olduğunu bilmiyordum. Eylül ayındaydı sanırım, tesadüfen karşımıza çıktı, müziği görür görmez tanıdım! (muhtemelen genlerim tanımıştır; çünkü ilk kez duyuyordum) Gırtlağın bu şekilde kullanımının, ağlama refleksinin beden üzerindeki etkisi gibi bir fonksiyonu var sanırım, nedir şu an bilmiyorum fakat gırtlak çakrası ile yakın ilişkisi olduğu mutlak. O günlerde internet üzerinden şu örneği bulmuştum:
http://pissesler.blogspot.com/2008/07/huun-huur-tuu.html
Sibirya Türklerinden Huun-Huur-Tu isimli bir müzik gurubu ve sanırım gırtlak müziği dalında dünyaca tanınıyorlar.
Ne şans ki, BŞ.Belediyesi bu gurubu Mistik Sanat Festivaline davet etmişler ve bizde Carlos Castaneda çalışma gurubumuzla dün gece Aya İrini’de konseri izlemeye gittik. Hepimiz de fikir birliği etmişçesine hayran olduk. Hatta eğer mekan o kadar soğuk (fiziki anlamda) olmasaydı sanırım ikinci dikkate geçecektik, öylesine mest ediciydi. Keşke İstanbul’a kadar gelmişlerken bi kaç gösteri daha yapsalar da, daha çok sayıda dinleyiciyle buluşsalar.
Dört kişiden oluşan, birçok adını bile bilmediğim enstrüman kullanan gurubun her üyesi de aynı zamanda farklı seslerle şarkıya katılıyorlar, ve gırtlaktan gelen o seslere ek olarak aynı anda bi kaç sesi birlikte çıkarabiliyorlardı. İcra ettikleri şey her ne ise bütün olarak hayranlık vericiydi, şarkıları sunan kişi ilk başta gayet mütavazı olarak çok eski Türkçe konuştuklarını söyledi ingilizce ile ve daha sonra sunumlarını da yarı ingilizce yarı bilmediğimiz bir lisanla gerçekleştirdi. Sanatçıların icra ettikleri o müthiş şeyin havasında (büyüklüğünde, kibrinde) olmadıkları, kendi doğal bütünlükleri içinde oldukları o kadar belliydi ki, onların neden bu konuda dünyanın bir numarası olduklarını anladım. Tek kelimeyle bu insanlar o hep bahsettiğimiz sihirli varlıkla (havadaki ürperti) bir olmuştular sanırım.
Huun-Huur-Tu Gurubundan sonra Bir kızılderili dans gurubu sahne aldı, kıyafetler göz alıcıydı, fakat beni biraz olsun etkileyen davul grubuydu, ortalarına koydukları değişik bir davulu aynı anda dört kişinin çalıyor ve bir yandan da filmlerden anımsayacağınız kızılderili nara mı desem ağıt mı desem, uygun kelimeyi bulamadığım müziği söylüyorlardı. Dans grubunda önceki grupta yakaladığımız sihri göremedik.
Bizi bu etkinlikten haberdar eden Gülşen arkadaşımıza yürekten teşekkür ediyoruz, başka kültürlerden örneklere şahit olmak her zaman çok keyifli ve zevkli fakat bu kez bizatihi özümüzden gelen bir rüzgardı bu.
Gırtlak müziği için şu yazımıza da göz atabilirsiniz: Boğaz çalma
İlave not: Bunu gelecekten yazıyorum 2022’den )zaman makinemden bahsetmiş miydim?) şu anda ülkemizde de ünlü bir gırtlak müziği sanatçımız var, kendisini instagram dünyasında buldum, yazıştık ve takipleşiyoruz. Bu müziğe aşık olmuş bir opera sanatçısı Özlem soydan, kendisini canlı dinlemek henüz kısmet olmadı ama konuyla ilgiliyseniz mutlaka albümlerini ve paylaşımlarını bulursunuz.
Hoşçakalın ben zamanıma dönüyorum.
“Bugün 12 Şubat, ‘Uluslararası Darwin Günü’. Bundan 200 yıl önce, 12 şubat 1809’da büyük doğa bilgini Charles Darwin doğmuştu. Bunu göz önüne alan Uluslararası Biyolojik Bilimler Birliği (IUBS) ve UNESCO, bugünü ‘Darwin Günü’ ilan etti. Bu yüzden, ‘Darwin Günü’ şu anda dünyanın pek çok yerinde kutlanıyor. İçinde bulunduğumuz yıl aynı zamanda, Darwin’in yeryüzündeki canlı çeşitliliğini açıklayan ‘Türlerin Kökeni’ adlı yapıtının yayınlanışının da 150. yıldönümüdür. Dolayısıyla, 2009 yılı dünyada ‘Darwin Yılı’ ilan edilmiştir. Değişik ülkelerde farklı etkinlikler yapılmakta; çeşitli üniversitelerde, her türden eğitim kurumunda, herkese açık konferans ve toplantılarda, çeşitli kuruluşların etkinliklerinde Darwin ve evrim kuramı ele alınarak, kutlamalar yapılmaktadır. Benzer etkinlikler ülkemizde de gerçekleştirilecektir.
Darwin’in, canlıların doğal seçilim yoluyla ortak bir kökenden günümüzdeki çeşitliliğe ulaştığı görüşünü ortaya attığı evrim kuramı, o denli büyük bir düşünsel devrimdir ki, insanın doğaya ve kendine bakışını değiştirmiştir. Darwin’in düşüncesi bununla da kalmamış, tıptan tarıma, teknolojiden sanata, sosyolojiden politikaya bütün alanları derinden etkilemiştir. Darwin’in yapıtı, insanlığın bilgi birikiminin artırılması ve refah ve mutluluğunun geliştirilmesinde önemli rol oynamıştır. Bilim insanları tarafından, biyolojinin olmazsa olmazı olarak kabul edilen evrim kuramı, insanın kökeninin kavranması; hastalıklarının anlaşılması; binlerce yıldır kullandığımız tarımsal ürünlerin verimliliklerinin artırılması; biyoteknolojik yöntemlerin insan ve doğa yararına akılcı kullanımı; akılcı çevre ve doğa koruma programlarının oluşturulması gibi bağlamlarıyla kaçınılmaz olarak modern gündelik yaşamın bir parçası olmuştur.
Buna karşın evrim kuramı bir tür bilim düşmanlığının ana hedefi haline gelmiş bulunmaktadır. Dini inançlara dayandırılmak istenen bu evrim karşıtlığı, günümüzde uluslararası bir boyut kazanmıştır. Farklı dinlerin en yetkili temsilcileri evrim kuramının dini inançlarla çelişmek zorunda olmadığını ifade etmelerine karşın, büyük kaynaklarla beslenen yoğun bir kampanya, ülkemizde de yürütülmektedir. Bir bilimsel kuram, bir tür tahmin ya da sezgiden farklı olarak, maddi olgular üzerine temellendirilmiş bir yapıdır. Bilimsel okur-yazarlığın düşük olduğu toplumlarda bu gerçeğin genelde yeterince anlaşılmamasından da yararlanan bu saldırı, dinsel yaratılış inancını bilimsel gerçeklerin karşısına çıkarmaktadır. Böylece kişileri, içinde yaşayıp araçlarından yararlandıkları modern bilim dünyası ile inançları arasında bir seçim yapmaya zorlamaktadır.
Bu genel bakış çerçevesinde, bilim insanları olarak, 2009’da Darwin ve evrim konulu etkinlikler düzenlemek; bunları ülkeye yaygınlaştırmak; ülkemizde bilimsel – akılcı düşünceye, evrimsel biyolojinin kanıtlarına karşı oluşturulan bilgi kirliğinin önüne geçmek için bir araya geldik. Darwin2009 adını verdiğimiz oluşumumuz, başta büyük kentler olmak üzere ülkenin pek çok yerinde bütün bir yıl boyunca değişik etkinlikler düzenleyecek, düzenlenmekte olanlara da yardım edecektir.
Darwin ve evrim kuramına karşı yürütülen kampanya yalnızca biyolojinin bu temel kuramına değil, bilime ve bilimsel yönteme, akılcı düşünceye, aydınlanmaya da karşıdır. Bu nedenle, ülkemizin akılcı düşünceden yana kişi ve kurumlarını birlikte çalışmaya çağırıyoruz”
DARWIN2009
DARWİN2009 İÇİNDE YER ALAN BİLİM İNSANLARI (*)
Prof. Dr. Adnan Gümüş (Sosyoloji, Çukurova Üniversitesi)
Prof. Dr. Aslıhan Tolun (Moleküler Biyoloji – Genetik, Boğaziçi Üniversitesi, TÜBA üyesi)
Yrd. Doç. Ata Soyer (Tıp – Halk Sağlığı, 9 Eylül Üniversitesi)
Prof. Dr. Aykut Kence (Ekolojik Genetik ve Evrim, ODTÜ)
Prof. Dr. Ayşe Erzan (Fizik, İTÜ, TÜBA üyesi)
Prof. Dr. Celal Şengör (Yer Blimleri, İTÜ, TÜBA üyesi)
Prof. Dr. Cem Terzi (Tıp-Cerrahi, 9 Eylül Üniversitesi)
Prof. Dr. Demet Özbabalık (Tıp- Nöroloji, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi)
Prof. Dr. E. Rennan Pekünlü (Astronomi ve Uzay Bilimleri, Ege Üniversitesi)
Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy (Evrimsel Biyoloji ve Genetik, Hacettepe Üniversitesi)
Prof. Dr. Gencay Gürsoy (Tıp-Nöroloji, TTB Başkanı)
Günseli Bayram (Biyomühendislik, Sabancı Üniversitesi)
Yrd. Doç..Dr. Handan Üstündağ (Antropoloji, Eskişehir Anadolu Üniversitesi)
Prof. Dr. Haydar Şengül (Ziraat, Çukurova Üniversitesi)
Prof. Dr. İlhan Özgüneş.(Tıp-Enfeksiyon Hast., Eskişehir Osmangazi Üniversitesi)
Prof. Dr. İrfan Açıkgöz (Fizik, Dicle Üniversitesi)
Prof. Dr. İzge Günal (Tıp-Ortopedi, 9 Eylül Üniversitesi)
Dr. Kenan Ateş (Moleküler Hücre Biyolojisi – Genetik, Tıp, Sabancı Üniversitesi)
Kudret Emiroğlu (Tarih, Bilkent Üniversitesi)
Doç. Dr. Mahmut Toğrul (Kimya, Dicle Üniversitesi)
Doç. Dr. Meral Kence (Moleküler Biyoloji- Genetik, ODTÜ)
Yrd. Doç. Meral Türk (Tıp-Halk Sağlığı, Ege Üniversitesi)
Prof. Dr. Rıdvan Şeşen (Biyoloji, Dicle Üniversitesi)
Doç. Dr. Suavi Aydın (Antropoloji, Hacettepe Üniversitesi)
Prof. Dr. Şahin Koçak (Matematik, Eskişehir Anadolu Üniversitesi)
Prof. Dr. Şevket Ruacan (Tıp-Patoloji, Hacettepe Üniversitesi, TÜBA üyesi)
Prof. Dr. Yaman Örs (Felsefe, Tıbbi Deontoloji, Akdeniz Üniversitesi)
Prof. Dr. Yılmaz Selim Erdal (Antropoloji, Hacettepe Üniversitesi)
EĞİTİM VE BİLİM EMEKÇİLERİ SENDİKASI (Eğitim Sen) Genel Merkezi
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ (TTB) Merkez Konseyi
TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI (TYS)
ULUSLARARASI YAZARLAR BİRLİĞİ PEN TÜRKİYE MERKEZİ
(*): İsimler alfabetik olarak sıralanmıştır.