Şaşırtan Spiral- Her Şeyin Teorisi 1

Varoluş dalgaları

Gelişim psikolojisi zihnin büyümesi ve gelişmesinin araştırılmasıdır, diğer bir değişle içsel gelişmenin ve bilincin evriminin araştırılması, öyleyse soralım gelişim psikolojisi bu sorunu aydınlatabilir mi?

Entegral psikoloji, yüzü aşkın farklı araştırmacının sonuçlarını bir araya getirdiğimde düzinelerce görüş ayrılığı ve birbiriyle çatışan yüzlerce ayrıntı olduğunu gördüm.  Genel olarak hepsi, zihnin gözler önüne serilen bir dizi evre ya da dalga olarak büyümesi ve gelişmesi ile ilgili aynı öyküyü anlatmaktadır. örneğin bunlardan biri Clare Graves’in öncü çalışmasına temel olan modele spiral dinamik adı verilir. Burada kapsamlı ve üstün bir sistem önermiştir: “Benim önerdim şey özet olarak olgun bir insanın psikolojisinin gözler  önüne serilen, meydana çıkan, salınım yapan, spiral çizen bir süreç olduğudur. Bireyin varoluş sorunları değişirken, daha eski daha alt düzendeki davranış sisteminin daha yeniye, daha üst düzeyde sistemlere giderek boyun eğmesi buna işaret etmektedir. Birbiri ardına gelen her evre dalga ya da varoluş düzeyi insanların varlığın diğer durumlarına giden yolda geçtikleri bir durumdur. İnsan varoluşun bir durumuna merkezlendiğinde, bu duruma özgü bir psikolojisi vardır. Onun duyguları güdüleri  etiği biyokimyası nörolojik harekete geçme derecesi, öğrenme sistemi, inanç sistemi, akıl sağlığı kavramı gibi düşüncelerin tercihleri politik teorileri ve uygulamalarının hepsi bu duruma uygundur.”

Bir anlamda bu araştırmanın, insan DNA’sındaki bütün genlerin bilimsel haritasının çıkarılmasıyla uğraşan insan genomu projesi ile psikolojik ilişkisi vardır.
 Bu yazı dizisinde bahsettiğim insan bilinci projesi kapsamındaki şaşırtan; insan bilincinin bütün durumlarının, yapılarının, mimlerinin ve düzeylerinin dalgalarını, kültürlerini karşılaştıran haritayı ve yorumları özetlemeye çalışacağım.

Don Beck ve Christopher Cowan’ın  Spiral Dinamik adını verdikleri bir yaklaşımda, insanın gelişmesinin sekiz genel evreden geçtiğini kabul eder, bunlara mimler de denilmektedir.

Spiral Dinamik için basitçe mim, herhangi bir harekette açıklanabilen temel bir gelişim evresidir. Beck ve Cowan, mimlerin (evrelerin) katı düzeyler olmadığını, sonuçta bir ağ örgüsünü ya da göz önüne serilen bilincin dinamik spiralini oluşturan, üst üste binen ve birbirine karışarak akan dalgalar olduğunu onaylar. Spiral simetrik değildir, saf tiplerden çok eklenen birçok karışımla düzensizdir. Bunlar birer mozaik, ağ gözü ve karışımdır.

İlk altı düzey, birinci düşünce katı ile gösterilen geçinme düzeyleridir. Sonra bilinçte devrim niteliğinde bir değişim oluşur; belli başlı iki dalganın bulunduğu var olma düzeylerinin ve ikinci düşünce katının ortaya çıkmasıdır bu.

İşte, sekiz dalganın hepsinin, her dalgadaki dünya nüfusunun yüzdesi, her dalgadaki toplumsal güç yüzdesinin kısa bir tanıtımı:

Devamını oku “Şaşırtan Spiral- Her Şeyin Teorisi 1” →

Heisenberg Belirsizlik İlkesi

Elektron gibi mikroskobik bir parçacığın perde üzerindeki her iki yarıktan birden aynı anda geçebilmesini mümkün kılan, bu parçacığın iki ayrı dalganın süperpozisyonu olarak var olabilmesidir.

Yarıkların birinden geçen parçacığın bağlı olduğu bir dalga ve yarıkların diğerinden geçen parçacığın bağlı olduğu bir diğer dalga söz konusudur. Ancak parçacığın söz konusu şizofren davranışının fark edilebilmesi için bu yeterli değildir; ihtiyaç duyulan, ikinci perde üzerinde bir girişim deseninin oluşmasıdır. Ancak bunun için de elbette ki, süperpozisyon içindeki farklı dalgaların girişimde bulunması gerekmektedir. Ve de, elektronun bahsettiğimiz tuhaf kuantum davranışını gösterebilmesi için asıl gerek duyulan unsurun girişim olması gerçeği, doğanın elektron hakkında ne kadar çok şey bilmemize müsaade edeceği üzerinde belirleyici durumdadır.

Çift yarık deneyinde her bir elektronun geçtiği yarığı saptamaya çalıştığımızı düşünelim. Bunda başarılı olursak, ikinci perde üzerindeki girişim deseni ortadan kaybolacaktır. Sonuçta, girişim iki şeyin birbirine karışmasını gerektirir.

Elektron ve elektronla bağlantılı olasılık dalgası yalnızca tek bir yarıktan geçecek olursa, ortada yalnızca tek bir şey olacaktır. Peki ama, pratikte bir elektronun hangi yarıktan geçtiğini nasıl saptayabiliriz?

Öncelikle, çift yarık deneyini zihnimizde canlandırmak açısından bir parça kolaylaştırmak için, elektronu makineli tüfekten çıkan bir kurşun ve perdeyi de, üzerinde iki dikey paralel yarık bulunan kalın madeni bir levha olarak düşünelim. Kurşunlar perdeye ateşlendiğinde, bazıları yarıklardan geçerek yollarına devam eder. Yarıkları kalın madeni levha içindeki derin kanallar olarak düşünecek olursak, kurşunlar kanalların iç duvarlarından sekerek ilerleyecek ve ikinci perdeye ulaşacaktır.

Kurşunlar perde üzerinde herhangi bir noktayı vurabilir. Ancak durumu basitleştirmek için, kurşunların perdeyi tam merkez noktasından vurduğunu ve bu merkez noktada kurşunlarla bağlantılı olasılık dalgalarının yapıcı bir şekilde girişimde bulunduğunu varsayalım. O zaman, söz konusu merkezi nokta üzerine sayısız kurşun yağacaktır.

Kurşun, yarığın içinde sekerek ilerlediğinde, metal perdenin zıt yönde geri tepmesine neden olur. Tenis oynuyorsanız, hızlı bir servisle gelen topun raketinize çarpmasına benzer bir durumu gözünüzün önüne getirebilirsiniz. Topla çarpıştığı anda raketiniz zıt yönde tepecektir.

Çift yarık deneyinde, perdenin geri tepmesi kurşunun hangi yarıktan geçtiğini anlamak için kullanılabilir. Eğer perde sola doğru hareket edecek olursa, kurşun sol taraftaki yarıktan; perde sağa doğru hareket edecek olursa, kurşun sağ taraftaki yarıktan geçmiş olmalıdır.

Öte yandan kurşunun hangi yarıktan geçtiğini saptayacak olursak, bunun ikinci perde üzerinde oluşacak girişim desenini yok edeceğini biliyoruz.

Dalga açısından bakıldığında bu, anlaşılması kolay bir durum. Tek elimizle bir şeyi alkışlamaya kalktığımızda nasıl hiç ses çıkaramıyorsak, kendi kendisiyle girişimde bulunan bir şeyi de göremeyiz.

Peki ama, dalgasal bakış açısıyla aynı ölçüde geçerli olan parçacık bakış açısından, bu durumu nasıl anlamlandırabiliriz?

İkinci perde üzerindeki girişim deseninin süpermarket barkoduna benzediğini hatırlayın. Bu perde, hiçbir kurşunun vurmadığı ve (bu şeritlerle dönüşümlü olarak değişen) birçok kurşunun vurduğu dikey şeritlerden oluşmaktadır. İşimizi kolaylaştırmak için, şeritleri siyah ve beyaz olarak düşünelim. Buradaki asıl soru şu olacaktır: Kurşunun bakış açısıyla, girişim desenini yok etmek için ne olması gerekiyor?

Cevap bir parça yalpalayacak olan kurşunlardadır. Eğer ki her bir kurşun, siyah bir şeride tam isabet edecek şekilde yol almak yerine, siyah bir şeritle birlikte hemen bitişikteki beyaz bir şeridi de vurabilecek şekilde rotasında bir parça yalpalayarak yol alacak olursa, bu durum girişim deseninin “dağılması” için yeterli olacaktır. Daha önce beyaz olan şeritler siyahlaşırken, siyah olan şeritler ise beyazlaşacaktır.

Net sonuç ise tekdüze bir gri olur. Artık girişim deseni dağılmıştır. Herhangi bir kurşunun siyah bir şeride mi yoksa hemen bitişiğindeki beyaz bir şeride mi çarpacağını önceden bilebilmek imkansız olduğundan, her bir kurşunun yalpalayarak yol alış şeklinin bütünüyle öngörülemez olması gerekmektedir. Ve bütün bunların sebebi, perdenin geri tepmesine bakarak kurşunun hangi yarıktan geçtiğini ölçmemizdir.

Diğer bir ifadeyle, elektron gibi bir parçacığın yerini saptama girişimi, parçacığa öngörülemez bir yalpalama kazandırarak hızını ve yönünü belirsiz kılar. Ve bu durumun tam tersi de aynı şekilde geçerlidir (bir parçacığın hızını saptama girişimi, yerini belirsizleştirir) . Bu etkiyi ilk kez tanımlayarak sayısallaştıran kişi Alman fizikçi Werner Heisenberg’dir ve ortaya çıkan durum da Heisenberg belirsizlik ilkesi olarak anılmaktadır.

Belirsizlik ilkesine göre, mikroskobik bir parçacığın hem yerini hem de hızını tam bir kesinlikle bilmenin imkanı yoktur. Öte yandan bu iki veri arasında tam bir zıtlık söz konusudur. Bir parçacığın yeri ne denli net bir şekilde belirlenirse, hızı da aynı ölçüde belirsizlik kazanır. Ve tam tersi şekilde, parçacığın hızı ne denli kesin olarak belirlenirse, yeri aynı ölçüde belirsizleşir.

Bu kısıtlamanın gündelik dünya hakkında bildiklerimiz üzerinde de geçerli olduğunu düşünelim. Bir jet uçağının hızına dair elimizde net bir bilgi olduğu takdirde, uçağın Londra mı yoksa New York üzerinde mi olduğunu bilemeyiz. Ve uçağın bulunduğu yere dair elimizde kesin bir bilgi olduğu takdirde ise bu defa da saatte 1000 kilometreyle mi gittiğini yoksa saatte 1 kilometreye dek yavaşlayarak yere çakılmak üzere mi olduğunu söyleyemeyiz.

Belirsizlik ilkesi, kuantum teorisini korumak için vardır. Atomlar ve türevlerinin özelliklerini, belirsizlik ilkesinin müsaade edeceğinden daha ileri bir düzeyde ölçebiliyor olsaydınız, atomların dalga davranışlarını (daha kesin bir ifadeyle, girişimi) yok etmiş olurdunuz. Ve girişim olmaksızın, kuantum teorisi var olamaz.

Bu bağlamda, bir parçacığın konumunu ve hızını, belirsizlik ilkesinin izin vereceğinden daha yüksek bir kesinlikte ölçmek imkansızdır. Heisenberg belirsizlik ilkesi nedeniyle, çok yakından bakmaya kalkıştığımız takdirde mikroskobik dünya netliğini yitirecek ve aşırı şekilde büyütülmüş bir gazete resmi gibi bulanık olacaktır.

İnsanı çileden çıkartacak şekilde, doğa ölçmek istediğimiz şeyleri istediğimiz kesinlikte ölçmemize müsaade etmez. Bilebileceklerimizin bir sınırı vardır. Bu sınırlama, yalnızca çift yarık deneyine özgü bir tuhaflık değil, temel bir gerçektir.

Richard Feynman‘ın ortaya koyduğu gibi: “Bugüne dek hiç kimse belirsizlik ilkesinin etrafından dolaşmanın bir yolunu bulamadı. Hatta böyle bir yol olabileceğini düşünen bile olmadı. Bundan sonra da olacağını sanmıyorum.”

Bunun nedeni, alfa parçacıklarının, hiçbir şekilde kaçılamaz sanılan atom çekirdeği hapishanesinden kaçmalarına imkan tanıyan dalgasal karakteridir. Öte yandan Heisenberg belirsizlik ilkesi bu olayı parçacığın bakış açısından anlamamızı mümkün kılar.

Çakralar ve Reiki ile Kundalini aktivasyon tekniği- 11

Serinin öncesi için tıklayınız

Çakralarda Reiki ve ses kullanarak Kundalini aktivasyon tekniği

 Kundalinilerini harekete geçirmek ve daha yüksek bir kendini gerçekleştirme seviyesine ulaşmak isteyenler için bu talimatları bir araya getirdim. Bu çok basit bir tekniktir, bunu günde bir kez yaparsanız, kesinlikle bir sonuç elde edersiniz.

Makale, reiki ile kendinizi nasıl güçlendireceğinize ve çakra Reiki iyileşmesini çok daha güçlü hale getiren bir çakra aktivasyon sesi kullanarak kendinize bir çakra iyileşmesini nasıl vereceğinize dair eksiksiz talimatlar içerir.

Reiki sembolleri soldan sağa:

  1. Cho Ku Rei (show koo u ray) , kök çakrayı aktive eder
  2. Se Hei Ki (say hay ee key), kalp çakrasını harekete geçirir
  3. Hon Sha Za Sho Nen (hone sha-ha zay-ay show-oh nen), taç ve yüksek çakraları aktive eder
  4. Dai Ko Myo (die ko-Oh my-oh), kaynak veya ruh enerjisini harekete geçirir

Reiki ile kendinizi güçlendirin (5-10 dakika)

bunu sadece bir sembolü görselleştirerek ve onunla rezonansa girebileceğiniz olumlu bir niyete sahip olarak yapabilirsiniz. Ardından, yukarıdaki parantez içindeki ifadelere göre, diyaframınızdan gelen sesleri tam bir sesle söyleyerek, sembolün hecelerini söyleyin. Onları yukarıda listelenen sırayla 1’den 4’e kadar tonlayın ve buna karşılık gelen çakra ve orada artan titreşimi hissetmeye odaklanın. Son sembol için, düz durun ve kollarınızı doğal bir konumda olmak için yanlarınızdan sarkıtın, vücudunuzu ve zihninizi beyaz bir ışıkla doldurarak görselleştirin.

Dördünü yaptıktan sonra avuçlarınızı birbirine bastırın ve evrensel yaşam gücü enerjisinin (reiki) avuçlarınızdan akmasını isteyin. Şimdi avuçlarınız arasındaki titreşimi hissetmeye odaklanın. Bunu yaklaşık 5 dakika yapın. Bu prosedürle kendinize Reiki güçlendirme verdiniz ve şimdi enerjiksiniz ve kendinize reiki şifa vermeye hazırsınız.

Ses ve Reiki ile çakra aktivasyonu

Devamını oku “Çakralar ve Reiki ile Kundalini aktivasyon tekniği- 11” →

Kişiliğin savunma sistemi nasıl iyileştirilir- 10

Önceki yazı için tıklayınız

Manevi Acil durum, manevi kriz, ruhun Karanlık gecesi ve Kundalini sendromu için yardım

Büyük bir uyanış olayından önce veya sonra meydana gelebilecek uyanış sürecinde birçok kişi için  ‘zihinsel-fiziksel sağlık sorunlarının’ ortaya çıktığını görüyorum. Aniden ortaya çıktığında, bunun bir psikoz olmaktan ziyade bireyde meydana gelen bir uyanıştan kaynaklandığını düşünüyorum. Bu durum  genellikle yüksek enerji yerleştikten sonra derin bir uyanış deneyiminden sonra ortaya çıkar. Bu bir uyanış olayını takip ettiğinde, ruhun karanlık gecesi, manevi acil durum, kundalini sendromu veya manevi kriz olarak bilinir.

Uyanan bir birey olarak, bilmeniz gereken şey, kişiliğimiz için programlanmış savaş-kaç savunma stratejimize olan ihtiyacı ortadan kaldırmaktır. Bir uyanış sürecinde, farkındalık seviyemiz ve enerji titreşimimiz artmaktadır. Bu yüksek enerji nedeniyle, kalıcı düşünce, duygusal tepkiler veya ‘kişisel kimlikle ilgili’ inançlar  (bunlar farkındalığımızı azaltır), görünür hale gelir, böylece sorunun ne olduğunu görebilir ve bu düşünce/duygu/inanç modelini güçlendirmek için çalışabiliriz. Kişiliğimizin bu dış savunma sistemi, savaş/kaç tepkilerine cevap vermek için programlanmış  yolumuzdur. Kişiliğimizi sağlam tutan en güçlü program (hayali kişinin hayatta kalması için) olduğu için, bu dış koruma programlamasını bırakana kadar uyanış yolunda daha ileri gidemeyiz. Bu programlanmış tepkilerden hayata otomatik pilotta tepki veririz, ancak bilinçli ve spontan olmaya ilerleyince artık bu programlanmış tepkilere ihtiyaç duymayız. Bakış açımızı farkındalığa doğru kaydırarak ve kişiliğimizden uzaklaşarak, otomatik pilot programlarını ortaya çıktıkça tek tek düşüreceğiz ve onları tespit edip onlara ihtiyacımız olduğunu hissetmeyi bırakacağız. Dış savunma Sistemimizi kişiliğimizden temizlediğimizde, farkındalığımız artar. Bu en zor adımdır ve birçok insanın yıllarca manen zayıf  kalmasının en büyük nedeni, kişiliği en dış kenarlarda sağlam tutan bu dış programları görmemeleri ve bırakmamalarıdır.

Kişiliğin dış savunma sistemi için biri kaç(korku) ve biri savaş (öfke) olan iki program vardır. Etiketler mühim değil sadece kalıplarınızın ne olduğunu görmeniz gerekiyor, çünkü onları bir kez görebildiğinizde daha sonra tetiklendiklerinde onları yakalayabilir veb tepki vermemeyi seçmek mümkündür. Öfke korkudan çok daha güçlü bir enerjidir. Bu nedenle, ruhun karanlık gecesinde, ruhsal bir acil durum, kriz veya kundalini sendromuna sahip olanlar, temel olarak, kişiliklerinin programlanmış savaş ya da kaç tepkisine olan ihtiyacı ortadan kaldırmak için çalışırlar.

Bu savunma sisteminin gitmesine izin vermek için çalışmanın önemli bir kısmı, zihinsel sağlık sorunlarının sabit olmadığını, fiziksel bir sorun olmadığını fark etmektir. Bu programlanmış tepkileri inançlarımız, düşüncelerimiz, duygularımız, tekrarlarımız ve eylemlerimizle yaratıyoruz. Kuşkusuz, tıp, bu günlerde sahip oldukları gelişmiş ekipmanlarla beyin tepkilerimizi analiz edebilecek ve belirli bölgelerde beyin anormallikleri göreceklerdir. Bu kanıt daha sonra anksiyete, depresyon, bipolar, OKB, dissosiyatif bozukluk, TSSB veya şizofreni vb.olarak adlandırılan zihinsel sağlığın teşhisini veya etiketini destekleyebilir.  Bu nedenle, zihinsel sağlık sorunlarının fiziksel sorunlar olduğunu ve ilaçlarla çözülebileceği düşünülür. İlaç semptomları hafifletmek, düşünme ve tepki modelini normale döndürmek için çalışsa da, kişiliğin kendi imajı ve hayali tehdidi veya hasarı için savunma sistemi olan asıl nedene asla dokunamaz. Bununla birlikte, gerçek şu ki, bilincimiz ve bilgelik seviyemiz, bu savunma programını, kişisel ve karakterimizle ilgili olan seçimlerimiz ve eylemlerimiz aracılığıyla yaratan şeydir. Bununla birlikte, özünde * sadece * beyinde programlanmış bir tepki paterni. Onu yarattığımıza göre güç bizdedir, o halda bu gücü; savunma sistemi ile neler olup bittiğine dair bilgi sahibi olmak ve kendi zihnimizin ve duygularımızın nasıl çalıştığını bilmek, bu bilgiyi seçimimizle ve eylemimizle birlikte artık istenmeyen otomatik yanıt programını silmek için kullanabiliriz.

Burada yapılması gereken ilk adım,

Devamını oku “Kişiliğin savunma sistemi nasıl iyileştirilir- 10” →

Belirsizlik ve Bilginin Sınırları

Atomlar Hakkında Bilmek İsteyeceklerimizin Tamamını Neden Hiçbir Zaman Bilemeyeceğiz ve Neden Bu Gerçek Atomları Olası Kılıyor

Kuantum topraklarının içlerine doğru ilerledikçe, yolcularımız birçok ilginç olaya daha tanık oldu. Bunlardan biri de, küçük kütleleri yüzünden nerede oldukları zar zor belirlenebilen kuantum sivrisinekleriydi.
George Gamow

Aklını kaçırmış olmalıydı. Gıcır gıcır Ferrari’sini daha az önce garajına park etmişti. Hatta garaj kapısı otomatik olarak kapanırken önünde bir süre dikilmiş, duyduğu gurur ve keyfi son anına dek yaşamak istemişti. Ardından çakıllı yoldan evine doğru yürürken birdenbire rüzgar çıktı ve zemin hafif şekilde sarsıldı. İstemdışı olarak, gerisingeri garaj yoluna doğru yürüdü. Ferrari ‘si kapalı olan garaj kapısının önündeydi! Bu türden Houdini tarzı kaçış olayları elbette ki gündelik hayatımızda görülmez. Öte taraftan ultra-küçük parçacıkların dünyasında, bu olaylar sürekli vuku bulan şeylerdir.

Bir an için, bir atomu mikroskobik bir hücrenin içine kilitlersiniz ve bir an sonra, kelepçelerini kırıp atarak sessizce gecenin içine doğru süzülmüş bir atomunuz olur. Kaçmanın olanaksız olduğu hücrelerden bu mucize kabilinden kaçma becerisi, mikroskobik parçacıkların, dalgaların yaptığı her şeyi yapabilmesine imkan tanıyan dalgasal yüzüyle bağlantılıdır. Ve dalgaların yapabildiği şeylerden biri de, geçilemez görünen engelleri aşıp geçmektir.

Bu, apaçık şekilde ortada olan ya da herkes tarafından bilinen bir dalga özelliği değildir. Fakat bu özellik, cam bir blokun içinde yol alan ve blokun dışına kaçmaya çalışan bir ışık huzmesiyle gözlemlenebilir. Burada önemli olan, cam blokun havayla birleştiği sınır noktasında ne olduğudur.

Işık bu sınıra, yani camın kenarına dar bir açıyla çarpacak olursa, tekrar cam blokun içine doğru yansıtılır ve havaya kaçma girişimi başarısızlıkla sonuçlanır. Işık görünürde cam blokun içinde hapistir. Öte yandan blokun hemen yanına (aralarında ancak dar bir hava boşluğu kalacak kadar uzaklıktaki bir noktaya) bir başka cam blok konulduğunda, bambaşka bir şey gerçekleşir.

İkinci blokun yerleştirilmesinin ardından, cama çarpan ışığın bir kısmı -ilk durumda olduğu gibi- geri yansıtılır. Ancak bu defa, ışığın bir kısmı da, bloklar arasındaki hava boşluğunu aşarak ikinci cam blokun içinde yoluna devam eder.

Garajından kaçan Ferrari ve cam bloktan kaçan ışık arasındaki paralellik çok net olmayabilir. Ancak pratikte, Ferrari için kapalı garaj duvarı nasıl geçilemezse, bloklar arasındaki hava boşluğu da ışık için aynı şekilde aşılamaz olmalıdır. Işık dalgasının, önündeki engeli aşarak cam bloktan kaçabilmesinin nedeni, dalganın belli bir yerde bulunan değil, uzayda yayılan bir şey olmasıdır.

Işık dalgaları camhava engeline saldırıp yeniden camın içine yansıtıldığında, çarparak yansıtıldıkları yer aslında camın kenarı değildir – camın ötesindeki havanın içinde kısa bir mesafe katetmektedirler. Dolayısıyla çıktıkları cam blokun içine tekrar dönmeden önce bir başka cam blokla karşılaşırlarsa, yollarına devam edebilirler. İlk cam blokun hemen dibine, aralarında ancak bir saç teli kadar boşluk olacak şekilde bir başka blok yerleştirin; ışık çoktan aradaki hava boşluğunu atlamış ve tutulduğu hücreden kaçmıştır bile!

Geçilemeyeceği düşünülen engelleri geçebilme yetisi, ışık dalgalarından ses dalgalarına ve atomlarla bağlantılı olasılık dalgalarına dek, tüm dalga türleri için geçerlidir. Dalgaların bu özelliğini mikroskobik dünyada görebiliriz. Bu konu üzerine verilebilecek muhtemelen en çarpıcı örnek, alfa parçacığının atom çekirdeği gibi kaçmanın imkansız olduğu düşünülen bir hapishaneden kaçabildiği alfa bozunumu olayıdır.

Çekirdekten Kaçış

Alfa parçacığı helyum atomunun çekirdeğidir. Kararsız -radyoaktif- bir çekirdek, kendisini daha hafif ve kararlı bir çekirdeğe dönüştürmek için umutsuz bir girişimde bulunarak dışarı bir alfa parçacığı tükürebilir.

Şu anda basit bir şekilde ortaya koyuyor olsak da, bu süreç bizim için ciddi bir bilmece durumunda. Çünkü bildiklerimizin ışığında, bir alfa parçacığının bulunduğu çekirdeğin içinden çıkamaması gerekiyor. Yüksek atlama dalında yarışan bir olimpiyat atletinin önüne beş metrelik bir engel konduğunu düşünün. Bu atlet dünyanın en iyilerinden biri de olsa, bu yükseklikteki bir çıtayı aşması imkan dahilinde değildir. Dünya üzerindeki hiçbir insanın bu denli yüksek bir engeli aşmasını sağlayacak derecede güçlü bacakları yoktur.

Atom çekirdeği içindeki alfa parçacığı da benzer bir durumla karşı karşıya sayılabilir. Parçacığı çekirdeğin içinde tutan engel, çekirdekteki nükleer kuvvetler tarafından oluşturulmuştur ve beş metrelik çıta bir atlet için ne denli aşılamaz durumdaysa, çekirdek içindeki engel de alfa parçacığı için aynı şekilde aşılamaz olmalıdır.

Fakat alfa parçacıkları atom çekirdeğinin içinden kaçabilmektedir. Ve çekirdeğin içinden kaçabilmeleri parçacıkların dalgasal yüzüyle bağlantılıdır. Cam bir blok içine hapsolmuş ışık dalgalan gibi, parçacıklar da önlerindeki geçilemez sanılan engeli aşarak sessizce dış dünyaya karışırlar.

Bu sürece kuantum tünellemesi (quantum tunnelling) denmektedir – alfa parçacıklarının atom çekirdeğinin içinden çıkabilmek için kendilerine bir tünel açtıkları söylenir. Kuantum tünellemesi aslında belirsizlik denilen ve mikroskobik dünya hakkında ne bilebileceğimiz ve ne bilemeyeceğimiz üzerine esas sınırı ortaya koyan, çok daha genel bir olayın tezahürüdür. Ve çift yarık deneyi belirsizliğin harikulade bir örneğidir.