Pastafaryanizm (Uçan Spagetti Canavarı – FSM)

Uçan Spagetti Canavarı bu dinin tanrısıdır. Bu dinin inananları kendilerine Pastafaryan demektedirler.

Dinin kurulma amacı, ABD’nin Kansas eyaletinin eğitim kurulu tarafından eyalet okullarında evrim kuramına alternatif olarak Akıllı Tasarım konusunun müfredata alınması kararını protesto etmekti. Henderson, eğitim kuruluna gönderdiği bir açık mektupla Uçan Spagetti Canavarı adlı bir yaratıcıya olan inancından söz etti ve okullarda “Pastafaryan” yaratılış kuramının da okutulmasını istedi; bu suretle Akıllı Tasarım’ın öğretilmesine karşı reductio ad absurdum, yani “saçmalığa indirgeyen” bir sav öne sürmüş oldu.

1-Evren, beraberinde bir dağ, ağaçlar ve bir cüce ile birlikte, görünmeyen ve saptanamayan bir Uçan Spagetti Canavarı (USC) tarafından yaratılmıştır.

2-Evrim hakkındaki bütün kanıtlar Uçan Spagetti Canavarı tarafından yerleştirilmiştir. USC, etraftaki şeyleri olduklarından daha yaşlı göstererek Pastafaryan’ların inançlarını sınamaktadır . “Örneğin, bir biliminsanı bir kalıntıya radyokarbon testi uygulasın. Kalıntıdaki Karbon-14’ün %75’inin elektron ışınımıyla Nitrojen-14’e dönüştüğünü görsün, ve bu kalıntının yaklaşık 11.000 yıllık olduğu sonucuna ulaşsın; zira karbon-14’ün yarıömrünün 5.730 yıl olduğu düşünülüyor. Ancak bilimcimizin gözden kaçırdığı şey, yaptığı her ölçümde Uçan Spagetti Canavarı’nın gelip Kutsal Makarna Kollarıyla onun bulduğu sonucu değiştiriyor olduğudur. Elimizde bunun nasıl mümkün olduğunu detaylarıyla anlatan ve O’nun bunu neden yaptığını söyleyen çok sayıda belge mevcuttur. O elbette ki görünmez olandır, normal cisimlerin içinden kolaylıkla geçebilendir.”

3-Pastafaryan inancındaki Cennet’te göze çarpan iki nokta vardır. “A) Uçsuz bucaksız bira volkanlarıyla doludur. Bir striptizci fabrikası vardır.”

4-Pastafaryan dininin metinlerine “Delifişek” denir. On Emir yerine ahlâkî açıdan daha zayıf olan sekiz “Yapmazsanız Çok Memnun Olurum” öğesi içerir.

Sekiz “Eğer Yapmazsanız Çok Memnun Olurum” maddeleri;

  1. Eğer benim Makarnavi varlığımdan bahsederken sofuluk taslayan ben-senden-daha-kutsalım tipi serserice davranışlarda bulunmazsan çok memnun olurum. Eğer bazı insanlar bana inanmazsa, sorun değil. Cidden, o kadar kendini beğenmiş değilim. Ayrıca, meselemiz onlar değil, o yüzden konuyu değiştirme.
  2. Eğer benim varlığımı başka insanları bastırmak, buyruk altına almak, cezalandırmak, deşmek, ve/veya, yani işte, kaba davranmak için kullanmazsanız çok memnun olurum. Ben kurban talep etmiyorum, ve saflık dediğin suda olur, insanda değil.
  3. Eğer başka insanları yargılamak için nasıl göründüklerine, veya nasıl giyindiklerine, veya nasıl konuştuklarına bakmazsan, veya, yani, iyi davran işte, tamam mı? Ha bir de şunu kalın kafalarınıza sokun: kadın = insan. Erkek = insan. Aynı = aynı. Biri diğerinden daha iyi değildir, tabi konumuz moda değilse, zira kusura bakmayın ama onda üstünlük kadınlarda, ha bir de mor ile fuşya arasındaki farkı bilen bazı erkeklerde.
  4. Eğer sizin ve karşınızdakinin yasal yaş sınırı ve ruhsal olgunluğa ulaşması koşuluyla sizi inciten, veya arkadaşınızın gönlünün ve iradesinin razı olmadığı ilişkilere girmezseniz çok memnun olurum. İtirazı olanlara ise şunu söyleyebilirim: gidin kendinizi s****! (özgün metindeki gibi sansürlenmiştir). Eğer bu cevaptan hoşlanmazlarsa gidip televizyonlarını kapatsınlar, yürüyüşe falan çıksınlar.
  5. Eğer başkalarının bağnaz, kadın düşmanı, nefret içeren fikirleriyle miden boşken yarışmaya kalkmazsan çok memnun olurum. Önce yemek ye, sonra ne b** yersen ye!
  6. Eğer Makarnavi varlığıma adamak üzere milyon dolarlık kiliseler/tapınaklar/camiler/sinagoglar/türbeler yapmak yerine parayı daha iyi amaçlarla harcarsan çok memnun olurum (istediğini seç):

A- Fakirliği ortadan kaldırmak

B- Hastalıklara çare bulmak

C- Barış içinde yaşamak, tutkuyla sevmek, ve kablolu televizyon fiyatını düşürmek Ben karmaşık karbonhidratlı sonsuz kudretli bir varlık olabilirim, ama hayattaki küçük şeyleri severim. Bana inan. Sonuçta yaratan benim.

  1. Eğer etrafta dolanıp herkese seninle konuştuğumu söylemezsen çok memnun olurum. O kadar ilginç biri değilsin. O kadar böbürlenme. Ayrıca sana insan kardeşlerini sevmeni söyledim, bu ipucu yetmiyor mu?

  2. Eğer, ee, ilgilendiğin konuda, yani çokça kapütilasyon/kayganlaştırıcı/Kayzer Wilhelm gerektiren bir konuda, kendine yaptırmayacağın işleri başkalarına yapmaya kalkmazsan çok memnun olurum. Eğer karşındakinin gönlü razı ise, (madde 4’e göre) yumul, ve Miki Fare aşkına, bir KONDOM TAK! Cidden, sadece bir lastik parçası. Eğer iyi hissetmeni engellemesini isteseydim onu dikenli olarak falan yaratırdım.

Ve kutsal yaratıcının yadsınamaz, inkar edilemez resmi; 🙂

Üstelik bir resmi bile var. Çok daha gerçekçi değilmi?

Saygılar…

AV I

Sinirlerinizi asıl bozan bir neden bulamıyor oluşunuz. oysa sakin ve bir bitki kadar dolaysız bakabilseniz bunun gereksizliğini siz de fark edecek ve o ana kadar görmemiş olmaktan dehşete düşeceksiniz. Bütün var oluş izlerinizi silecek olmamız burada olmayacağınız halde neden rahatsız ediyor ki sizi. Hızla tohuma kaçmak, döl tutmak istediğinizi biliyoruz fakat bilmelisiniz ki sayılar, çokluklar tekil bir bilmecenin işini zorlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Ormanın derinliklerinden size seslenen kederli avınızın ya da hiddetli avcınızın aynı varlık olabileceği düşüncesi sizi ne kadar da mevsime paralel yaşantısını tamamlayan bir bitki kadar sessiz kılıyor. Kabul etmelisiniz. Bu yüzden öldürmüştünüz. Gücünüzün, şiddetinizin bir başka varlık üstünde sınanışı sizin için yeryüzünü güvenli ve yaşanır bir yer gibi kılıyordu. Oysa şimdi size seslenen, büyülü sözlerle sizi çağıran bu bilinmez özne belki de şiddetinize maruz kalacak nesne sizi kendinizle sınayacak denli ilkel bir güdünün hizmetinde. Var olmaya sizin yüklediğiniz anlamları yüklemeyen biri için sizin ölümünüz ya da kendisinin katledilişi sanıldığı kadar üzücü değildir. Bunu bilerek ilerlerken kendinize acıyor oluşunuz, tüm kâinat nazarında yüce değerlere sahip bir varlıkmış gibi davranıyor oluşunuz sizi tabiat nezdinde sadece daha çok zavallı göstermekten başka bir işe yaramayacaktır. Nasıl unutursunuz gümüş tepsilerde sunuluşunu izlediğiniz görkemli ve belki sırf o halde durduğu için asil kurbanlarınızın yarım, öfkeli ve şiirsel bir akde ait gözlerini… hasmınızın öldürülüşünden aldığınız hazzı gizleyebilecek kadar aittiniz türünüze ve artık uzun bir geceye günah çıkartmalısınız.amen.

Bunu siz tasarlamadınız biliyoruz.ama dilediniz ve biz sezdik.ve tüm bu dekor sizi biraz olsun maddenin tabiatıyla gizlemek içindi.şimdi sıkıldık.artık ölümsüz ve sonsuz kutsalmış duruşunuzu izlemek istemiyoruz.sizi herhangi bir tabiat olayından ayıran,özel ve ayrıcalıklı kılan nedir.hayır.tabiî ki siz herhangi bir şeysiniz.bütün canlılara ait hiyerarşide basamağınızı işgal ediyorsunuz.hepsi bu.ne olduğunuzu söylemek güç ama kesinlikle siz bir eşya değilsiniz.değilsiniz değil mi?oysa ne kadar da tozlarını alır oldunuz kendinizin.kırılmamak için pamuklara sarıp kırk günde bir gün ışığına çıkarıp bundan da tebasını selamlayan bir hükümdar kadar mutluk duyar oldunuz.çok iyi saklanmış.küçük hasarları özenli müdahalelerle onarılmış asla yitirilmeyecek eşyalara olan benzerliğiniz sizi emin olun varlığınızın ait olduğu sondan kurtaramayacak.

çünkü çok sıkıldım ve biliyorderinliklerinde kendi sesinizi duymaya başladığınızda yenilirsiniz.

Elbette ki bu takipten zaferle çıkan ben olacağım.iyi mızrak kullanır,iyi işitir,iyi koku alırım.kesinlikle derisini yüzüp kadeh kaldırmak büyük bir haz ve benim gibi biri için çocuk oyuncağı.

Sizi bir av köpeğine bu denli benzer kılan nedir?evet yanılmaz av köpekleri, gözleri keskindir,en derin sesi işitir kulakları ve en gizli kokuları alır burunları ama avcı daima bir başkasıdır ve yanlışınızı düzeltmek için söylüyoruz, asla dişlerinin arasındaki henüz sıcacık avı yemeyi düşünmez av köpekleri.

Burada biraz sonra olacaklardan haberim olmasaydı belki daha az acı çekecektim ve her şey uzun bir öğleden sonra bir talihsizlik gibi görünecek ve belki uysallaşarak saygı duyacaktım son bir an avcıma.oysa şimdi korkuyorum.midem bulanıyor ve hiçbir fikrim yok nasıl av olmaz bir insan.

Ah..bu kadar naif,bu kadar korkulu olmayı nasıl başarıyorsunuz.anlamadığınız şu, bunu düşünmezsiniz yani bu düşünerek çözümleyebileceğiniz, sayısal ya da sözel verileri olan bir problem değildir.belki de ilk ve son kez izleyici olmanın dışında bir anınız var ve siz bunu bile farkında olmadan yaşamayı dileyebilecek kadar talihsiz bir zihinsiniz.neden sizi de tıpkı diğerleri gibi akşam yemekleri, mısır patlakları, gürültüler arasında izleyip unutacaklarını düşünüp üzülüyorsunuz ki.sizi bir öncekinden farklı kılan ne olabilir .elbette anlıyoruz.şiddete tabii ki karşıyız. Tüm kalbimizle. Ama bunları söylemek yersiz.

Siyah ve kalabalığız.çünkü her gün başımızın üzerinden akıp giden karanlık bulutlara benziyoruz.mağaralarımızın girişlerine kurduğumuz tuzaklar işe yaramıyor.nihayetinde öğrenen hep biz oluyoruz. Sonsuz belleği tabiatın.aslında bütünüyle bildiğimiz her şeyi ilk günden.ilk andan.bir çığlıkla böldüğümüz kendimizi.kendimizi ayırdığımız bir çığlıkla sonsuz kutsal,kusursuz ve muhteşem sadelikten ve yola sezerek devam etmek zorunda kaldığımız.gülünç değil mi. Aslında hatırlamak değil bu unutmak.tekrar tekrar.yaşayabilmek için.gülünç.evet hem de çok gülünç.detayları anımsayamıyorsak bilgi tehlikelidir.şiirsellikle yitirilen bellek.sayıların ve sözcüklerin çoğalan,çoğalarak büyüyen kaosu içinde karşılaştığımız her fırsatta mağaranın girişine götürüp bulutları gösterdiğimiz kendimiz aslında bir başka tasarının nesnesi olabilseydi bu denli acı çekmeyecekti.evet.elimde parlayan ve ışıltısıyla görüş ve takip mesafemi daraltan bu objeyle kendime benim dışımda,benden ayrı bir özne gibi davranarak yalnızlığımı ve karanlığımı alt etmeye çalışıyorum.ah ne kadar da eksik hatırlıyoruz her şeyi ve kayıtsız bir bellek için neler vermezdik ya da kusursuz.

Şeklimizi yitirdik.amorf bir duruşla selamlıyoruz birbirimizi.çokluğa ve sayılara ihtiyacımız var çünkü karanlıkta bizim olmayan bir ses duymazsak daha fazla ilerleyemeyeceğiz.

Siyah leoparımı tanıdım.karanlıkta beni bu kişiliksiz sürüklenişten kurtaracak olan özne bu.

-sonra tabiat ananın bir sürü meyvesi varmış.çocukları aç kalmasın diye.bahar gelince türlü türlü kurtlar türlü türlü kuşlar hep bu meyvelerden yiyerek kışa hazırlanmış ve uslu durmuşlar.hiç kimse de kırmızı başlıklı kızın sepetine göz dikmemiş.

Büyülü ve ilkel bir benlikten çalınmış sözlerle yaktığınız ateşin başında ne yapacağınızı bile bilmeyen ve hiç de tanrısal olmayan bir his eşliğinde birbirinizin kanını içiyorsunuz.ve tüm bunlar olurken nasıl da bir vahşet sahnesi gibi görünüyor gözlerinize bir çakalın bir karacayı parçalayışı.bunu anlamıyorsunuz.bunu aklınız almıyor

Geri Dönüş – Kontrol Listesi

…
Ben her birinizle kısa bir kontrol listesinin üzerinden geçmek istiyorum – sizin kontrol listenizden. Bu şu anda oluyor, şimdiye kadar Dünya üzerinde olan en büyük değişimler. Zamanın sonu değil, tersine, zamanın başlangıcı. Değişimler zordur, o nedenle ben her birinizle bir kontrol listesinin üstünden geçmek istiyorum. Size sormuştum, bunu son zamanlarda düşündünüz mü? Haydi sırayla gidelim.

Herşeyden önce, fiziksellik – düzenli olarak bedeninizi besliyor musunuz? Bedeniniz, şöyle diyeyim, en düşük dalgaboyunu alıyor, en düşük bilinç enerjisini, ve bunu da hissediyor. Siz bunu kemiklerinizde ve derinizde hissediyorsunuz. Sindirim sisteminizde hissediyorsunuz. Zamanın şu son aylarında birçoğunuzda fiziksel birşeyler ortaya çıktı ve siz bunların ne olduğunu merak ediyorsunuz. Nedeni, fizikselin, çevrenizdeki dünyada olan biten değişimlerin enerjilerini içine alması, emmesidir, bu sizinle ilgili değil. O size ait değildir. Ama beden onu içine alır. Depolar, taa ki siz kendi tapınağınızın Üstadı olup da “Artık buna ihtiyacım yok” diyene kadar.

Onu, nefesle salabilirsiniz. Onu, hafif, aşırı olmayan egzersizle salabilirsiniz. Ve ben bunun altını çiziyorum, çünkü geçmişte bazılarınız bu egzersizler sırasında aşırıya kaçmak zorunda kaldınız, ve bu, bedeninizin istediği bir şey değildir. Hafif egzersizler. İyi, sağlıklı, nefes almanızı sağlayan enerji hareketleri ve akışı. Sıvılar içmek, şu anda bedeniniz için özellikle önem taşıyor. O enerjilerin birçoğunun atılmasına yardımcı olur. Siz bir anlamda mıknatıs gibisiniz. Bu enerjileri kendinize çekiyor, içinize alıyorsunuz, ve sonra onlar bedeninizde yerleşik hale geliyor. Ama yerleşmeleri gerekmiyor.

Böylece, nefes almak ve bedeninizin beslenmesi. Beslenme nedir? Masaj olmak. Bu iyidir. Ama yalnızca masaj değil, bu, kendiniz için bir şey yapmakla ilgilidir.

Gerçekten sevdiğiniz şeyleri yemek. Beden ağrılarınızın ve ıstırap çekmelerinizin bir nedeni de, o garip perhizlere girmenizdir, ve aslında onlardan hoşlanmıyorsunuz da. Bedeniniz onlardan hoşlanmıyor. Peki neden yapıyorsunuz ki? Bedeninize hoşlandığı bir şey verin. Yemeğe fazlasıyla düşkünsünüz diye kaygılanmaktan ya da daha önceden sahip olduğunuz o garip şeyler için kaygılanmaktan vazgeçin. Bedeniniz kendini nasıl temizleyeceğini bilir, tabii ona izin verirseniz. Yani bedeninizi besleyin. Onu, hoşlandığınız ve onun da hoşlandığı bir şeyle besleyin.

Bedeninizle suyun içinde başlayın, bir banyoda ya da bir okyanusta ya da bir gölde – bir su bedeninde – özellikle de tuz ekleyin ya da belki zaten tuzludur. Doğal tuz, detoksa yardımcı olur. Bunlar size ait toksinler değildir, onun için sahiplenmeyin. Onları kendinizde tutmayın. Beslemeyin. Siz onları sadece çevrenizdeki dünyadan alıyorsunuz, üstelik bu daha da yoğunlaşacak, Dünya’daki değişimler yüzünden. Böylece kontrol listenizde, fiziksel bedeni besleyip beslemediğinizden emin olun. Ondan hoşlanmamayı bırakın. Başka bir şeye benzemesini ya da başka bir şey gibi görünmesini arzulamaktan vazgeçin. Onu besleyin. Tam olarak neyse o şekilde kabul edin.

Biliyorum, bazılarınız, uzun zamandır istediğiniz o yemeği yiyeceksiniz. Bu gece kendinizi dışarı atacaksınız. “Tobias bana izin verdi.” Kesinlikle! Bedeniniz, cipslerle falan nasıl başa çıkacağını bilir. (kahkahalar, Tobias kıkırdar) Ah, birinizi yakaladım! Bedeniniz sıcak çukulatalı dondurmayla nasıl başa çıkacağını bilir. Gerçekten bilir, ve ona yettiği zaman sizi haberdar edecektir.

Tüm o tıbbi şeylere inanıyorsunuz, ve biliyor musunuz, söylemem gerekir ki, bu noktada biraz açık sözlü olacağım. Diyeceğim ki – ben Saint Germain’den gelecek bir rakkam bekliyorum, o rakkamlara bayılır – diyeceğim ki, bedeninizle ilgili size söylenen şeylerin yüzde 83’ü, bilirsiniz işte, kolesterolden tutun da, trombositlere ve kabinize ve yağlara ve bu tür şeylerin geri kalanına kadar, size bir ürün satmak amacını güder. Bunlara bağlı olmayan bir ürün var mı ki? Ürünler bir kuruluşla birleşse bile ya da bir yaşam tarzını empoze etse bile. Bu sizin bedeniniz. Hayalini kurduğunuz o çukulatalı pastayla nasıl başa çıkacağını bilir. (kahkahalar) Herneyse onunla başa çıkmayı bilir.

Bedeninizi besleyin. Ona ihtiyacınız olacak, kesinlikle ihtiyacınız olacak. Ve ben hemen kontrol listenizdeki bir sonraki konuya atlayacağım, çünkü bununla yakından ilgili – bolluk. Önünüzdeki birkaç yılda bolluğa ihtiyacınız olacak. Ona ihtiyacınız olacak. Onu isteyeceksiniz. Dışarısı zaman zaman zorlayıcı, haşin olacak. Bu bir değişim dönüşüm dünyası olacak. Bolluk sizin için kuştüyü bir yastık gibi olacak. Başınızı kuştüyü yastığa koymak varken, neden bir kayanın üstünde uyumalı ki.

Eğer hâlâ geçmiş yaşamlardaki yeminlerle ilgili sorunlarınız varsa, hâlâ başkasının parası var da sizin yok diye kızıyorsanız, şu andan başlayarak bunun üstesinden gelin. Biz bu konuda konuşmayı bitirdik. Bitirdik… kesinlikle Saint Germain geldi. (izleyiciler ve Tobias’dan kahkahalar) Benim bu konuda oldukça etkisiz ve zayıf olduğumu söylüyor!

Şambra, yaşamınızın her alanında bolluğu kabul edin – para, dostlar, kaynaklar, araç-gereçler, psişik yetenekler, sağlık, sevgi – herşey. Buna ihtiyacınız olacak. Dışarısı zaman zaman zorlayıcı olacak. Deliye dönüp çılgınca şeyler yapan insanlar olacak. Yılan gibi yerde sürünen korku enerjisi olacak, ve o sizi kendine çekmeye ve baştan çıkarmaya çalışacak. Ona inanmayın. Size ait değildir.

Bolluk, şeylerin dengelenmesine yardım edecek, başka bir şeye değil. Bu, zengin olmakla ilgili değildir. Kontrol listeniz için herhangi bir şey söyleyebilseydim, o da dengeyle ilgili olurdu. Bolluk konusunda dengeden çıkmış haldesiniz, birçoğunuz. Ve diyorsunuz ki, “Ama ben nasıl bolluk yaratılacağını bilmiyorum.” Eh, o zaman bilemezsiniz! Şöyle demeye ne dersiniz, “Ben bolluğu kabul ediyorum.” Nokta. Salıverin. Bir daha da üstünde düşünmeyin. Ama bunu söylediğiniz zaman, gerçek anlamda (hissederek) söyleyin. Değişmez gerçeklerle ilgili kaygılanmaktan vazgeçin. Bolluk size en garip, bambaşka ve en iyi yollardan gelecektir. Eğer onu yazıp çizip planlamaya çalışırsanız ve dönüp dolaşıp bu tür şeyler yapmaya kalkarsanız, onu kaçıracaksınız. Bolluk yaşamınızın bir parçası olabilir. sadece kabul edin. Nokta. Ona eğer’ler, ve’ler, ama’lar ya da “nasıl yapılacağını bilmiyorum”lar gibi şeyler yüklemeyin. Ona ihtiyacınız olacak.

Kontrol listesindeki bir sonraki konuya geçelim – zihinsel denge. Bu önemli bir nokta, zihinsel denge. Değişimin alçak titreşimli enerjilerinin bazısı bedeninizi etkilerken, değişim ve bilincin bazı çok yüksek enerjileri de zihninizi etkiliyor. Zihniniz, onları kabul etmenin ve size meydan okumanın ilginç bir Eski Enerjisine sahip. Siz şu anda Çin’deki enerjileri topluyorsunuz, Hindistan’daki enerjileri, dünyanın açlık ve yoksulluk çeken bölgelerinin enerjilerini. Siz bunları, tıpkı gelen radyo dalgalarını toplayan bir radyo gibi topluyorsunuz.

Ama siz komik bir şey yapıyorsunuz. Bunu üstleniyorsunuz. Ona kendi markanızı ya da kendi damganızı vuruyor ve zihninizde onunla oynuyorsunuz. Uzun zaman önce zihniniz bunu yapmak üzere tasarlanmıştı, ama artık bunu bırakın. Bırakın.

Dışsal enerjilerin sürekli bombardımanına maruz kalacaksınız, ve zihniniz bazılarını toplayacaktır – bedeniniz de diğerlerini toplayacaktır – salıverin onları. Bırakın gelip geçsinler. O enerji sizinmiş gibi, o enerjiyle bir şey yapmanız gerekiyormuş gibi düşünmek ya da davranmak, neredeyse, insanların oynadığı ve Şambra’nın oynadığı bencil, ben-merkezci bir oyundur. Onları içinize alıyor ve kendinizi zihninizde çılgına döndürüyorsunuz. Bırakın bunu. Ha, bazen de bırakmak konusunda kendinizi suçlu hissediyorsunuz. Hissetmeyin. Siz sadece çevrenizdeki dünyada olan bitenleri hissediyorsunuz.

Siz çok belirli bir çalışmayı gerçekleştirmek için buradasınız – ve kendi seçiminizle – ve o şu anda olmaktadır. Siz zihinsel ikileme ve dengesizliğe yakalandınız, ve bu, işleri çok, çok zorlaştıracaktır. Peki ne yapacaksınız? Derin bir nefes alın. Size ait olan yegâne şeyler, sizin seçtiklerinizdir. Eğer sürekli bu diyalogu, sürekli o gevezeliği, sürekli o dengesizliği hissediyorsanız, sorun kendinize, “Ben buna neden tutunuyorum?”

Bazılarınızın depresyonla ilgili sorunları oldu. Onlar size ait değil. Bir parçanız bununla oynamaya bayılıyor. Size bir oyuncak sunuyor. Onun yerine, gidin ve bir şey satın alın – elinizde sıktığınız o şeylerden birini, hani sinirleri yatıştıran enerji toplarından; kendinizi oyalamak için David McMaster’in geliştireceği o yeni oyunu satın alın. Bazen bu tür şeyleri, sadece kendinizi meşgul tutmak için aklınıza getiriyorsunuz. Sanki duygusal ve zihinsel bir çapraz bulmaca oynuyorsunuz, ama bunlar çok karmaşıktır. Size ait değillerdir.

Zihniniz, zihinsel şeyler yapmaktan hoşlanıyor. Zihinsel şeyler, birşeyler inşa etmek, bilgisayarda çalışmak, kitap okumak gibi şeyler olabilir. Bunu ara sıra yapmasına izin verin, ama artık zihninizi, hislerin ve duyguların ve değişimlerin enerjilerini boşalttığınız bir yer olarak kullanmayın. Zihninizi bunlardan temizleyin.

Şimdi kontrol listesine devam edelim. Burada bir etken (faktör) olacak, içinden geçeceğiniz bir zaman sapması etkeni. Bunun sizi yoldan çıkarmasına izin vermeyin. Ben uzun uzadıya bunun fiziksel kurallarına girmek istemiyorum, ki siz de girmemi istemezsiniz, ama zamana hep lineer olarak baktınız. Oysa değildir. Lineer olduğu yanılsamasına sahiptir. Ama bu yanılsama bu aralar oldukça değişmekte ve siz bunu zaman zaman hissedeceksiniz, panik yaratmaya çalışmıyorum, zaman açısından şeylerin çıldırmaya başladığını hissedeceksiniz. Siz zamanı, kendinizi bu gerçeklikte topraklamak için kullanıyorsunuz, ama o değiştiği için, kendinizi hiç topraklanamıyormuş gibi hissedeceksiniz. Zamanı, çapanız olarak kullanıyorsunuz, onun için ben sizden kontrol listenizdeki bu çapayı bırakmanızı isteyeceğim. Çapanızın zaman olması gerekmiyor, ve eğer ona tutunmaya çalışırsanız, çok, çok zor olacaktır. Kendinizi hep rahatsız hissedeceksiniz – panik yok. (kahkahalar)

Çapa, ve bu belki de iyi bir kelime bile değil, ama temel, Şimdi ânıdır. Şimdi ânı, herhangi bir zamandan, herhangi bir saatten, başka herşeyden bağımsızdır. Zamanın yerine Şimdi’yi koyabilirsiniz. Bu, sizin için herşeyi muazzam bir biçimde, muazzam bir biçimde daha dengeli hale getirecektir.

Kontrol listesine devam – yaratıcılık. Yaratıcılık öylesine önemli ki, ve ben bunu söylediğim zaman, bazılarınız ezilip büzülüyorsunuz, çünkü yaratıcı olduğunuzu düşünmüyorsunuz. Salıverin bunu. Bir yaratan için yaratıcı olmak önemlidir. Bu doğal bir haldir. Şu an sizin için yaratıcı bir şeyler yapmak çok önemlidir, her ne olursa. Bu, bir best seller kitap yazmanız gerektiği ya da bir You Tube videosu ya da benzer şeyler yapmanız gerektiği anlamına gelmiyor. Sizin için yaratıcı olan nedir?

Kendinizde yaratıcı bir gayrete izin verirseniz, bu, içinizde farklı bir enerji türünü harekete geçirir. Zihni dengede tutar, anlıyor musunuz, çünkü aktif olarak yaratıcı olmadığınız zaman, zihniniz dengesizliğe düşmek eğilimi gösterir. Yaratıcı şeyler yapın – birşeyler inşa edin, birşeyler yazın, birşeyler boyayın, şarkı söyleyin, her neyse onu yapın – ama kontrol listenizde şu anda düzenli bir biçimde yaratıcı bir gayrete sahip olmak, çok, çok önemlidir. Onları kendiniz için gerçekleştirin, başkaları için değil, kendiniz için. Hareket eden ve genişleyen bir şey yaratın – bu şimdilerde çok önemli bir enerjidir.

Ben şimdi Şambra’ya müzikle ilgili yaratıcı bir meydan okumada bulunacağım. Şunu görmek isterdim… isterdim ki – burada Cauldre ile konuşuyorum ve o tabii ki onunla böyle konuşmamdan hoşlanmıyor – ama ben Şambra’nın, birinin, ya da birilerinin Geri Dönüş Şarkısı’nı yazmasını istiyorum. Geri Dönüş Şarkısı’nı. Kendinize geri dönmekle ilgili, yuvaya geri dönmekle ilgili güzel bir şarkı. Bu bir Şambra şarkısı olacak. Dünyanın her yanındaki Şambra’nın kendi Geri Dönüş Şarkısı’nı göndermesini ve onun son günümde – 19 Temmuz’da – çalınmasını çok isterdim. Evet, Şambra kollektif olarak birini seçsin. Onun çalınmasını çok isterdim. Böylece, yaratıcı olun. Bir şey yapın.

Kontrol listesinde sonraki konu – bu biraz çelişkili. Bazılarınız var ki, çok fazla çalışarak kendini meşgul ediyor ya da dikkatini dağıtıyor. Çalışıyor ve çalışıyor ve çalışıyor ve çalışıyorsunuz, ve bu yalnızca kim olduğunuzdan kaçmak için bir bahanedir. Çalışma zamanı vardır ve yaşama zamanı vardır. O insanca sıradan işlerinizi yapma zamanı vardır ve sadece yaşama zamanı vardır. Şimdi, gerçek bir Üstat, her ikisini birleştirir. Artık iş değildir. Artık dikkatin dağılması değildir, ama ne yaparsanız yapın, sürekli bir muzaffer keşif söz konusudur.

Ben birçoklarınızın kendini işe nasıl gömdüğünü gördüm. Yalnızca dikkatinizi dağıtıyorsunuz. Yalnızca kaçıyorsunuz. Siz – nasıl desek – göğsünüzü yumrukluyorsunuz. Herkese ne kadar çok çalıştığınızdan söz ediyorsunuz. Pöfff, beni kandıramazsınız ya da Saint Germain’i! Biz sizin neler yaptığınızı biliyoruz. Siz bu konuda kendinizi haklı çıkartıyorsunuz. Şimdi, kendinize zaman ayırın. Kendinize zaman ayırın, oynamak için zaman ayırın. Yapmadığınız, yapmak istediğiniz bir şey yapın. Sadece yapın, ve yaşamaktan kaçınmak için işi bahane olarak kullanmaktan vazgeçin.

Diğer yarınız ise, tam tersi, tembelsiniz! (kahkahalar) Bu yüzden ben bunun çelişkili olduğunu söyledim. O La-Z-Boys koltuklarınızda oturuyorsunuz. Kuzey Amerika’nın dışında bulunanlar için, bu o çirkin geriye yatan koltuktur. La-Z-Boys koltuğunuzda oturuyor ve kendinize sinirleniyorsunuz. Öylesine tembelleşiyorsunuz ki. Bazı şeyler yapmayı düşünüyorsunuz ama koltuktan da kalkamıyorsunuz. Bunu yaptığınız zaman, zihinselleşiyorsunuz, felsefe yapmaya başlıyorsunuz, ve başka insanları yargılama eğilimine giriyorsunuz, çünkü yargılarınızı onlara, becerilerine yönlendirmek, sizin büyük şişko bir koltukta oturmanızı ve hiçbir şey yapmamanızı haklı kılıyor. Böylece duygusal mermilerinizi onlara yağdırıp duruyorsunuz, ama aslında onu kendiniz yapmaktan korkuyorsunuz. Oradan çıkın ve bir şey yapın. O koltuktan kalkın ya da biz o koltuğun kırılmasını sağlamak zorunda kalacağız. Vidaları gevşetir ve birkaç şey daha yaparız.

Zaman şimdidir. Beş yıl sonrası değil. Zaman şimdidir. Bu şu anda olmaktadır, ve siz bunu o büyük çirkin koltuktan takdir edemezsiniz. Bir şey yapın. Şeylerle ilgili şikayet etmekten vazgeçin. Başkalarını eleştirmekten vazgeçin. Oradan çıkın ve bir şey yapın. Bu, enerjileri harekete geçirir. Bu, sizi zihninizden çıkartır. Bu, sizin yeniden yaşamanızı sağlar.

Kontrol listesinin sonraki konusu – büyük resim. Her zaman, şimdilerde her zaman, hep geride durun. Büyük resime bakın. Büyük resmi kısa duvarın arkasına alın. Neler oluyor? Derin bir nefes alın ve büyük resime bakın. Neler oluyor? Ayrıntılara ve korkulara yakalanmak çoğu kez kolay olur. Şu anda Dünya’da neler oluyor? Enerjiye neler oluyor?

Bu çok kolaydır. Oysa siz aklınıza başvuruyor ve bunu karmaşık hale getiriyorsunuz, ama neler oluyor? Bu gerçektir. Siz Eski Enerjiden, fosil yakıtından çıkıyor ve Yeni’ye giriyorsunuz. Politikada neler oluyor? Büyük resim – dünyanın değiştiğidir. Artık yalnızlık, tecrit yok. Artık güce hükmeden birkaç ülke söz konusu değil. Gücü bırakmak söz konusu. Dünya’da cenneti yaratmak söz konusu, ama oraya varmak bazen cehennem gibi gelir. (Tobias güler)

Hep büyük resime bakın, özellikle de dramların etkilediğini hissettiğinizde, gelip de sizi ele geçirdiğinde, dünyaya neler oluyor diye şaştığınızda – “Dünya parçalanıyor mu?” – dediğinizde, büyük resim zamanıdır. Ben Şambra’yı, teknolojiniz aracılığıyla birbirinizle büyük resmi paylaşmak konusunda yüreklendireceğim. Forumlarınızla İnternet’e girin ve emrinize amade olan diğer araçlarınızı kullanın. Büyük resim hakkındaki görüşünüzü, bir şeyin neden olduğunu paylaşın. Bunu hep basit tutun. Hep gündemsiz, beklentisiz olun. Hep suçlamadan yapın.

Bu, Dünya’da yaşamak için inanılmaz bir zamandır. Seçimle burada olmak için inanılmaz bir zaman. Birçok insan ille de bilinçli bir seçimle burada değil, onlar kendilerini yine burada buluverdiler. Kendilerini ansızın yine fiziksel bir bedenin içinde buldular. Siz bu durumda değilsiniz. Siz burada olmayı seçtiniz. Elinizi kaldırdınız, öne çıktınız, dediniz ki, “Ben bu değişim zamanında Dünya’da olmak istiyorum. Ben bilinci teşvik etmek, ona ilham vermek istiyorum.”

Kontrol listesindeki sonraki ve şimdilik son konu – bir öğretmen oluyor musunuz? Bu, bir sınıfın önünde durmak anlamına gelmiyor. Bir kitap yazmak anlamına gelmiyor. Hele dini vaazlar vermek ya da birilerini kendi tarafına çekmek anlamına hiç gelmiyor. Ama bir Bayrak ve diğer insanlara bir örnek misiniz?

Herşeyden çok bunu yapmak istemiştiniz: Dünya’ya bu zamanda bir örnek, bir Bayrak olmak için geri gelmek. Bunu yapabilirsiniz, her günün her ânında, bedeninizde olarak, kendi gerçeğinizi yaşayarak, kendinizi severek. İşte öğretmen budur.

İster sizi konuşmanız için sahneye davet etsinler, ister İnternette bir blog oluşturun, ister o Bayraklık enerjisini markete gittiğinizde taşıyın, ister ailelerinizle halleşirken; buraya bunun için geldiniz. Dramlara kapılmak için değil, bir yaşamı boşa harcamak için değil, kafanızda takılı kalmak için değil.

Siz buraya bir öğretmen olarak, ilham verenler olarak geldiniz, ve zaman şimdidir. Beş yıl ya da dört yıl ya da üç yıl sonrası değil. Bu, şu anda olmaktadır. Gelecek ay gerçekten bunun örneklerini göreceksiniz.

Ve öyledir.

Tobias

Metnin tamamı için:
http://destek.pilli.com/kc/oku.php?id=253

Şişman Kadın Zayıflar Ülkesinde *

“Rüya nasıl kilo aldığını bulmaya kararlıdır. Bunun için günün her anında tartıya çıkmaya karar vermiştir. O gün müşterilerin oyununa katılmaz, çok işi vardır. Pastanede her şey yolunda gitmiştir, kilosunda bir değişiklik yoktur. Akşam eve geldikten sonra da tartılır. En son uyumadan önce tartılır. Sabah uyandığında yüzünde gülümseme vardır. Tartıldığında akşamdan bu yana kilo aldığını görür. Uykusunda kilo almıştır.” Ezgi Kızmaz’ın kaleminden.

Ezgi Kızmaz

Ya hep uyuyup rüyalarda yaşayacak ya da rüyalarını gerçekleştirecek

Rüya, otuzlu yaşlarında şişman, yalnız yaşayan bir kadındır. Ailesinden kalan pastaneyi işletir. Tutku Pastanesi’nin müşterisi çoktur. Rüya pastanenin devamlı müşterilerine göre çok güzel pastalar yapar. Ama o işinden memnun değildir; çok sıradan bir iş olduğunu düşünür ve ona göre isteyen herkes en az onun kadar iyi pasta yapabilir. Hiçbir yeteneği olmadığını düşünür. Kendini mutsuz, çirkin ve işe yaramaz hisseder. Defalarca rejim yapmaya çalışıp bozduğu için iradesiz ve bir işi sonuna kadar götüremeyen bir insan olduğunu düşünür. Değişmek ve mutlu olmak ister.

Bu arada ülkede iki parti iktidar için yarışır. Terazi Partisi, kadınların mutluluğunun zayıflıktan ve güzellikten geçtiğini savunur. İktidara geldiğinde kadınlara zayıflık ve mutluluk vaat eder. Partinin başkanı diyetisyen bir kadın, danışmanı ise eski bir moda dergisinin editörüdür. “Zayıf ol, mutlu ol!”, “Şişman kadınlar, biz sizin iradeniziz” partinin sloganlarından bir kaçıdır. Bir diğer parti ise “Böyle İyi” Partisi’dir. Bu parti şuan iktidardadır. Partiyi destekleyenler daha çok erkeklerdir. Bu parti bazı kadınların şişman olmasının gerektiğini, erkeklerin seçme haklarımn engellenemeyeceğini savunur. “Bazıları şişman sever”, “Renk renk, boy boy kadınlar istiyoruz”, bu partinin sloganlarındandır.

Rüya aradığı değişimi Terazi Partisi’nin sağlayacağını düşünerek bu partiye oy verir. Terazi Partisi seçimi kazanır. Terazi Partisi’nin iktidara gelmesinin ertesi günü, Rüya işe gitmek için evden çıkarken apartman kapısının değiştirildiğini fark eder. Kapı küçültülmüştür; Rüya ancak yan dönerek kapıdan çıkabilir. Otobüs durağına geldiğinde durağa bir tartı konulduğunu görür. Otobüs bekleyenler kilolarına göre sıraya geçmek zorundadır. Zayıflara öncelik verildiğinden Rüya’ya bir türlü sıra gelmez ve işe yürüyerekgitmek zorunda kalır. Rüya tüm bu uygulamaların insanı rejim yapma konusunda daha kararlı yaptığım ve gerekli olduklarım düşünür.

Pastanede her zamanki gibi pastaları hazırlar ve fırına verir. Pastalardan güzel kokular gelmeye başladıktan sonra, elinde köpeğiyle bir görevli gelir ve bundan sonra iştah açacak, rejim bozduracak kadar güzel kokan pastalar yapmasının yasak olduğunu söyler. Ancak diyet ürünler satabilir. Rüya başta şaşırsa da bu karara hak verir ve bunun onun da rejim yapmasım kolaylaştıracak bir şeyolduğunu söyler. Ardından kilo kontrolü yapan bir görevli gelir. Elinde tartıyla gelen görevli Rüya’yı tartar ve kilosunu kaydeder. Haftaya yine gelip kaç kilo verdiğine bakacağını söyler ve gider.

Terazi Partisi iktidara gelmesiyle bütün ülkeyi sıkı bir rejime sokar. Her yere tartı konur. Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşüldüğünde de tarafların tartıya çıkmasıyla karar verilir. Zayıflar üstündür. Üstün olmak isteyenin zayıflaması yeterlidir. Partinin yasakları herkes için geçerlidir. Ama genç kadınların üstünlüğü hedeflendiği için daha çok genç kadınlar zayıflatılmaya çalışılır. Erkekler ve yaşlılar, genç kadınlara göre daha rahattır. Yemek kokusu yasaklanır. Bunu denetlemek için köpekli özel görevliler devriye gezer. Partinin başkanı her akşam televizyonda ulusa sesleniş konuşması yapar. Yarının diyet reçetesini verip, “Bugün zayıflamak için ne yaptın?” diye sorar. Diger yandan kilo veremeyenler için agır yaptırımların olacagı söylentileri yayılır.

Rüya bu söylentilere aldırmaz, çünkü zayıflama konusunda kararlıdır. Parti başkanının verdigi diyet reçetesine tamamen uygular. Tek sorunu eskisine göre fazla uyumasıdır. Rüyasında devamlı pasta yediğini görür. Bunun rejimin etkisiyle oldugunu düşünür ve aldırmaz. Mutsuzluğu devameder. Pastanenin devamlı müşterileri de eskisine göre mutsuzdur. Her gün gelip diyet ürünler yiyerek Rüya’nın daha önceleri yaptıgt pastalardan bahsederler. Bu bir süre sonra yerini farklı bir oyuna bırakır. Müşteriler pastanede toplanıp diyet ürünleri yerken pasta yediklerini hayal etmeye başlarlar. Bu oyun hepsini her gün coşturur, bazıları pasta tadını cidden hissettiklerini bile söyler. Sadece bu oyunu oynarken mutlu görünürler. Bu oyuna katılmayan yaşlı bir müşteri vardır. O da her gün gelir, bir köşede diyet ürünlerden yer ve oyunun saçmalık olduğ;unu söyleyerek huysuzluk yapar. Hepsinden daha mutsuzdur. Rüya da başta oyuna katılmak istemez. Ama sonunda bir şey yemediği sürece bunun rejimine bir zararı olmadıgını düşünür.

Bir hafta sonra kilo kontrol görevlisi gelip Rüya’yı tarttığında bir sürprizle karşılaşırlar. Rüya sıkı diyetine rağmen kilo almıştır. Görevli, bir dahaki gelişinde de aynı durumla karşılaşırsa, Rüya’yı hapishaneye götürmek zorunda kalacaklarını, ancak böyle yediklerini tamamen kontrol altına alabileceklerini söyler ve gider.

Rüya’nın hapishaneye kapatılmaması için bir hafta içinde kilo vermesi gerekir. Ama sıkı rejimine rağmen nasıl kilo aldığını da bilmediginden bunu nasıl engelleyeceğini de bilmez.

Bu arada ülkede olaylar karışmıştır. Zayıflayamayan şişman kadınların intihar ettikleri haberleri yayılır, sokakta aşırı zayıf kadınlar dolaşır. Sokaktaki insanlar da mutlu görünmemektedir. Zayıflayan insanlar gruplar halinde birleşip artık onlara büyük gelen elbiselerini sokakta yakmaktadır. Rüya işten dönerken bu şenlik ateşlerinden birine rastlar, durup bakar. Rüya zayıflık, güzellik ve mutluluk arasında bağlar olduğu konusunda şüpheye düşer. Çünkü şenlik etrafında dönen kadınlar da mutlu değil, öfkeli görünüyordur.

Rüya nasıl kilo aldığını bulmaya kararlıdır. Bunun için günün her anında tartıya çıkmaya karar vermiştir. O gün müşterilerin oyununa katılmaz, çok işi vardır. Pastanede her şey yolunda gitmiştir, kilosunda bir değişiklik yoktur. Akşam eve geldikten sonra da tartılır. En son uyumadan önce tartılır. Sabah uyandığında yüzünde gülümseme vardır. Tartıldığında akşamdan bu yana kilo aldığını görür. Uykusunda kilo almıştır.

Ertesi gün pastanede bütün gün bu durumu düşünür. Uyurgezer olabileceği aklına gelir. Yattığı odadan mutfağa gidişi engellemek için yatmadan önce kapıyı kilitler ve kapının önüne ağır bir mobilya çeker. Tartılır ve uyur. Sabah uyanıp hemen tartıya çıkar. Yine kilo almıştır ama kapının önündeki mobilya yerinden oynatılmamıştır. Rüyasında yediği pastalar yüzünden kilo aldığım anlar.

Pastanede müşterilerle oynadığı oyunun da kilo aldırdığından şüphelenir. Oyunun ardından tartılır ve bu şüphesinin yerinde olduğunu görür. Uyurken ya da uyanıkken pasta yediğini düşlemek kilo aldırtıyordur.

Rüya çaresiz bir durumda kalmıştır. Kilo vermezse bir hafta soma hapishaneye kapatılacaktır. Kilo vermesi için rüyalarından vazgeçmesi ve pastanede müşterilerin oyununa katılmaması gerekir. Rüyalarını engelleyemeyeceğini kısa zamanda fark eder. Pastanedeki insanların da oyununu engelleyemez çünkü bu oyun giderek onlar için daha hayati bir öneme sahip olmaya başlamıştır. içlerinden biri o gün gelmese hayalleri eksik kalır ve bu durum hepsini mutsuz eder. Hepsi de kısa zamanda tek başlarına düşleyemeyecek kadar birbirlerine bağlanmışlardır.

Bir gün müşteriler oyunu oynamaya hazırlamrken Rüya ne yapacağını dalmış ne yapacağını düşünüc, çünkü çok az zamanı kalmıştır. Terazi Partisi vaat ettiği gibi ona ve pastane müşterilerine mutluluk getirmemiştir. O sırada şişman bir kadın olan müşterisi ağlayarak içeri girer. Sokakta yine bir grup kadın bol gelen elbiselerini yakmak için bir araya toplanmışlardır. Grup şenlik ateşi etrafında dans ederken bir anda coşmuş, yoldan geçen şişman kadIm yakalayıp ateşe atmaya çalışmışlardır. Şişman kadın da koşarak kendini zor kurtarmış, pastaneye sığınmıştır. Şişman kadın ağlarken Rüya’ya “Çok zavallı bir durumdaydılar. Benden başka eğlenceleri yok gibiydi. Eğer senin muzlu pastalarından yiyebilselerdi, bu kadar mutsuz olmazlardı” der. Rüya bu sözden çok etkilenir. Terazi Partisi’nin kimseye mutluluk getirmediğini anlar. Bir süre düşünür ve aklına hem kendini hem de diğer insanları kurtarabileceğini düşündüğü bir plan gelir. Rüya, dünyayı değiştirecek gücün kendi içinde olduğunu fark eder. Sandığı gibi işe yaramaz değildir. Aksine onun insanları ve kendini mutlu edebilen bir yeteneği vardır. Mutlu olmak için zayıflamasına gerek yoktur. Pastaneden aynlırken oyuna katılmayan yaşlı adama “yarın mutlaka gel, bir sürprizim var” der.

Akşam eve gider. Pasta tariflerine ve kitaptaki resimlere bakar. Gece yarısı olunca elinde ışıldakla evden çıkar. Pastaneyegider. Şüphe çekmernek için ışığı açmaz, ışıldak eşliğinde pastalar yapmaya başlar. Sabaha kadar hiç uyumadan fırınlanmaya hazır hale gelen pastalar yapar. Sabah olup insanlar sokakları doldurmaya başlayınca pastaları fırına verir. Pastanenin kapılarını ardına kadar açar. Pasta kokuları önce sokağı soma şehri sarar. Kokuyu duyan asık suratlı insanların yüzünde gülümseme oluşur. Şişman, zayıf her türlü insan kokunun büyüsüne kapılıp pastaneye doğru gelmeye başlar. Aralarında yaşlı, huysuz müşteri de vardır. O da gülümser. Bu topluluğun en arkasında elinde köpeğiyle görevli gelir. Rüya pastanenin kapısında gülümseyerek onları karşılar.

*2006 yılında 9. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali kapsamında düzenlenen Kısa Film Öyküsü Yarışmasında birinci seçilen öykü.

İnanç Dediğimiz

“İnsan inançlarının eseridir. Nasıl inanıyorsa öyledir.”
—Gita

1490 yılında Kristof Kolomb, Hint Adaları’na giden yeni ve daha kısa bir yol bulma planını İspanya Kraliçesi İsabella ve Kral Ferdinand’a sunar. Kraliyet bu etkileyici planın incelenmesi amacıyla bir komite kurar.

Coğrafya uzmanları ve bilim adamlarından oluşan kalabalık bir heyet Kolomb’un planlarını inceler ve şu sonuca varır: “Olanaksız!”

Buna rağmen yaptığı hesaplara ve elde ettiği bilgilere güvenen Kristof Kolomb, Kraliçe İsabella ve Kral Ferdinand’ı ikna etmeyi başarır ve yolculuk için gerekli mali desteği sağlar.


En kısa sürede Nina, Pinta ve Küçük Santa Maria adlı 3 gemi ile yola çıkar Kolomb. Yaklaşık 2 ay süren bir yolculuğun ardından, ulaşılması olanaksız olarak görülen yeni topraklara ayak basarak o güne kadar düz olduğuna inanılan dünyayı yuvarlak haline getirmeyi başarır.

İnanç, hepimizin zihninde ilk anda oluşan izlenimden çok daha derin anlamlar ifade eder. Kişinin tüm davranışlarını kontrol eden güçlü bir mekanizmadır. İnsanın tüm bedenine ve hayatına hükmeden bir mekanizma… Kişinin inancı onu aşılması imkânsız okyanusların ötesine taşıyabilmektedir.

Gerçekte İnanç, bir olguya karşı oluşturduğumuz düşünce ve davranışlarımızın bilinçaltında kalıplaşmış şeklidir. Başka bir deyişle, zihnin gerçek olmayanı gerçekleştirme sistemidir.

Hepimizin inançları vardır. Hayatla ilgili, her konuda inançlar oluştururuz. Bu oluşum dünyaya gözlerimizi açtığımız ilk andan itibaren başlar. İşte davranışlarımızı kısıtlayan ya da çeşitlendiren de bu inançlardır. Herkesin kendine göre oluşturduğu gerçekler vardır. Kişi kendi inancının mutlak doğru olduğunu düşünür.

İnanç, dini konuların anlatımında çok kullanılan bir terimdir. Bu nedenle inanç denilince genellikle akla dini ve ahlaki inançlar gelir. Aslında inanç bundan çok daha geniş bir anlama gelmektedir. Yaşamımıza anlam katan her şeydir. Yargılarımızdır, hırs ve arzularımızdır, öfke ve hayal kırıklıklarımızdır. Hayatımıza yön verecek kadar güçlü olan her şeydir.

Plesebo’yu çoğumuz duymuşuzdur. -Gerçek bir ilaç olmadığı halde, hastaya ilaçmış gibi verilen yalancı haplar- İçlerinde tedavi edici, aktif hiçbir madde bulunmaz. Tamamen zararsızdırlar. Oysa yapılan deneylerde bu hapların hastalar üzerinde çoğunlukla kesin etkiler yaptığı gözlenmiştir.

Dr. Andrew Weil de araştırmalarında inancın gücünü görmüş ve “İlaçların sihri içeriğinde değil, ilaçları kullananların zihinlerinde yatar” demiştir.

İnançlarımız, amacımıza giden yolda haritamız, amacımıza ulaşabilmeyi kesinleştiren pusulamızdır. İnanç düşünceye güç verir, hareket kazandırır. Olumlu inançlar, olumlu olaylara, olumsuz inançlar da olumsuz olaylara sebep olur.

Biz neye inanıyorsak O’yuz. Kendimizin kim olduğunu ve ne yapabileceğini düşünüyorsak, O kadarız. Potansiyelimizin ne kadarına ulaşabileceğimizi inancımız belirler.

Bir düşünürün dediği gibi: “Yapabileceğini düşünüyorsan, haklısın. Yapamayacağını düşünüyorsan, yine haklısın!”

Bir şeyi başarmanın ilk kuralı inanmaktır. İnanmazsan başaramazsın. Başarıya inanırsak, o işi başarmak için inancımız bizi güçlendirecektir. Başarısızlığa inanırsak, beynimize yönlendirdiğimiz mesajlar bizi başarısızlığa gönderecektir. Her iki inanç da büyük bir güce sahiptir.

Bilinçaltımız olumlu ya da olumsuz düşünce şekli arasında ayrım yapmaz. Düşünce pozitif de olabilir, negatif de. Yapıcı da olabilir yıkıcı da… Zihnimiz ona verdiğimiz malzeme ile, yani düşüncelerimiz ile çalışır. Korku ya da yenilgi hissi, tıpkı cesaret veya özgüven gibi gerçeğe dönüşecektir.

İnanç isteyerek oluşturabileceğimiz bir durumdur ve iradeye bağlı olarak değiştirilebilir. Bilerek zihnimize yerleştirdiğimiz ve pekiştirdiğimiz düşünceler, bizlerin her hareketini ve davranışlarını yönetir. Tepkilerimizi kontrol eden gücü oluşturur.

Zihnimizi olumlu ya da olumsuz düşünceler doldurur ve bu düşünceler tekrarlandıkça bilinçaltımıza atılarak inanca dönüşür. Ve bu inançlar zamanla bizim gerçeğimiz olurlar. Her insan, zihnini işgal etmesine izin verdiği baskın düşünceler yüzünden şuanda olduğu kişidir.

Unutmayalım ki “Beden zihnin uzantısıdır.” Zihnin bizim koyduklarımızın dışında hiçbir sınırlaması yoktur.”Yenilgi bir gerçek olarak kabul edilmediği sürece kimse yenilmez.”

Alev Güleryüz
Dönüşüm Konağı