Duyguların Tınısı

Daireler düşünelim(sayısı belli olmayan) …bu dairelerin farklı noktalardan birleştiğini… kimine göre gizemli daireler… hepsi ayrı bir renge sahip… sanırım duygularımızda, bu tarz bir tema paralelliğini içeriyor…

Birbirinden apayrı hissiyati durumlar… yansımalar… ama illaki buluştukları bir nokta mevzu bahis…

Bizleri çepeçevre saran….esasında uç noktalarda hazlara sahip duygular…bizden gelen ve yansımalarıyla yönergeler çizen ….tesirleri derinden derine anlam kazanan… psikolojide eksenini belirleyen duygular…

Peki, bu farklılığın bilinçaltındaki işletimi… nasıl bir düzendir ki bu duygular büyük bir intizamla aynı alanda bulunmaktadır?!…

Birey, doğumla ölüm arasında geçirdiği süreçte, duyguları hangi sıraya göre yaşar?… önce vuku bulan hangi his dünyasıdır… ya da bir düzen söz konusu mudur?

Platon haklı mıydı?

Platon’un mağara öğretisini duymuşuzdur.

Der ki Platon, iki tür evren vardır, yaşadığımız evren ve idealar evreni. İdealar evrenine ruhumuz, yaşadığımız evrene ise bedenimiz aittir.

Bu dünyada algıladığımız herşey, tıpkı bir mağara duvarına yansıyan gölgeler gibidir. Asıl olanın, gerçek olanın basit bir kopyasıdır bu algıladıklarımız. Biz oynayan gölgeler görür, onun eksiklerini mantığımızla kapatırız, hikaye devam eder…

Şimdi asıl sorulması gereken soruyu böyle uzunca bir introdan sonra sorabiliriz herhalde. Platon haklı mıydı?

Dijital çağda yaşıyoruz, evet bu adlandırma haklıdır desek… Algıladığımız herşeyin paket bir şekilde “burada algılanmışı var” diye önümüze sürüldüğünü düşünsek bir anlığına. Filmler mesela, müzik, hatta internet. Gölgenin de gölgesidir bu diyebilir miyiz?

Dijital çağın getirileri kanımıza işledikçe gerçekten uzaklaşıyoruz anlamına geliyor bu. idealar evreninden de kopuyoruz o zaman. hmmm

Peki, algılamadan önce neyi biliyorduk? Bu yoldan gidersek işler karışacak gibi görünüyor. Düşüncelerini ifade eden birey, 3-5 yaşında bile olsa o ana kadar tonlarca algılayış yaşamış oluyor.

Peki bu yoldan gitmesek? İdea dediğimiz kavramı sorgulasak belki işimiz daha kolaylaşır. İdea’ya gerçek olan demesek de bir süreliğine, gerçek olmasını arzuladığımız şey desek. ideal olan ama aslında varlığına dair bir tek ipucu olmayan desek…

Gene çözemedim!

Senelerdir düşünüyorum, gene çözemedim!

Nerden bildiniz?

“Osmanlı zamanında bir orman köyünde Ali dede isimli fakir bir oduncu yaşarmış, adamcağızın varı yoğu bir atmış. Ormandan odun keser, atına yükler, kasabada satar ve ailesine bu yolla bakarmış. Bir gün sabah uyandığında bir bakmış at yok, at kaçmış, bir feryat bir figan ailede, komşularda… Tek tek ziyarete gelmişler Ali dedeyi… “vah vah, görüyor musun şu başına geleni, ne kötü oldu senin için.” Deyince Ali dede hiç istifini bozmadan “nereden biliyorsunuz?” demiş, köylüler buna akıl sır erdirememişler bilmeyecek bir şey yok bunu, adam aklını bozdu herhalde deyip evlerine dönmüşler. Ertesi gün bir uyanmışlar evin önünde iki at, biri kendi atları biri de bir tay, nasıl sevinmişler , sanki düğün dernek… Komşular hemen kutlamaya gelmişler; “aman ne iyi oldu değil mi?” Ali dede yine sakin cevap vermiş; “nereden bildiniz?” komşular yine kös kös dönmüş evlerine. Ertesi gün Ali dedenin oğlu yeni taya binmeye çalışırken düşüp bacağını kırmış, yine çevreden bir ağıt bir ağıt “aman ne kötü oldu bu Ali dede” diye, bizimkinde yine ayni cevap “ nereden biliyorsunuz?”. Ertesi gün bir bakmışlar köye haberciler gelmiş, ferman okurlar; Osmanlı sefere çıkıyor, bütün gençler savaşa çağrılı, tabii bir tek Ali dedenin ayağı kırık oğlu kalmış köyde genç nevinden… Tüm komşular başlamış yine “ aman ne iyi olmuş da ayağı kırılmış senin oğlanın” ve Ali dedede ayni cevap “NEREDEN BİLDİNİZ?” ..BU HİKAYE BÖYLE SONSUZCA UZAYIP GİDER.”

a
Az önce bişey ararken gördüm bunu 🙂 Çok yıllar önceden bi selam gibiydi bana, çok sever çok anlatırdım bi zamanlar. Muhtemeln biliyosunuzdur da yine de paylaşayım bir dedim 🙂

Yeni Dünya

Dünyada çok ilginç gelişmeler oluyor ve olacak.
Yeni dünya kuralları ile şu anda bizim bildiğimiz eski bir çok şey sanırım çöpe gidecek.
Herşeyin değiştiği bir düzen geliyor ikibinli yıllarda. Ve umarım bu birçoğumuz tarafından kucaklanan bir yapı olsun.
Yeni dünya düzeninden sanırım yavaş yavaş bahsetmeye başlayacağım.
Şu anda sadece küçük bir ip ucu olarak söyleyebileceğim; yeni doğan çocukları dikkatle seyretmeye odaklanmak ve onlara öğretmen değil öğrenci olarak yazılmak! Amiyane tabirim için lütfen kusuruma bakmayın. 🙂
Anne-babanın yeni işlevi sanırım değişmek üzeredir. Elinizde engin bir kaynak var ve onu maksimum düzeyde işlerliğe kavuşturmak için gözü açık ve hatta gerekirse sistemin dayatmasına karşı isyancı/korumacı olmalıdır. Koruyuculuk kavramı da biraz değişecek, Bunu açmak oldukça zor ve uzun. Ve açıklaması sanırım “başarı” tanımımızda yatıyor.

Dünyanın bugüne kadar tanımlamış olduğu “başarı” kavramı tümüyle değişecektir.
Bunun üzerine biraz düşünmeliyiz galiba.
Bana göre başarı; insanın kendi olması ile doğru orantılıdır.
Ne derece kendiniz olabilirseniz o derece başarılısınız.
Peki kendinizin ne olduğunu biliyor musunuz?

Düzenin ya da dünyanın ne olacağına bakmayın hiç, biz değişirken o otomatikman değişir.
Biz nasıl değişeceğiz?

Aklıma gelenlerden başlayayım, sonra ilaveler yapalım birlikte:

  1. Öncelikle “sahip olma” kavramımızı gözden geçireceğiz. Maddi ya da manevi servetimizi korumak adına, aklıselim olmaktan vaz geçmeyeceğiz. Biz çocuklarımızın sahibi değiliz. Çocuklar topluma aittir. Sadece anne-babanın tohumlarından oluşmadı o meyve. Bütün çocuklar, gezegen tozlarından beri devam eden yaradılış hikayesinin toplam deneyim ve bilgisini içeriyor.
    Bu sebeple, benim çocuğum bir yana, diğer milyarlarcası öte yana demiyeceğiz. Gönülden demiyeceğiz.

  2. İşte tam bu sebeple, çocuğumuz doğduğu andan itibaren, nesneleri ve varlıkları ona tanıtırken; “bu senin, bu babanın, bu dedenin” diye ayrımcı talimatlarla şartlandırmayacağız. Özne kullanımımız sadeleşecek; “biz” çok kullanışlı hale gelecek.
    Çocuklar, genetik birikimle, gezegen tozlarından anne babasının dölleme anına kadar olan tüm deneyim birikimimine sahip olarak geliyorlar.
    Çocuk doğduğunda, onun algıları açıktır ve gözleri gerçekte olan (ve fakat şu anda bizde kapanmış olan) enerji dünyasını görür. Çocuğun baktığı realite, bir takım renkli ışık telciklerinin ordan oraya devindiği, canlı bir ağ yumağıdır.
    (Fizikçilerin dediği gibi; orada bir kıpırtı vardır sadece.)
    Biz çocuğa, bize miras kalmış olan dünyayı tanıtmaya başlarız, aslında olmayan bir dünyayı. Biz körüz. Fakat daha da beter olan, kör olduğumuzu bilmiyoruz!
    Çocuğa algısına çarpan enerji devinimlerini nasıl yorumlaması gerektiğini biz öğretiyoruz!
    Bu korkunç ötesi bir sorumluluk. Ve dört yaşını bitirdiğinde, çocuğu da kendimiz gibi kör yapmayı başarıyoruz!
    Ne demek istediğimi daha rahat anlayabilmek için, aklıma Saramago’nun “körlük” kitabı geldi. Ayrıca şunu belirtmeliyim ki, indigo ve kristal çocuk kavramının yeryüzüne düşmüş(!) olması tesadüf değildir. Kör olduğunu anlayan ebeveynler ortaya çıkmaktadır…

    “Biz”, yeni dünyanın ferdi olmaya aday olmuşlar. Örneğin ben adayım.
    Parmak kaldırıyorum 🙂
    Sadece olamazsam eleneceğimi bildiğimden değil, yürekten parmak kaldırıyorum.
    Ben önemli değilim. Onbinlerce yıllık insanlık tarihi ve onun çabaları önemli.

  3. Yeni dünyanın geçerlilik zamanı: şimdi ve yeri; burada
    Bir bayrağa ihtiyacı var mı bilemiyorum ama olsaydı, konuşan bir bayrak olurdu ve “kendin ol” derdi.
    Eğer bu üç öğeyi birleşirirsem; şimdi, burada, kendin ol
    Okumak, öğrenmek, kütüphaneler ve ansiklopediler iyiydi ama bunlar da tarihin tozlu sayfalarında, eski dünyada kalacaklar.
    Çünkü yeni dünya, kendin olan orijini gerçekleştirme dünyası.
    Hani eskiden, dünyayı çok ciddi etkilemiş olaylar baz alınırdı ve onlara bir ÇAĞ ismi verilirdi.
    Bildiğimiz o çağların hepsi eski dünyada kalacaklar.
    Ne olmakta olduğunu görmek için dikkat kesilmek lazım.

-devam edecek-edelim-

TEMEL EVRİM BİLGİLERİ

Evrim Teorisi’ne teori denmesi, doğruluğunun hala tartışmalı olmasından değildir. İzafiyet teorisi veya yerçekimi teorisine neden teori deniyorsa, Evrim Teorisine de o sebeple teori denmektedir. Yani bilimin tümevarım yoluyla işleyen bir süreç olması ve prensip gereği algı ve gözlem yoluyla doğrulanan tüm pozitif bilimlerde doğrulama sürecinin teorinin ömrü boyunca devam etmesindendir. Henüz delili çok az olan bir teori de teoridir, doğruluğundan neredeyse emin olunan bir teori de teoridir. Evrim Teorisi günümüzde, doğruluğundan aşağı yukarı emin olunan teorilerden birisidir. Bilim adamlarının evrim konusunda tartıştığı, evrimin gerçekleşip gerçekleşmediği değil, evrimin mekanizmalarının teknik ayrıntılarıdır.

Bilimin halktan kopup aşırı özelleştiği günümüzde ortalama birey Evrim Teorisinin bu durumuna genellikle yabancıdır ve bu konuda gerekli teknik bilgi ve donanımlara sahip değildir.

Bu yüzden bu yazıda, Evrim Teorisinin temel bazı noktalarını çok kısa şekilde özetleyen bazı temel bilgiler vereceğiz.

Evrim’in anlamı:
– Organizmalar yüksek üreme kapatisetisine sahiptirler, fakat popülasyonlar genellikle yaklaşık olarak aynı kalır. (Dolayısıyla, doğada yüksek bir ölüm oranı vardır).
– Hayatta kalma mücadelesi canlılar arasında rekabete sebep olur.
– Hayatta kalıp üreyebilenler, yaşadıkları ortamda kendilerini daha avantajlı kılan özelliklere sahip olanlardır.
– Bu durum doğal seçilime sebep olur.

Doğal seçilimin mekanizmaları:
– Mutasyonlar
– Göç sebebiyle popülasyona yeni genlerin girmesi veya popülasyondan bazı genlerin ayrılması
– Popülasyonda rastlantısal faktörlerle genetik kayma oluşması (örneğin sel, volkanik patlama, yangın, vs. gibi faktörlerin popülasyonun belli bir bölümünü ortadan kaldırması)
– Çiftleşmede eş seçimi (hayatta kalma konusunda avantaj sağlayacak genetik özelliklere sahip eşlerin seçimi)
Çeşitliliğe sebep olan mekanizmalar:
– Eşeyli üreme (crossing over ve genetik rekombinasyon genlerin rastlantısal karışımını sağlar ve her döllenmede iki farklı genom birleşir)
– Çekinik genler de genotipte saklanır
– Heterozigot avantajı (daha fazla üreme)

Adaptasyon:
– İklim veya diğer coğrafi faktörlerin canlının karakteristiklerinde zaman içinde değişikliklere sebep olması
– Değişik koşullar altında yaşayan aynı tür canlıların, değişik karakterlere sahip olması

Türler:
– Kendi içinde çoğalabilen, fakat diğer grupların bireyleriyle çiftleşemeyen canlı grubu

Türleşme:
– Bir tür içindeki küçük bir grubun, üreme açısında ana gruptan izole hale gelmesi ve ana grup bireyleriyle artık çiftleşemeyecek kadar değişikliğe uğraması

Türleşmenin sebepleri:
– Coğrafi izolasyon yoluyla türleşme
– Adaptif yayılma: organizma grubunun ani (jeolojik zaman ölçeğinde binlerce yıl) çeşitlenmesi
– Simpatrik türleşme: coğrafi izolasyon olmadan gercekleşen türleşme: Poliploidlik, yani birden fazla kromozom setinin oluşması en önemli sebep. Mitoz ya da mayoz bölünmede gerceklesebilir. İki turu bulunmakta.
– Autopolyploid: Canlı içinde kromozom sayısının iki katına çıkması
– Allopolyploid: İki farklı türün türler arası hibrid ortaya çıkarması. Özellikle bitkiler arasında yaygındır. Hibridler genellikle steril olup, üreyemez. Fakat, eğer mitoz/cytokinesis mayozdan önce olursa, mayoz normal olarak meydana gelebilir. Bitkiler arasında çok yaygındır. Çiçekli bitkilerin %50-70 kadari polyploiddir. Polyploid olmayan simpatrik türleşme de mümkün. Ayçiçeğinden örnek: Helianthus annuus & H. petiolaris—–> H. anomalus
– Türleşmede eşeyli üremenin de önemli rolü vardır.

Büyük tür gruplarının oluşumu (makroevrim):
– Uzun zaman içindeki aşamalı değişimler
– Jeolojik zaman açısından kısa sayılabilecek bir sürede oluşan hızlı değişimler veya ani ortaya çıkışlar (buradaki kisa dönem binlerce veya milyonlarca yılı kapsar)

Evrimde insanlarin anlamakta zorlandıkları ve en çok şüphe ettikleri konu türleşme oluyor. Zaten pek cok kişi evrimin diğer açıklamalarına karşı çıkamıyor bile. Hele de artık günümüzde, adaptasyon ve diğer pek cok evrimsel süreç hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde anlaşılmış ve gösterilmiştir. Konuya yabancı olanların bazen hala kavrayamadıkları konu sadece “türleşme”dir.

Türleşme süreci laboratuar koşullarında meyve sineği üzerinde yapılan çalışmalarla da deneysel olarak gösterilmiştir. (Dobzhansky, Th., and O. Pavlovsky, 1971. “An experimentally created incipient species of Drosophila”, Nature 23:289-292).

Hatta laboratuar koşullarında gözlenen evrim kanıtlarından şüphe duyanlar için, doğada gözlenmiş türleşme örnekleri de vardır:

  • Avrupa’dan Amerika’ya 20. yüzyılın başlarında getirilen “goatsbeards” adı verilen üç çeşit vahşi çiçeğin 20-30 yıl gibi bir süre içinde, Amerika kıtasına yayılması ve 1940’lı yıllardan sonra iki farklı türünün ortaya çıkışı gözlenmiştir. (“Tür” kavramının tanımı gereği, bu türler, mevcut diğer “goatsbeards” türleriyle üreyememekte, yalnızca kendi aralarında üreyebilmektedirler).

  • Faroe adası ev faresinin insanlar tarafindan adaya getirildikten sonra, 250 yıl gibi kısa bir zamanda gözlenen türleşmesi (Stanley, S., 1979. Macroevolution: Pattern and Process, San Francisco, W.H. Freeman and Company. p. 41)

  • Nagubago gölünde, izolasyon sebebiyle cichlid balıklarının 4000 yil gibi bir süre içinde 5 ayrı türünün oluşması. (Mayr, E., 1970. Populations, Species, and Evolution, Massachusetts, Harvard University Press. p. 348)

Merak edenler için bu tür daha yüzlerce örnek vardır. Saygın biyoloji dergilerinde yayınlanan çok sayıda makalede bu tür konuların derinlemesine incelemeleri görülebilir.

Evrim günümüzde artık bir bilimsel gerçek olarak kabul edilmektedir. Bilim adamları evrim olup olmadığını değil, evrimin mekanizmalarını tartışırlar.