Hedy Lamaar

TİPİK BİR SİVRİ ZEKALI MUCİT DEĞİL

Hedy Lamarr, İkinci Dünya Savaşı döneminin beyaz perdedeki olağanüstü güzel ve seksi perisi olarak bilinir. Günümüzün Wayne’in Dünyası (Bir Amerikan komedi filmi- ç.n.) jargonuyla, tam bir bebekli. Ancak, Lamarr’ın yaşamının en etkileyici kısmının güzelliği veya sinema kariyeri ile hiçbir ilgisi yoktu. Hedy Lamar, çığır açmış bir teknolojik yeniliğin patentine sahip tek Hollywood yıldızıdır. Öyle bir keşif ki modern iletişim sistemlerinin temelini oluşturmuştur.

Lamarr’dan sık sık yapılan bir alıntı vardır: “Her kız göz alıcı olabilir. Tek yapmanız gereken öylece durup aptal gözükmektir.” Beyaz perdede kendisi de bu rolü oynadı ama söz konusu gerçek hayat olunca, Hedy en önemli şeyin zeka olduğunu kanıtlamıştı.

Bilime önemli katkısını ele almadan önce, geçmişine hızlıca bir göz atalım (Hafızanız zayıfsa veya benim durumumda olduğu gibi, onu tanımış olmak için çok gençseniz diye):
Her şeyden önce, Lamaır onun sahne ismiydi. Aslen 9 Kasım 1913 tarihinde, Avusturya’nın başkenti Viyana’da, Hedwig Eva Maria Kiesler adıyla doğmuştu.

Gençlik yıllarında oyunculuk okuluna devam eden Hedy, kısa sürede sinemaya geçiş yaptı. Çoğu film yıldızı gibi onun da ilk filmlerini kimse hatırlamıyor. Ancak, on yedi yaşındayken çevirdiği bir film onu uluslararası bir yıldız yaptı. Oldukça da sansasyonel bir yıldız. Haz isimli Çek filminde Lamarr’ın şehvetli bir aşk sahnesi vardı ve on dakikalık bir yüzme sekansı boyunca çıplak oynuyordu. Yapılacak iş değil doğrusu. Her ne kadar bugünün standartlarına göre yumuşak bir sahne olsa da, çıplaklığı o dönemde ahlaken kabul edilemez olarak değerlendirilmiş ve film Amerika’da uzun yıllar boyu müstehcen olduğu ge-rekçesiyle yasaklı kalmıştı.
Devamını oku “Hedy Lamaar” →

Psikolojik Deneyler

1. : ‘Sineklerin Tanrısı’: Sosyal Kimlik Kuramı

Robbers Cave deneyi, Oklahoma devlet parkında 11 yaşındaki erkek çocuklardan oluşan iki grupla yapılmıştır. Deney, insanların nasıl kolayca grup kimliğine adapte olduğunu ve grubun dışındakilere önyargı ve düşmanca tavırlar göstererek dejenere olduğunu gösteriyor.

Araştırmacı Muzafer Sherif 3 seri deney yapmıştır. İlkinde gruplar ortak bir düşmana karşı bir araya getirilir. İkinci olarak gruplar araştırmacılara karşı bir araya gelir. Son olarak da deneyde gruplar birbirlerine karşı pozisyonda olurlar.

2. Standford Hapishane Deneyi: Gücün Etkisi

Çok eleştiri alan bu deneyde araştırmacılar insanın kalbindeki şeytani derinlikleri su yüzüne çıkartmış ve kısa bir süre sonra deney sonlandırılmıştır.

Psikolog Philip Zimbardo, katılımcılarını ‘mahkum’ ve ‘gardiyan’lar olmak üzere iki gruba ayırır. Deney Standford Üniversitesi’nin bodrum katında oluşturulan yapay bir hapishanede gerçekleştirilir. Mahkumlar önce tutuklanıp, tüm giysileri çıkarılarak aranmış, saçları traş edilmiş ve diğer suistimallere maruz kalmıştır. Gardiyanlara ise jop verilir.

Mahkumlar ikinci günde isyan eder ve buna karşın gardiyanların yanıtı hızlı ve şiddetli olur. Çok geçmeden, gardiyanlar kendi rollerini diğerlerini kışkırtarak ve suistimal ederek tamamen benimser, mahkumlar ise daha uysal ve itaatkar davranır.

Bu deney insanların şeytani eğilimlerini doğrulayan bilimsel kanıtlardan biridir. Deneyin 14 gün sürmesi tasarlandığı halde, artan şiddet sebebiyle 6 günde bitirilmiştir.
Devamını oku “Psikolojik Deneyler” →

Sırıtkan Kırmızı Ay

Sırıtkan Kırmızı Ay
Türkçede etkileyici ne demek? Ne anlama geliyor? Bu kelime yada benzeri başka kelimeler hiçbiri şu an içinde olduğum hisleri ifade etmeye yeterli değil … Son derece etkileyici bir hikaye… Son dakikasına kadar sır vermeyen film çekiciliği gibi bir akış … İçi dolu dışı dolu sır’ları dolu mesajları dolu … Önce yüreginize sonra kaleminize sağlık sevgili Sibel Atasoy Müzikal oluşların ve müzikal davetlerin lezzeti sanırım sadece 11 dakikada/11 saatte/11 gün/11 hafta/11ay ya da 11 yılda bir görülebilir … belki 11 yüzyıllık olanları da vardır 😊… Dağdaki şaman’a de eyvallah ama şehirdeki Şamanlar’ın da Hakkı’nı vermeli … Keyifli okuyuş gezintileri dileklerimle
Not: Bu kitabı bulmak güç, bir türlü baskıya girmiyor nedense, ancak ikinci ellerden edinme şansı var
Fahri Yavuzer

Çok Hoş ve hoşluklar yaratması daha da hoş, teşekkürler. Her kitap her okuyanın her okuduğu seferde kendini biraz daha açar, farklı yönlerini gösterir, utangaçtır özellikle benim kitaplar.

İki kez basıldı onaltı yılda ve nerdeyse hep bulunamadı. Sebepleri çoklu muhtemelen 🙂

Harlan, Kentucky

Harlan kasabası başta olmak üzere Kentucky Eyaletinin Appalaş Dağlarındaki bölgede kan davaları çok yaygındır. Bunun sebebi yoğun ve çeşitli araştırmalara konu olmuş ve sonunda sosyologların ‘şeref kültürü’ adını verdiği bir tür töreye dayandığına karar verilmiştir. Şeref Kültürleri, Sicilya, Bask gibi dağlık ve toprakları çok az verimli bölgelerde kök salar. Kayalık bir yamaçta yaşıyorsanız tarım yapamadığınızdan keçi ve koyun beslemeye yönelirsiniz. Çobanlık (hayvan yetiştiriciliği) çevresinde gelişen kültür, tarım çevresinde gelişen kültürden çok farklıdır. Bir çiftçinin yaşaması, çevresindekilerle işbirliği ve yardımlaşma içinde olmasına bağlıdır. Fakat bir çoban kendi başınadır. Çiftçiler gece vakti tüm varlıklarının ellerinden alınacağı korkusunu yaşamazlar çünkü ekili ürünü toplamak kolay değildir. Oysa hayvan sahipleri her an mallarının çalınacağı korkusunu taşırlar. O yüzden sert olmaları gerekir: sözleri ve davranışlarıyla zayıf olmadığını kanıtlamalıdır. Şanına gelecek en ufak bir lafa karşı savaşmaya her an hazırdır. İşte şeref kültürü budur. Bu dağlık ve bereketsiz topraklarda şiddet çok yaygındır. Sert ve acımasız çevre koşullarına karşı çok sıkı aile bağları kurarak ve aşiret içinde yaşayarak kendilerini korurlar. Kan bağına sadakat her şeyden üstündür. Cinayet oranları tüm ülkeden yüksek olduğu halde hırsızlık ve kapkaç daha düşüktür.

Şeref Kültürü yalnızca doğduğunuz veya anne – babanızın doğduğu yerle sınırlı değildir. Dedelerimizin ve onların dedelerinin nerede ve nasıl büyüdüğüne kadar gider. O bölgede yaşamış biri, aile hayvancılığı çoktan terk etmiş, tahsil yapmış, çok para kazanmış olsa bile aynı davranışları sergiler. Kültürel miraslar şiddetli güçlerdir. Derin kökleri ve uzun ömürleri vardır. Onları yaşatan koşullar değişse bile nesiller, nesiller boyu tutum ve davranışları etkilemeyi sürdürür.

Outliers’da şimdiye kadar başarının ne zaman ve nerede doğduğunuz, ailenizin ne iş yaptığı, yetişme şartlarınız gibi pek çok avantajın birikiminden yükseldiğini gördük. İkinci kısımda, atalarımızdan tevarüs ettiğimiz gelenek ve tutumların aynı rolü oynayıp oynamadığını göreceğiz. Kültürel mirasları ciddiye almak suretiyle insanları yaptıkları işte daha iyi hale getirebilir miyiz?

Vazelin nasıl bulundu?

TADINDAN YENMİYOR

Bu hikayeyi kime anlatsam çok beğenildiğini en baştan söyleyerek başlayayım.

Ne de olsa hepimiz Vazelin’in, eee, iyi bir şey olduğunu biliriz.

Öncelikle bu çok amaçlı nanenin bulunuşuna dair biraz bilgi vereyim:
Her şey 1859 yılında Brooklyn, New York’ta başladı. Robert Chesebrough (Chesebrough-Ponds bakım malzemeleri ile ünlüdür) adlı genç bir kimyagerin ofisinde çalıştığını gözünüzün önüne getirin. Genç Robby, döneminin çok yaygın bir sorunuyla boğuşmaktaydı: Yakıt olarak gazyağı satıyordu ama Pennsylvania’daki petrol kuyularındaki büyük grevler geçimini zorlaştırıyordu. Petrolün gelecekte en temel enerji kaynağı olacağını öngörmekteydi.

Ne yapmalı? Ne yapmalı?

ilk akla gelecek şeyi yaptı. At arabasına atlayıp, petrol kuyularının anavatanı olan Pennsylvania’daki Titusville’e doğru yola çıktı. Amacı petrol sektöründe voleyi vurmaktı.

Ancak, sondaj aletlerinde kullanılan parafin benzeri bir yapışkan madde ilgisini çekti. Kuyularda çalışanlar bu maddeden nefret ediyordu, çünkü sondaj aletlerinde tutukluğa sebep oluyordu. Fakat sebep olduğu bütün sorunlara rağmen, işe yaradığı bir nokta da bulmuşlardı. Bir yaraya veya çürüğe sürdüklerinde, iyileştiriyordu.

Robby bu maddeden bir miktar alıp Brooklyn’deki laboratuvarına götürdü. İçindeki temel madde olan ve bugün petrol jölesi olarak bilinen saydam maddeyi keşfetmesi uzun sürmedi. Harikalar yaratan bu jölenin patentini 1870 yılında aldı.
Devamını oku “Vazelin nasıl bulundu?” →