Fikirler tartışılmadiğında barbarlaşır.

Fikirler tartışılmadiğında barbarlaşır. Hawaii atasözü

İster kişisel isterse toplumsal ölçekte olsun terör, negatif ustaların pek mahir ellerinde işte bu sebeple yeşeriyor ve her şey gibi evrilmemize korku ve dehşet yoluyla hizmet ediyor. Açıkçası ben tartışabilmeyi, uzlaşmayı, gerekirse ödün vermeyi (evet ulusça nefret edilen bi sözcük olsa da), yeni nesiller için daha yumuşak yöntemlerin geçerli olmasını diliyorum.

Evrim mekanizması çok vahşi,onu insan olma pozisyonundan değerlendirmek mümkün değil sanki.

Huna bilgisi, Hawaii masalları yoluyla kahramanın sonsuz yolculuğundaki gençlere şunu önerir; önce kendi kabiliyet ve çabanla yolundaki engeli kaldırmaya çalış (1.ci farkındalık düzeyi), olmadı mı? Öyleyse Kızkardeşlerinin sihirli saçlarına(psişik kabiliyetler-2.farkındalık düzeyi) başvur, çoğu kez amacına ulaşırsın ama eğer olmadıysa bu kez büyükannenin bilgeliğine(3.farkındalık düzeyi-içindeki aumakua) başvur.
Bilincimiz bütünsel kullanılabildiğinde mucizeler olağanlaşır.
Bir öğrencisi “Berraklığın tümleyicisi nedir?” diye sorduğunda Bohr “Kesinlik” cevabını vermiş.
Konu gerçeklere geldiğinde, berrak olma adına, işi basite indirgemek ve dolayısıyla kesinlikten ödün vermek zorunludur. Kesin olmak adına, detaycı uzun uzadıya ve belki kafa karıştırıcı bir yaklaşım izlemek, -dolayısıyla da bu kez- berraklıktan ödün vermek zorunludur.

Ayak Şeysi

ADI HER NEYSE İŞTE…

Falanca kullandı. Filanca kullandı. Herkes kullandı. Eminim ki siz de kullanmışsınızdır. Sadece bir sefer de değil. Evet, ben bile kullandığımı itiraf etmeliyim.

Burada bahsettiğimiz şey, Kuzey Amerika’da en yaygın kabul görmüş ölçü aracı.

Muhtemelen bir cetvelden bahsettiğimi düşünüyorsunuz ama hayır. Hepimiz cetvel kullandık tabii ama standart bir cetvel tasarımından söz edemeyiz. Hepsi düz bile değildir.

Bahsettiğim evrensel araç, ayakkabı satıcılarının ölçünüzü tespit etmek için ayağınızı içine soktuğu şu zamazingo.
Neden bahsettiğimi biliyorsunuz. Üzerinde işaretler olan ve ayağınızı içine soktuğunuz o çok soğuk metal şey.
Bütünüyle metal tasarımı sayesinde oldukça ağır bir alet bu. (Eminim bunu kardeşlerinin kafalarını yarmak için kullanan afacanlar vardır.) Bir düşünün, bu zımbırtı herhalde Amerika’da ucuz plastik taklidi yapılmamış tek şey.

Peki adının ne olduğu hakkında en ufak bir fikriniz var mı? Ayakkabı sektörünün dışındaki çok az insan bunu bilir. Halbuki aletin üstünde gayet dikkat çekici bir şekilde yazmaktadır. Tabii kullandığınız sırada ayağınız ismi kapatıyor.

Bu aletin adı (davullar lütfen!):
Devamını oku “Ayak Şeysi” →

Duygusal Direnç

Direnç (hawaicesi KU’e), anlamı AYRI DURMAKtır. Naturel direnç ikinci prensip KALA gereği amaçlı limitasyonların doğal belirtisidir. Örneğin dayandığınız duvarın sizi taşıması, gösterdiği direnç sebebiyle olur.

Hawaii şamanlığında, korku ve öfke duygusal dirençten kaynaklanır. Naturel öfke, enerjiyi ani bir durum değişikliğine odaklama niyeti olarak, bir uyarı ya da doğrudan aksiyon olarak ortaya çıkar. Naturel olmayan öfke ise hafızadaki bir şeyi tekrar tekrar canlandırmakla oluşur. Şu andaki bir kişi ya da olayla ilgisi olmayan, bir hatıradan beslenerek “devamlı öfke” halinde bedenle oynar ve çoğu hastalığın sebebidir. Nerede bir şişme, enfeksiyon, ateş, iltihap, ağrı veya tümör varsa en büyük olasılık öfke kökenidir.

Korkunun Kökeni, acı beklentisidir, yaratıcı imgelemin, şimdiki ya da geçmiş zamandan bir noktayı alıp geleceğe projekte etmesi neticesinde kurmaca bir acı deneyimi oluşturmaktadır. Korku asla şu anın malı değildir! Sadece geleceğe dairdir ve problem KU’nun bunu bilmemesidir. Zihnimize koyduğumuz her şey, KU için geçerli ve şimdi eylemidir ve bedeni negatif stres döngüsüne sokar.

**Not: İnsanların olduğu gibi ülkelerin, gezegenimizin de aynı mekanizmaya tabi olduğunu biliyoruz. Bundan yola çıkarak ülkemizin bedeninin negatif stres döngüsüne sokulmak istendiğini tahmin etmek güç değil.
Çare; bildiğimiz tüm yollarla, gevşeme-salıverme işlemine girişmek ve yine kendi bildiğimizce bağışlama battaniyesine (örneğin Ho’oponopono gibi) bürünmektir.

*– blokaj. Bedeninde bir sürü blokaj var. Öfkesini bastıran bir insanın çenesi bloke olur. Tüm öfkesi çeneye kadar yükselip orada kalır. Elleri çirkinleşir. Bir dansçının zarif hareketlerine sahip olmaz; bu da öfkenin parmaklara akmasından kaynaklanır – ve bloke olur. Unutma, öfke iki kaynaktan boşaltılır: dişler ve parmaklar. Tüm hayvanlar öfkelendiklerinde dişleriyle ısırırlar veya elleriyle saldırırlar. O yüzden öfke iki noktadan, tırnak ve dişlerden boşaltılır. Öfkeli insanlar daha fazla konuşurlar; geveze bile olabilirler, çünkü bir şekilde enerjiyi birazcık boşaltabilmek için çenenin çalışması gerekir. Ve öfkeli insanların elleri yamuklaşır, çirkinleşir. Eğer enerji boşaltılırsa güzel ellere sahip olabilirler.. Osho

Bulanık Mantık

BULANIK MANTIĞIN TARİHÇESİ

Bulanık ilkeleri ilk olarak oluşturan 1965 yılında Azerbaycanlı Lütfi Askerzadedir.Ancak bu ilkeler batı dünyasında şüpheyle karşılanmıştır.Çünkü batı kültürünün temeli “Aristo mantığına” dayanmaktaydı ve bir çok batılıya göre mantık kelimesinin “bulanık” kelimesiyle ifade olunuşu başlı başına mantıksız bir şeydi.Karşı çıkanlar çoğunlukla ihtimaller hesabı üzerine çalışanlardı.Onlara göre bulanık mantığın açıkladığını ifade ettiği her şey zaten ihtimaller teorisiyle açıklanabilirdi.

Doğuda ve özellikle Japonya da ise bulanık mantık benimsenmiş ve 1970 li yıllardan sonra teknolojik bir çok aletin yapımında bu ilkeler kullanılmıştır.Çünkü doğuda belirsizlikte bile güzelliklerin bulunabileceği düşüncesi vardır.
Bulanık kavram ve sistemler ilk defa 1975 yılında buhar makinasının kontrol mekanizmasına uygulanmasıyla gerçekleştirilmiştir.

Daha sonraki yıllarda bulanık sistem, bir çimento fabrikasının işletilmesi ve kontrolü için uygulanmıştır.Ayrıca bu sistemler elektronik cihazlara da uygulanarak 1980’ler den sonra dünya geneline yayılmaya başlamıştır.Günümüzde çamaşır,bulaşık makinaları,elektirikli süpürgeler,asansörler,metrolarda ve şirket işletimi gibi konularda bu ilkeler uygulanmaktadır.

Bulanık mantık sibernetik ve yapay zeka çalışmalarında da etkin rol oynamaktadırlar.
Devamını oku “Bulanık Mantık” →

Ayakkabıcının Zararı

Adamın biri ayakkabıcıya girer ve bir ayakkabı beğenir. Ayakkabının fiyatı 35 liradır. Adam ayakkabacıya 50 lira verir. Ayakkabıcıda bozuk para olmadığından yandaki bakkala bozdurup, ayakkabıyı ve 15 lira para üstünü vererek müşteriyi gönderir.

Biraz sonra bakkal gelir ve ona verdiği 50 liranın sahte olduğunu söyler. Bunun üzerine ayakkabacı kontrol edip haklı olduğunu görür. Ve cebinden yeni bir 50 lira verir. Eskisini de alarak yırtar.

Bu durumda ayakkabacının toplam zararı nedir?