Önyargı

Bu başlık altında keşfettiğimiz ya da düşündüğümüz önyargı yıkma yöntemlerinden bahsedebileceğimizi düşündüm. İletişimle ilgili başlıklara da destekleyici nitelikte olurdu.

Benim düşünceme göre iki insanın tartışmaya başlamasındaki esas nedenlerden biri bu.ve çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sadece bu yüzden de değil, bazen önyargılarımıza öyle sarılıyoruz ki diğer ihtimallerin hepsinden uzak düşünmeye başlıyoruz. Böylece bir şekilde gelip aklımızın baş köşesine oturan o fikir aklımıza bir sis yaymaya başlıyor konuyla ilgili. Devamında gerçekleşen durumları bile görmekten uzaklaşabiliyoruz. İkna etme yollarından biri olarak bile kullanılabilir önyargı yıkma kuralları.

Bu konuda ilk aklıma gelen şu:
*Bir konuyla ilgili konuşurken karşımızdakinin kafasında bir yargı oluşturur genelde söylediklerimiz. Ama bazı konular öyle hassastır ve karşılığında öyle kült düşüncelere ve sanrılara konuştuğumuz insanı hapsederiz ki sonra iş içinden çıkılamaz bir hal alabilir. Bu nedenle konuşmamıza karşımızdaki insanın bu düşüncelerden uzaklaşmasını sağlamak ve böylece daha kaliteli bir paylaşım elde etmek için eklememiz gereken tahminsel betimlemeler olmalıdır. Bunu da “Bunları söyledim ve karşılığında sen …….. şekilde de düşünebilirsin ama ……..” gibi bir cümleyle sağlayabiliriz.

Ancak bu gibi söylemler bazen de tehlikeli olabilir. Çünkü karşımızdaki insan bizi kandırmaya çalışıyorsa bunu önyargı yıkma metoduyla yapmaya başlamış demektir. Düşünce şeklimize müdahale söz konusudur bir nevi.

Farkına varılacağı gibi yazıda karşıdaki insanın önyargılarını yıkmak adına bir durum geçerli. Peki kendi önyargılarımızdan nasıl kurtulacağız? Siz de aklınıza gelen, bildiğiniz, keşfettiğiniz metodları daha sağlıklı iletişim ve düşünüş adına paylaşırsanız sevinirim. Ayrıca önyargılarımızın nedenlerinden de bahsedebiliriz. Düşüncenin sağlam kuruluşunun birçok şeyden çok daha önemli olduğunu da düşünüyorum. Düşünce sistematiğinden de bahsedilirse memnun olur, zevkle okurum

Türküden Felsefeye

 

Her dilin türkü katmanı olduğu gibi, her insanın da bir türkü katmanı vardır. Oraya ulaştığımızda özgürleşirsiniz. Yorum zenginliği gelir bakışınıza. Bir metindeki, bir insandaki türkü katmanına varmak, onlarla sıcak, içten ilişkilerin başladığının işaretidir. Yüzyıllarca önce, Sokrates, Phaidros diyaloğunda Lüsias’ın metniyle böyle bir türküleme ilişkisine girebiliyordu. Dildeki kırılmayla girişilen anlam kazısıyla varılan katmanlarından duyulan türkü sesi, o dildeki yorum zenginliğine götürür bizi (Okur, özellikle Husserl Fenomenolojisi ve Heidegger’le akrabalığıma dikkat etmelidir!). Anlam farklılığına ulaşırız. Dilin üzerimizdeki basıncı hafiflemiştir. Önümüzdeki metnin “benzerlerini”, içeriğindeki savlara zıt birçok metinler olarak üretme aşamasına gelebilmişiz demektir (Yapıbozum olanağı!). Böylece, kültürümüzün türkü katmanına vardığımızda, kültürümüzdeki türküyü duyarız (Buradaki “türkü” sözünü, felsefe yapmayıp da, onun yerine “şarkı-türkü söyleyeceğimiz” anlamında anlayan değerli felsefecilerimizin kulaklarına yeniden söylüyorum!).

ışte, özümüzden kaynaklanan felsefe ırmağının ana felsefe ırmağına dökülebilmesi, bu türkü metaforuyla ulaştığımız, dilimizin, dillerimizin anlam katmanıyla gerçekleşir. Bu katmanlardan, yorum zenginlikleriyle işitilecek yaşama dünyasının sesini duyarız. Katmandan, katmanlardan türkü sesini duyamadığımızda, kazmayı sürdürürüz. İşittiğimiz yaşama dünyasından gelen sesi, metafizik, şiirsel, edebi… dillerde anlatabiliriz. Sonra bu dil, giderek yoğrularak, ana felsefe ırmağına katılacak hale getirilir. ıki bin beşyüz yıllık felsefe geleneği içinde, bu geleneğin kavramları, filozoflarının diliyle karşılaştırılıp, hesaplaşmalara girişilir (Türkünün aklı olmayacağını sananların, aklın türküsünü duyamayan işitme özürlü olduklarını görebilirsiniz!).

Demek ki, türküleme tutumunun, dinleme aşamasının ardından, söyleme aşaması da vardır. Söyleme aşaması da kendi içinde ara aşamalar oluşturur. Türkü dili, aklın diline dönüştürülür. Başarıldığında felsefe, çağrılan bir felsefe olur. Tıpkı türkü çağırmak gibi. Felsefe çağırmak, felsefeyi çağırmak demektir bu topraklara. Bu topraklardan tüm dünyaya.
http://www.phil.metu.edu.tr/ahmet-inam/turkuden.htm

 

Buraya Neden geldiniz?

 

Buraya ruhsal aileleriniz adına geldiniz. Buraya, sıkışık enerjileri, çözmeye yardım etmek için geldiniz. Bu nedenle, hala sıkışık enerjileri çözmektesiniz. Buraya, ruhsal aileleriniz adına, daha sonra onlarla paylaşacağınız onları özgürleştirecek bir şeyin bilgeliğine geldiniz.

Biz burada, bu şaudda, özgürlükten, insan özgürlüğünden konuşuyoruz. Ama gerçekte, bu aslında ruhsal ailelerinizin özgürlüğü.  Onlar geride, evdeler diyebilirsiniz. Onlar enerjilerini, bilinçlerini tutarak bekliyorlar.  Onlar sizi bekliyorlar-evet, sizi-  hayatlarınızda enerjiyi temizlemeyi, enerjiyi hareket ettirmeyi ve kendinizi sevmeyi öğrenmenizi bekliyorlar. Ve böylelikle gerçek Standartlar olacaksınız

Ruhsal ailelerinizde,- burada insan sözcükleri kullanıyorum- en saygın isimlere sahiptiniz. Ruhsal ailelerinizde, en yüksek makamda ki grup liderleri değildiniz. Kesinlikle dini liderler de değildiniz, çünkü ruhsal ailelerde bunlar yoktur. Tümünün içinde en saygın olanlar, öğretmenler olarak bilinenlerdir. Öğretmenler,  liderlerden, hükümdarlıklardan ve tüm hiyerarşiden daha yüksek düzeydedir.  Öğretmenler hepsinin üstündedir.  Niye?  Çünkü öğretmen – eğer gerçek tanımını yaparsak- kendisine daha önce hiçbir insanın ya da meleğin deneyimlemediği bilinmeyene girme iznini verendir.  Onlar, yaratımda daha önce yaratılmamış, hatta hiç düşlenmemiş olanı yaratmaya girişebilenlerdir. Öğretmen, yeniyi deneyimlemeye girişir. Kendini deneyimler. Hiçliğe, BEN-İm varlığını, yaşam gücü enerjisini getirir.

Öğretmen, derine iner ve dışarıdan değil, kendi içinde deneyimler.  Ve öğretmen, bu yeni deneyimden,  tanrısallık tohumları ekmiş olarak, yaşam gücü enerjisiyle, BEN-İM  ‘iyle çıkarak, idrak edilecek potansiyelleri getirir. Ve başka zamanlarda diğerleri, bu potansiyellerle oyun alanına gelebilirler.

Öğretmen, bu deneyimden çıkar ve öğrendiklerini;  sözleri, hikâyeleri, hisleri, kalbi, bilincinin genişlemesi ve ruhunun(soul) yeni ışıması yollarıyla diğerleriyle paylaşır.

St.Germain

Niteliğe dayalı demokrasi denemesi

“Demokrasi çoğunluğun diktatörlüğüdür” diye bir söz var. Demokrasi olarak görülen şeyin temel sıkıntısını dile getiriyor.

Temsili demokrasi olayını bir kenara bırakıp çağımızın ilerleyen iletişim olanaklarıyla her önemli olayda doğrudan oy kullanılsa bile durum şu;

Her toplumun/topluluğun/ülkenin en büyük kitlesi çan eğrisinin şişman göbeği oluyor. Aslında toplumu ileriye götürebilecek bir kitle değil bu. Çünkü birşeyin ortalaması ileri yönelimli bir durum değil, olduğu yerde kalan bir durumdur.

Buna alternatif olarak nitelik demokrasisi olası olabilir. Bu da herkesin oyu aynı değerde olmayacak demek. Bunu gerçeklemek üzere şöyle bir sistme olabilir. Ya herkes aynı baz puandan başlar, 1024 gibi, veya eğitim seviyesine göre biraz farklılaştırılmış baz puanlardan başlanabilir.

Ama asıl nokta başlangıç puanları değil. Asıl nokta kişi her karar verme durumunda bulunduğunda seçtiği seçeneğin doğru veya yanlış oluşuna göre kendi puanını arttırması veya azaltması.

Şimdi bu site için bir örnek vereyim. Herkes 1024 puanla başladı. Şu an etik kurul var sanırım. Ama amaç aslında herşeyin sürekli etik kurula bırakılmasından çok etik kurulun işini zaman içinde minimuma indirmek olmalı.

Düşünün ki, her konu için nasıl oy seçeneği varsa, yazıda sakıncalı bir durum olduğunu beyan eder de bir eksi oy kullanma durumu olsun (bir ara denenmişti). Ama herkes mevcut puanı kadar oy kullanıyor olsun. Belli bir eksi puana gelen yazı kurul tarafından incelenir ve bir sonuca varılır. Doğru yönde oy kullanmış olanların puanı ikiye katlanır, yanlış yönde kullanmış olanların puanı ikiye bölünür. Böylece herkes giderek puan olarak olması gerektiği noktaya yaklaşır.

Puanlara alt sınır 1 ve üst sınır 1048576 gibi sınırlar getirilebilir. Kararın önem derecesine göre 2’ye bölmek/katlamak yerine 1.5’a veya ara değerlere bölünebilir/katlanabilir. Kurulun verdiği karara itirazlar olursa açık bir yerde daha detaylı tartışılabilir vs.

Bu yöntemde kurula giderek daha az iş düşer, çünkü tüm bireyler kendi niteliklerince toplu bir değerlendirme sistemi ortaya koyarlar giderek.