Birleşik Alan-rol ya da DURUŞ

Hepsinden önce, özgürlük bir duruştur. Hepsi bu. Özgürlük, yükseliş, aydınlanma sözcükleri hepsi aynıdır. Birini diğerinin yerine koyabilirsin. Hepsi aynıdır. Aydınlanmış, yükselmiş ve özgür olmalısın. Hepsi aynıdır ve bir –hali, duruşu -gösterirler. Bu kadar. Hiç biriniz ona doğru olan yolu çalışamazsınız. Ona doğru olan yolunuzu deneyimleyebilirsiniz ama çalışamazsınız.

O bir duruştur, bir haldir. Üstatlık bir –hal-duruş-dur. İşte bu kadar. Bunu daha önce burada konuşmuştuk. Bir Üstat gibi yürürsünüz ve  birdenbire bir Üstat gibi hissetmeye başlarsınız ve üstat promosyonu alırsınız. (Adamus gösterirken, izleyiciler kıkırdarlar.) Gözlerinizde bir üstat bakışı olur ve özünüzde üstat gibi hissetmeye başlarsınız, çünkü özünüzde öylesiniz. Geri kalan bütün saçmalıklar onun üstüne binmiştir. Bir üstat olmayı unuttunuz.
Üstatlık, aydınlanma, bir ‘ hal-duruş’ tur.
Adamus
BAK oynayanlar buradaki “duruş”un ne anlama geldiğini deneyimlediler, bir “rol”ü devr aldıklarında -rolün ne olduğunu bilinçli şekilde bilmedikleri halde- o rolü-duruşu nasıl mükemmelen canlandırdıklarını bilfiil denediler.. Bundan da öte, o role nerdeyse daha ben vermeden bikaç saniye önce girdiklerini, ve oyun bitiminde nasıl anında duruş’un çıkıp kendi rollerine döndüklerini ve bütün bunların, acısız-zahmetsiz bu kadar kolay olabildiğine şahit oldular.

*

Yükselmiş Üstatların yaptığı her  eylem;  eylem uğruna eylem veya deneyimleme veya sadece -olma-dır. Çünkü ne zaman eylem içinde olursanız, varlığınızı ifade ediyor olursunuz, kendinizi ifade ediyor olursunuz. Neşe dolu ifade. Eylemde bulunduğunuz her zaman, bunu kendinizi geri çekmeden, sınırlamadan yapmak-bu ilk önce güven konusunu getirir. Kendinize, hiç koşullanmamış gibi davranacak kadar, güvenebilir misiniz? Herhangi bir şeymişsiniz gibi davranıp, her zaman Ben-benim’inize geri döneceğiniz konusunda, kendinize tam olarak güvenebilir misiniz? “Yaparım, yapabilirim. Bolluk tavrı içinde olabilirim. İstediğim herhangi bir şeymişim gibi, davranabilirim” “Ben daima Ben-Benim ‘leyim ve onu taşıyorum ve onu hiç kaybetmeyeceğim”i anladıktan sonra, neşe içinde, çekinmeksizin, vazgeçmeksizin davranabilirsiniz, isterseniz. (Adamus)

Menstrusyon ve Su Samuru

“Erkekler adet görmekte olan kadından korkarlar” diyor Kızılderili kadın Ritimi; çünkü her ne kadar kadınların göğsünde erkekler gibi HEKURAS’ı yoksa da onlar hayata su samurunun özü ile bağlıdırlar, hem de dünyada ilk kadın olduğundan beri bu böyledir. Kadının  özel periyodu süresince su samurunun doğaüstü gücü ile aşılanmış olduğu düşünülür. Eğer bir adam nehirdi bir su samuru görür ise onu asla öldürmez çünkü o anda onun içine yerleşmiş olabilecek bir kadını da öldürebileceğinden korkar.

Shabono-Florinda Donner

Burada kitaba ara verip su samurlarına dikkat gösterelim o halde 🙂

Susamurlarının sindirim sistemi çok hızlı çalıştığı için doymaz bir iştahları vardır. Balıkla, kabuklu hayvanlarla, böceklerle ve bazı küçük tırnaklı hayvanları yiyerek beslenirler. Küçük kabuklu hayvanların kabuklarını taşla kırar, böylece alet kullanma özellikleriyle diğer hayvan türlerinden ayrılırlar.

Zengin bir dilleri vardır. Takırdama, bağırma, viyaklama, yutkunma, kıkırdama ve tıslama gibi sesler çıkarırlar. Çıkardıkları ses bazen bir mil öteden bile duyulabilir.

Susamurları vahşi hayvanların en erdemli, en oyuncu ve en meraklı türlerindendir. Beslenme, avlanma ya da güneşlenme zamanları dışında kendi aralarında oynarlar. Su kıyılarında kayak yerleri yaparlar ve tıpkı çocuklar gibi buralarda kayarak eğlenirler. Kayaklarını yazın çamurdan, kışın kardan yaparlar. Suyun içinde yunuslar gibi yüzen susamurları peşpeşe dizilip bata çıka “lokomotifçilik” oynarlar. Deniz yılanlarına ait pek çok efsanenin böyle oynaşan susamurlarından türediği düşünülebilir.

Kızılderililer susamurlarına çok değer verirlerdi. Midewiwin ve Ojibwa boylarından Kızılderililer susamuru derilerinden ilaç torbaları yaparlar ve bu torbaların iyileştirici bir güç taşıdığına inanırlardı.

http://yerliruh.blogspot.com/2010/06/dinlenme-ve-arnma-donemi-susamuru-20.html

İyileşme denen DURUM

Terapistin ego ve transpersonel güçle ilişkisi ve ruhsal konumu, yalnızca açık olarak “vakayı nasıl idare ettiğini” değil, aynı zamanda kişiler arası arşetipik alanı nasıl etkilediğini de belirleyecektir. İnterpersonel arşetipik alanı nasıl etkilediği daha geri planda olsa da daha önemsiz değildir. Bu anlamda iyileşme süreci, iyileştiricinin kendisinin eş zamanlı olarak harekete geçen kompleksleri üzerine bilinçli bir biçimde çalışmak suretiyle hastayla “kuluçka odasını” paylaşmasını gerektirir. Her iki tarafı da kaçınılmaz olarak etkileyecek bir dönüşüm süreci yaşanacaktır. Ne var ki iyileştirici hastayı kendi süreçlerinin hedefleri doğrultusunda kasıtlı olarak kullanmamak zorundadır.

Istırabı bilinçli olarak paylaşma deneyimi, iyileştirenin bilerek ya da bilmeyerek terapi sürecine taşıdığı kurbanın karşılığıdır. Hastayla birlikte hissetmek, kavramak ve rezonans kurmak, böylece rahatsızlık ile rahatsızlığın uygun terapik modeli ve iyileştirici benzerliğinin doğasını kavramak suretiyle içsel bir araştırmada hastanın bireyliği ile ortak olmasını sağlayabilir.Dr Whitmont
*
Bu riske girmek istemeyen iyileştiriciler (doktorlar, şifacılar vb), ihtisas alanlarındaki genelleştirilmiş semptom ve tedaviyi kullanırlar, bu ise sadece zihinden kurulan, son derece yüzeysel bir ilişkidir. Böylece ne iyileştirici ve hasta gerçek bir rezonansa girmeyerek değişim-dönüşümün alanına ulaşamazlar.
İyileşme,yani sapmanın giderilmesi, her iki tarafın da assetlerini(varlıklarını) ortaya sürmelerini gerektiren bir işlemdir, ve çoğu kez kendini sağlıklı zanneden iyileştirici bunu göze almaz. Bu sebeple gerçek iyileştirmeler aşk ve kaza gibi bilincimizle kontrol edilemeyen durumların ortaya çıkmasını bekler hale gelir.

Bir iyileştirici olarak; Öncelikle yargısız ve beklentisizce hastayı (kişi,şirket,devlet vs) izlediğin boşlukta bir sürecinin olması gerektiğini biliyorum artık. Bu süreç kendi sorununu ve nasıl bir tedavi beklediğini açıkça söylüyor zaten. İyileştiriciye düşen sadece boşlukta beklemek ve kendine söyleneni yapmak

Birleşiklik kanuna sığar mı?

Evren denince üç ayrı âlemden söz ediyoruz. Bu üç âlemi tanımlamaya ve açıklamaya
çalısan üç ayrı önemli fizik kuramı vardır. Makro evrenin olusumunu ve gökteki uzak
yıldızların özelliklerini inceleyen bilim kuramı, Einstein’ın Genel Göreli…lik kuramıdır. Yakın
çevremizle ilgili olusumları ve görüngüleri (fenomenleri) açıklayan bilim kuramı Newton’un
Klasik Mekanik kuramıdır. Atom altı mikro evrendeki etkilesmeleri inceleyen ve açıklayan
kuram ise Kuantum kuramıdır. Her üç kuramın kendine ait varsayımları ve ilkeleri bulunur.
Fakat bu ilkeler ve varsayımlar birbirleri ile uyusmadıklarından bu üç kuramı birlestiren
Birlesik Alan kuramı henüz olusturulamamıstır
http://www.halukberkmen.net/pdf/244.pdf
**Belki bir böyle birleşik bir kanun-alan arayışı gereksizdir; çünkü bilinçli gözlemci zaten bu üç farklı alanda gezinebilme onur/kabiliyetine sahiptir-sibelin notu**
*
Fraktal: Düzensizligi ele almanın biçimi.
Bir gelincik tarlasında esen nazik rüzgar, biricik ve tekrarlanamayan ol-an…
*
İnsanın işlevleri değişmez bildiğim kadarıyla, bize düşen öncelik sıralarına hiper-süper dikkat göstermektir, ve evet bu sıralamayı değiştirmek elimizde
*
Tüm yaratımlar, aydınlığı ve karanlığı içinde taşır. Ona bakanlar hangisini isterlerse onu görsün diyedir bu. Evrenin özü, ona her bakanın tercihini kutsar, kendini bomboş ona sunmuş olanın aracılığı ile her seferinde bir başka şey ama aynı şey olarak akar gelir buraya, görünür olur.
Gerçek Soruyu (cevabını bilmediği) kim akıl ederse öğretmen odur.
*
Alışkanlıklarımı, bir bir özenle keyifle seçtim evet, ve evet onları feda etmeliyim.
*
Reyting icad oldu mertlik bozuldu!
İngiliz ITV’nin kanallar direktörü David Liddiment şöyle söylüyor:
“Beklenmeyen şeyler, gördüğü ana kadar halkın onu istediğine dair fikrinin olmadığı programlar için bir yer olmalı, yeteneğe fırsat veren bir yer!”
*
BBH ajansından John Hegarty : “Sözcükler, iletişimin engelleridir.”
Biçare Yunus ne bile, ne kara okudu, ne ak!
*
Hesabı tutan kadınlardır
*

Ne Hissediyorsun?

Ne hissediyorsun?

Bu soruyu sıkça duyalım artık, özellikle çocuklar duyabilsinler, tabi ebeveynler, öğretmenler, bilgisayar oyunu çocuk programı kurgulayanlar kullanıyorsa duyabilecekler. Bu soruya alınacak cevap soruyu duymak kadar önemli değil. Ne hissediyorsun sorusu çocukların yeni gerçekliği yaratmalarındaki öncelik sırasını belirleyecektir.

Düşünceler duyguları oluşturur ancak hisler üzerinde kontrol sağlayamaz. Altı duyumuzu her an kullandığımızdan emin olalım, çocuklara örnek olalım.
Sorularımız şöyle olsun örneğin:

“Kokusu nasıldı?” “Dokusu nasıldı?” “Sesi ne hissettirdi?” “Rengi nasıl geldi?” İçine gelen his neydi?”
Bu soruları duydukça çocuk, kendini -tüm bedenlerini- o anda duyumsamaya çalışacaktır. Doğru-yanlış  cevabı yoktur bu soruların. Anda uyanıklığı geliştirici kolay bir yöntemdir. Deneyin, arkadaşlarınız üzerinde, yakınlarınızda zevkli bir oyun gibi deneyin lütfen.

*

Gerçek, kişisel bir görüş değil, bir enerjidir; “haklı” olmak için birbiriyle mücadele eden iki kavramla ona erişilemez. Gerçeğin enerjisine, birbirlerinin fikirlerine açık olan ve GERÇEĞİ birlikte bulmak isteyen iki insan vasıtasıyla erişilir.
(Ruhsal astroloji)

*

Bu dünya illüzyonuna (ki onu irademiizle gerçek kılmış durumdayız) kimimiz kaybetmiş olduğumuz kendimizi, kimlik duygumuzu, kendiliğimizi bulmak için, kimilerimiz de bütünseli, diğerlerinin varlığını anlayabilmek için keskinleşmiş kimliğini kaybetmeye geliyor.
Bazıları tersinden bazıları düzünden yürüyor bu yolu, fark etmez.

*

Uyku noktacıkları!
Herkeste de var mı bilmiyorum, çocukluktan beri gözümü kapadığımda sol gözümün alt kısmında kırmızı siyah iğne ucu gibi noktacıklar belirir ve bunların varlığı arada beyaz noktacıklar varmış sanısı yaratır, yani üç renk varmışçasına titreşen noktacıklar. Eğer bunlar çoksa çok uykum vardır. Sağ gözümde neden yoktur diye defalarca test ettim, hayır sadece solda 🙂