Hasta-doktor-işgalci

Kişiler arası ilişkide bu dinamik ortaya çıktığında uyandırılan ilişki kompleksi sonuçta üç parçalı bir doğaya sahiptir; yani hasta-doktor-işgalci kompleksinde hem hasta hem de doktor bilinçli ve bilinçdışı katılım ve özdeşleşmenin çeşitli tonlarına dahil olurlar. Yaralama ve yaralanma, izinsiz giriş ve izinsiz girişe maruz kalma deneyimleri bilinçli bir biçimde kabul edilemediği ölçüde, hasta-doktor-işgalci arşetipinin asimile edilmemiş unsurları muhtemelen hasta tarafından doktora, doktor tarafından da hastaya yansıtılacaktır. Bunun üzerine doktor, yalnızca kutsal iyileştirici imgesini değil aynı zamanda beklenmedik bir biçimde izinsiz giren işgalci imgesini yüklenmiş olacaktır; kendisini ıstırap çeken pasif biri olarak gören hasta, doktor için yaralayıcı bir düşmana ya da bir saldırgana dönüşebilecektir.

İyileştirici ve hasta, adanmış bir “performansta” arşetipik olarak dağıtılmış rolleri oynamaya yönlendirilmiş aktörlerdir. İyileştiricinin potansiyel olarak karanlık tarafını, yani kutsal işgalci yok ediciyi içeren iyileştirici tanrı maskesinin ardında iyileştiricinin kişiliği fazla gölgede kalır; hastanın arşetipik rolü ricacılıktır ancak aynı zamanda bilinçdışı derinliklerinde bir iyileştirici yok edici yatmaktadır.

Arşetipik “yaralanan-yaralayan-iyileştirici” unsur­larını doktor-hasta-işgalci ilişkisindeki her iki taraf da paylaşır.
Whitmont

Turan Erdal Insanlar kendi edindikleri bilgilerle kendilerine set örerler. Hasta olanlarda da bu degisik degildir. Bir iyilestirici olarak bu setti asmak gereklidir ama hangi yöntem ile? Bu set iyi korunmaktadir ve her yapilan hamle bir saldiri olarak algilanacaktir. Söylenmek istenilen sey karsi tarafa ulasmak icin bu durumda ne yapmalidir?
Rüya Kampı-Dünya yılı 2012 Ben giderek “ne yapılması gerektiği” hususunu genelleştirmenin bizi spontanelikten yani doğal iyileşme yolundan koparacağını görmeye başladım. Bu sebeple her bir hasta-iyileştirici ilişkisinin biricik olduğunu ve o anda içimize doğacakların çok önemli olduğunu düşünüyorum, hatta danışanlarımla bunu birebir yaşıyorum. Yöntem olarak ise “soru sanatını” iyi bilmenin olmazsa olmaz bir ön şart olduğunu fark etmiş durumdayım.

Boşluk

İçinde artık hiçbir belirli şeyin düşünülmediği, planlanmadığı, ele geçirilmesine çaba harcanmadığı, istenmediği ve beklenmediği ve özel bir yöne yönelmeyen, yine de yönü değiştirilemeyen, zengin güç kaynağından, mümkün olanı ve olmayanı sağlamayı bilen bu ruh durumu -temelinden amaçsız ve “ben”siz olan bu ruh durumu- üstat tarafından gerçekten manevî diye adlandırılır. O, nitekim, manevî bir uyanıklıkla yüklüdür ve bu nedenle de “tam ruh uyanıklığı” diye anılır. Bunun anlamı, ruhun her yerde hazır olmasıdır; çünki o hiçbir yerde, özel olan hiçbir yerde takılıp kalmaz. Ve o, hazır ve nazır kalabilir, çünki sununla veya bununla ilişkili olsa da, ona, düşünüp taşınarak bağlı kalmaz ve başlangıçtaki hareketliliğini yitirmez. Bir havuzda duran, ama her zaman akıp gitmeye hazır olan suya benzer; bazen tükenmeyen gücüyle etki gösterebilir, çünki özgürdür, her şeye açıktır ve boştur.

Yay ile Ok Atış Sanatında ZEN

Gerillimsizlik, olabilecek olanın kendiliğinden oluvermesi.

Bizim BAK (Birleşik Alan Kullanımı) yöntemindeki “bilmiyorum” haliyle geçtiğimiz durum. Amaçsız bir amaçlılık. Denetimli delilikle varılan kendiliğindenlik.

Başarı-sızlık Endişesi

Üstat şöyle karşılık verdi:

“Gerilmiş yay kirişini, tıpkı bir süt çocuğunun kendine uzatılan parmağı tuttuğu gibi tutmalısınız. Çocuk uzatılan parmağı o kadar sıkı yakalar ki, minnacık yumruğunun bu gücü, insanı daima şaşırtır ve çocuk parmağı bırakırsa en hafif bir sarsıntı ortaya çıkmaz. Bunun nedenini biliyor musunuz? Çünki çocuk düşünmez, yani şöyle bir şey aklından geçmez: ‘Ben şimdi oradaki bir başka nesneyi yakalamak için bu parmağı bırakıyorum.’ Tamamen etraflıca düşünmeden ve daha doğrusu bir amaç gütmeden bir nesneden öbürüne döner ve onun nesnelerle oynadığı söylenebilir. Bunun tersi, yani nesnelerin onunla oynadığı da doğrudur denebilir.”

“Ama ben tamamen farklı bir durumda bulunmuyor muyum? Eğer yayı gerersem, şunu duyacağım an geliyor: Atış derhal düşmezse gerilime artık dayanamayacağım. Ve şimdi ben farkında olmadan ne olup bitiyor? Sadece şu biricik şey: Soluk alamaz oluyorum. Buna göre sonuç nasıl olursa olsun, atışı başlatmalıyım diyorum; çünki atışın düşmesini daha çok bekleyemeyeceğim.”
Üstat, “Çok iyi açıkladınız.” diye karşılık verdi. “Zorluğun sizin için nereden geldiğini iyi belirttiniz. Acaba atışın düşmesini neden bekleyemediğinizi ve atış olmadan önce soluk almanızın neden zorlaştığını biliyor musunuz? Doğru, kusursuz atış tam anında başlatılmıyor da ondan, çünki siz kendinizden kurtulmuyorsunuz. Bunu başarmaya kendinizi vermiyorsunuz, tersine, başarısızlığınızı bekliyorsunuz. Durum böyle olduğu sürece, size bağlı olmayan bir olayı kendi kendinize meydana getirmekten başka bir alternatifiniz kalmıyor ve siz böyle bir olayı sağladığınız sûrece, eliniz doğru bir tarzda açılmıyor -bir çocuğun eli gibi açılmıyor- bir olgun meyvenin kabuğu gibi yarılmıyor.”

Yay ile Ok Atış Sanatında ZEN

İyileşme Nedir?

“Hastanın kişiliği, doktorun kişiliğini takip eder.”
Psikoterapide olduğu gibi somatik tedavilerde de iyileştiricinin kompleksleri, en çok bilinçdışı olduklarında terapik sürece müdahale eder. Kendisinin farkında olmadığı, “gölgesiyle” idealize edilen ya da korkulan arşetipik imgelerle birleşerek, iyileştiricinin hastasının kişiliği hakkındaki objektif bakışını çarpıtabilirler. Hastaya yansıtılması uygun olmayan hisler doğurabilirler. Bunlardan herhangi biri, teşhis noktasında yanlış yaklaşımlara sebebiyet verebilir.

Bir terapistin ya da iyileştiricinin “kasıtlı” ya da “tesadüfi” tercihinin, bilinçdışı bir biçimde ve eş zamanlı olarak büyük ölçüde hastanın ebeveynleri ve kardeşleriyle ilişkileri ve sorunlarının transfer yansımalarına göre belirlendiğini iddia etmek abartılı olmaz. Hasta terapistinde “iyi” bir ebeveyni görmek ister. Buna karşılık, belirli bir terapistin kendisine çektiği hasta tipi de kısmen kendisinin gölgede kalmış çok çetin sorunlarınca belirlenir. Bu, çok sık rastlanan derin bir psikolojik deneyimdir. Örneğin otoriteye düşmanlık, hastayı savaşabileceği bir otoriter doktor seçmeye itebilir. Koruyucu bir anne arayışı, annelik duygusu fazla gelişmiş bir terapiste yöneltebilir.
Whitmont

  • Turan Erdal Iyi teratipist bu bagimliklari görür ve hastanin özgür olmasini saglayici islemler yapar.
  • Rüya Kampı-Dünya yılı 2012 Doğrudur. Burada dikkat çekilmeye çalışılan ise “tencerenin yuvarlanıp kapağını bulma” fenomeni. Yani herkes layığını bulur
    Turan Erdal Asil sorunun üstüne basmissin. Hasta zaten durumunun degismesini istemiyor. O halde neden terapiste gidiyor ki? Hem cok para verip hem de kendi fikirlerini duymak icin mi?

     

    Rüya Kampı-Dünya yılı 2012 Çoğu kez sihirli bi değnek bekliyor, iyileştiricinin onun adına karar verip uygulamasını istiyor fakat olayların akışı böyle olamıyor maalesef. İyileştiriici yalnızca -eğer mahirse-sorununun kaynağını görebilir ve danışanı bu konuda uyarır, gereğinin yapılması ise danışanın kes-k-in kararını bekler

    Şüphesiz geçici iyileştirmeler sağlanabiliyor ancak danışan hastalığı-acıyı oluşturan kararını kökten değiştirmedikçe sürekliliği sağlamak iyileştiricinin elinde değil. Ve bu tamamen adil bir durumdur ve özgür irade kanununun korunumu gereğincedir.

  • Turan Erdal Kararin pismesi icin zamana gereksinim var, terapiste pek gereksinim yok galiba. Terapist sadece bir baston olarak kullaniliyor.
    Rüya Kampı-Dünya yılı 2012 Terapist ya da daha geniş anlamıyla tüm iyileştiriciler diyelim, kesinlikle gerekli çünkü o olmadan sorunun kaynağını kişi kendi başına göremez! Tüm iyileşmeler ilişki temeline dayanır.

Bu pazar İstanbul’da BAKlıyoruz:

Bu pazar İstanbul’da BAKlıyoruz:

http://www.facebook.com/events/323687967743636/

Ve 2 Şubatta Ankaradayız, Bİrleşik Alan Kullanmak isteyen herkesi bekleriz:

http://www.facebook.com/events/460857987296787/

*

Sabahın er vaktiydi, güzel bir frekans yayan ne dediğini anlamaya çalışmadığım bir şarkı çalıyordu.. ve üzerime parlak bir güneş doğdu. Yalnızdım ama değildim. hatta tamdım. Şaşırtıcı ama tamdım. Hiç bir beklentim, hayalim,endişem yoktu. Hatta hiç bir arayışım kalmamıştı. Herşey bitti. Öyleyse yENİ’den başladı.

*

“Başlangıçta işini hafife alan öğrenci, daha sonra o oranda büyük zorluklara maruz kalır.”
Her şeyin bir kapısı var, elinizi kolunuzu sallayarak öylece içeri dalamıyorsunuz, kapıdan içeri buyur edilmek için önce niyetinizin sarsılmazlığı test ediliyor. Bunu kim yapıyor derseniz kesin bir cevabım yok ancak bütünlüğümüze dahil her oluş sanki adına saygı diyebileceğim samimi bir kararlılığı talep ediyor

*

Yapacağınız şeyi düşünmeyiniz, onun nasıl yapılması gerektiğini tasarlamayınız. Atış nişancıya sürpriz gibi gelirse, ancak o zaman kaygan bir atış hâline gelecektir.”
Yay ile Ok Atış Sanatında ZEN