Kıyamete çeyrek kala

Evde oturuyorsunuz ve birden bütün televizyon kanallarında dünyaya doğru yaklaşan dev meteorun haberini izliyorsunuz. Evet tam 2 hafta sonra bütün canlılık sona erecek, hiç bir kurtuluş yok malesef.

İşte o andan itibaren kendinizin ve yaşadığınız toplumun veya insanlığın senaryosunu yazınız. Sizce neler olur, siz neler yaparsınız bütün insanlık neler yapar nasıl bir durum yaşanır bu son iki hafta.

Ava çıkan avlanır.

Ava çıkan avlanır. T.Atasözü
Atasözlerine bayılıyorummmm.
Bakıyorum da kültür emperyalizmine soyunan ülkelerin hemen hepsi iki-üçyüz yıl içinde avlandılar. Gülesim geliyor. Yok yok harbiden gülüyorum.
Vay açıkgözler vay!
Uygun adım yürüyüş köprü yıkar. (bi yerin atasözü)

**

“Kelimeler duvar da olabilir, köprü de…
Onları insanları ayırmak için değil, birleştirmek için kullanmak önemlidir…!” Diyor bir dostum.

Ayırmak ve birleştirmek, her iki davranış biçimi de bilinçlenmenin sürmesi için gerekli gibi geliyor bana. Birini diğerine tercih etmek mümkün değil çünkü zıtların birliği prensibi böylesi bi şey yapamıyacağımızın kanıtı. Zaman zaman birini daha çok uygulayabiliriz belki ama sadece ihtiyacımız o an öyle olduğu içindir. Fakat “bilinçlenme” umrumuzda değilse yani artık “kendini bilmek isteyen tanrı” gitmişse bi yere ya da bu isteğinden vaz geçmişse, ya da biz insanlar tanrının isteğini umursamıyorsak, evet belki o zaman bütün bu rüyalar sona erebilir, bilemiyorum. Kendimize şu soruyu yönlendirmeliyiz belki:
“sınırsız potansiyeller hamuru olmak, yani hiç bi şey olmamak istiyor muyuz gerçekten?”

Bay Orr gibiyim

Üç gündür yine fmf’im bana eşlik etmekte ve ilaveten berbat bi baş ağrısı var. Dışardaki hava ise inadına muhteşem. Her onbeş dakikada dışarı çıkıp en az üç derin nefes aldım; çünkü öyle bi hava var ki bunu yapmaya beni mecbur kıldı. Bu güzelliği pas geçemezdim.

Neyse bugün epeyce rüyalı çok uyuyup uyanmalı bir geceden sabaha uyandığımda durumda bir değişiklik yok gibiydi fakat nedense ben günlük rutinimde bi değişiklik yaptım ve normalden saatler öncesinde kendime kahvaltı hazırladım ve adetim olmadığı halde kahvaltımı balkonda açık havada yaptım.

Bi ara hemen önümde bana arkadaşlık ve şahitlik eden selvilerden biri bana el salladı ben de ona salladım. Sonra çevreye hızlıca göz attım acaba bu davranışımı gören biri oldu mu diye 🙂 Olmamıştı ama ben aklı başında görünmeyi nasıl hala önemsiyor oluşuma güldüm biraz.

Lame Deer’den alıntılar

Siyu’lara göre kelimelerin hepsi semboldür ve büyük güçleri vardır özellikle de isimlerin. Lame Deer diyorki: “Her Kızılderili’nin isminin gerisinde bir öykü,  bir vizyon, bir rüya vardır. Biz onlardan büyük armağanlar alırız, bizi doğal olana, hayvanlar alemine bağlar, güç verir, çok özeldir her birimizin ismi, beyaz adamın gelişi güzel verilmiş isimlerine kısaltmalarına benzemez. Ayrıca bizim her zaman saklı bir ikinci ismimiz vardır, asla yüksek sesle söylenmez. Bu iyi şans, uzun hayat içindir. Onları çocuğa bazen büyük anne-büyük baba bazen de büyücü hekim tarafından verilir ama en iyisi bir winkte tarafından verilmesidir.”

Winkteler kadın elbisesi giyen ve kadınlar gibi hareket eden erkeklerdir. Bunu  ya kendi seçimleriyle ya da bir rüyanın önerisiyle yaparlar. Diğer erkekler gibi değillerdir ama Onları Büyük Ruh winkte yapmıştır ve toplum da öylece kabul sunar. Onların kehanet marifetine sahip olduğu düşünüldüğü için gizli ismin onlar tarafından verilişi ardında büyük bir yaptırım gücü getirir.  Hayat Siyular için yaşanan sembollerdir.