Placebo etkisi-günlükten

İlaçların çoğunun etkisi psikolojik
O çok güvendiğimiz ilaçların etkisi nasıl ölçülüyor? Klinik araştırmalarla. Klinik araştırmalar nasıl yapılıyor? şikayeti olan gönüllü hastalar denek olarak kullanılıyor. Nasıl kullanılıyor? En güvenilir araştırma yöntemi olan double blind yani çift kör yöntemi ile araştırma yapılarak. Nedir çift kör yöntemi? Hem hasta hem de ilacın sonucunu gözlemleyen araştırıcı hastanın hangi ilacı kullandığını bilmez… Hastalar rastgele iki guruba ayrılır. Hastaların bir kısmına gerçek ilaç, diğer kısmına PLACEBO denilen boş ilaç, yani içinde etki maddesi olmayan benzer bir hap verilir. Sonuçlar ilaç lehine istatistiki olarak anlamlı çıkarsa “ilaç etkilidir” denir. Yani birinci gurupta 100 hastadan 50’si, ikinci gurupta 30’u iyileşmişse ve bu fark istatistiki olarak anlamlıysa ilaç etkili kabul edilir. şimdi buradaki anahtar sorular;
Bir; neden ilaç her hastayı iyileştirmiyor.
İki; nasıl oluyor da içinde hiçbir şey olmayan boş bir ilaç, 30 hastayı iyi ediyor?.
Üç; araştırıcı gerçekten kör mü?

İçeri Düşmek

Şart değil içeri düşmek için
Mahkemenin celbi, hükümetin fendi
Çoğu kez olmaz bunca tantana da
ateş düştüğü yeri yakar belli

Görmedikçe kabul dışardan
kaçılır içeri geri geri
Bazen olursun deli deli tepeli
veya tembel, miskin, hayalci

İçeri düşersin de
filozof olursun belki
yahut da şair
kimbilir sağ kalırsan hatta veli

İçeri neden düşülür de
çıkılır dışarı?
Gel sen bunu bi düşün Sibel de
nasılsa çıkarsın içeri

sa

Shabono-ölüm (3)

Öncesi için Tıklayınız

Yaşlı Bilge Kamosiwe, çok yağmurlu ve gizemli bi günün gecesinde sanki ölüyor gibidir. Florinda onu bulur ve kabile büyüklerinden yardım ister. İnsanlar göz yaşları ve elem içinde koşup gelir. Yaşlı adam, “Ölüm, gecenin karanlığı gibi değil” diye fısıldar. Diğerleri,  “bizi yalnız bırakıp gitme” diye göz yaşı dökerler. Yaşlı adam tek gözünü açıp bakar “Henüz ölmüyorum, ağlamalarınız beni üzüyor. Hekuras hala göğsümde” der.  Arasuwe, rahatsızlığın ne diye sorduğunda yaşlı adam “sadece hüzün” der ve ilave eder fısıltıyla “Hekuras az sonra göğsümü bırakacak. Buna olan üzüntüm beni zayıf kılıyor”
Şefin karısı Ritimi üzüntülü bi ifadeyle Florinda’ya, ” o ölmeyecek, bilmem neden bu kadar uzun yaşamak ister? O çok yaşlı, artık bi erkek bile değil. Yüzüne bak çok küçük, çok ince” der ve ilave eder “şimdi erkekler gece boyunca ona maniler söyleyecekler ve Hekuras da yaşlı adamı hayatta tutacak”

Shabono’ya devam(2)

Öncesi için Tıklayınız

Florinda Donner, yağmur ormanlarında medeniyetle tanışmamış bi kızılderili kabilesiyle yaşadıklarını paylaştığı Shabono isimli kitapta anlatıyor:
Balık avlamak kabilede kadınlara bırakılmış bi iş. Onlar da çoğu kez ırmağın içine girip çıplak ellerle avlıyorlar balığı. Fakat bazen de erkeklerin ok ve yaylarını kullanmaya çalışıyorlar. Erkekler ise silahlarını verip korunaklı bi yere saklanıyor ve onların beceriksiz atışlarını eğlenerek seyrediyorlar. Kabile reisi Florindaya da bi deneme yapmasını söylüyor, ancak yay öylesine sert geliyor ki, yerinden kıpırdatmak mümkün olmuyor. Yılda bir kez yapılan kutlamalar için köye gelmiş olan yaşlı bilge Kamosiwe durumu görünce ona ergen yaştaki bi delikanlının yayını vermesini istiyor. Ve Florinda onunla ilk atışında orta boy bir balık avlıyor.
Bu duruma herkes hayret ediyor tabi. Ok ve yay kullanmasını nerden öğrendiğini ısrarla soruyorlar. Sonunda kabile reisi ona şöyle diyor: “bunu öğrenmeni baban mı istedi? Baban bi oğlu mu olsun isterdi?”
Florinda babasının zaten iki oğlu olduğunu anlatmaya çabalar. Peki o zaman ok-yay ı ne yapmak için kullandın? Ne işe yaradı? Der
Florinda da espri niyetine “demek bi gün buraya geleceğimi bilip hazırlık yapmışım” deyince Reis ağırbaşlılıkla şöyle der: “kızların ok-yay kullanmadığını bilmen lazımdı!”

28 Şubat: Son Darbe (?)

28 Şubat: Son Darbe (?)

Türkiye’nin yakın geçmişindeki askerî darbeler ve ardında yatan dinamikler konusunda şeffaf bir açıklama için sınıf mücadeleleri, analizin ana konusu ve merkezi olmak zorunda.

Böylesine iddialı bir giriş cümlesinden ne anlamamız gerekir? Özetle değinmeye çalışalım… Cumhuriyet, peşinden kitleleri sürüklemeden (!) gerçekleşmiş bir burjuva devrimi niteliğini taşır. Bu devrim, işçi kitlelerini dışarıda bıraktığı gibi, Kürt ulusal sorunu konusunda baskıcı bir siyaset izlemesi dolayısıyla da anti-demokratiktir.

Türkiye’de ordu her zaman sanayi burjuvazisinin tarafında konumlanmış ve bunun dışında kalan burjuvazinin diğer kesimlerine (tarım/ticaret) karşı da “statüko”nun savunuculuğunu üstlenmiştir. Bunun yanında, emekleyerek ve de dünya kapitalist sistemine entegre bir şekilde gelişen, sanayi ile gelişip güçlenen başka bir muhalif güç yani işçi sınıfı karşısında da ordu aynı tavrını sürdürmüş ve sonuç itibarıyla geçmişten bu yana, azgelişmiş bir ülkedeki sermaye birikimi sorununun önündeki engellerden olan bu güçlere karşı, ama özellikle de işçi sınıfı muhalefetine karşı ordu her daim sanayi burjuvazisinin çıkarlarından yana bir tavır almıştır.