Can’dan ayrılmanın pratiği

İnsanın aşık olduğu, çok sevdiği birinden ayrılması ne zordur! Ölümlerden ölüm beğenmek gibi bi şey… Onu kaybederken sanki onunla ilgili tüm yaşanmışlıkları da kaybediyormuş gibi olur insan. Bir daha asla gelmeyecek, dönmeyecek olandır o!

İnsanın canandan çok sevdiği tek şey vardır; can!

CAN yani BEN.

Cananı kaybetmek bu kadar kahrediciyken BEN’i kaybetmek nasıl bi şeydir?

Acaba her cananda bir BENden mi hafifliyoruz?

Hoşgörü

Nedir hoşgörü? Ve elbette hoşgörülü olmak…

Bu kelime bende önceleri olumlu bir anlam uyandırırdı. Aa ne güzel derdim, hoşgörülü olmak, hoşgörülü insanlar. Ama zamanla bu kelime bende olumsuz bir anlam yaratmaya başladı. Kim kime hoşgörü gösterme -sözde yüceliğine- lüksüne sahipti. Hoşgörünün temelinde olan şey rahatsızlıktır. Bir kimseden rahatsız oluyorsanız ona hoşgörü gösterisiniz.

Peki şimdi asıl sorulara gelelim. Bir insan bir insanın ırkından, cinsel yönelimlerinden, cinsiyetinden, dini inancından, maddi durumundan neden rahatsız olur? Ne hakla rahatsız olur da hoşgörü gösterir?

Hoşgörü değil durugörü istiyorum. Zaten kızmaya hakkınız olmayan şeylere bir de lütfedip hoşgörü göstermeniz sizi yüceltmiyor, küçültüyor gözümde.

Yolları yanyana yürümekten yanayım

Olurda olmazsam buralarda…
Yanağındaki küçük çukura saklanmak istiyorum.
Uyumak, yüzyıllarca uyumak.
İlla isim konulacaksa ben masal değil hayat demekten yanayım.
… Bu yolları yanyana yürümekten yanayım…
… …Erguvanlar açmaya başladı, mavi mi pembe mi ayırt edemiyorum renkleri, kokuna bir isim bulmaya çalışmaktan da vazgeçtim.
Geldiğinde bir masada kahvemizi yudumlayıp, heyecanla dedikodu yapacağız.
Sana kaçırmadan anlatmam gereken aylar biriktirdim.
Biraz sessizlik olacak sonra.
Sen hüzünlü gözlerini uzaklara salacaksın. Cümlelerim topallayacak, ağır, aksak kelimelerle soracağım.
Nasılsın ?
Nasılsın derken bile iyi olmana dualar ediyor olacağım.
Hiç bir sözümüz umutsuzluk taşımıyacak.
İnanacağız, inandıracağız, yaşadığımız cehennemin cennete dönüşeceğine.

Neleri seyrediyorum? Yeni gerçeklikler

Tabi çevremdeki her bi şeyi (kendim dahil) seyretmeye çalışıyorum. Fakat burda mevzubahis ettiğim televizyon kutusundakilerdi 🙂

The Big Bang Theory’nin eski bölümleri hafta içi her gün comedymax’de, bilginiz olsun 🙂 Yenileri de CnbcE’de pazartesileri. Bu arada Fringe ve The Mentalist’in yeni sezon bölümleri de başladı. Neyse yani, az buçuk seyredecek bişeyler çıktı sayılır 🙂 Demages’i de saymadan olmaz. Glen Close acaip bi kadın! Yenidizilerden;Person of interest, Unforgettable… Henüz isimlerini ezberleyemediğim daha bi sürü doğaüstü kaymaklı yeni gerçeklikler.

**

Işığı sürekli görse de gözümüz, o aslında kesiklidir. iki foton kesiği arasında göremediğimiz kimbilir neler oluyor?

**

Günaydınn frekanslarrr, harika yeni bi gün doğdu doğacak 🙂
Yabancı senaristler, mevcut fizik kurallarını kolayca yıktılar, hem de ağız birliği etmişçesine, gayet eminmişlercesine yıktılar ve yeni fizik kuralları yerleştiriyorlar dünyaya. Bu güzel. Fakat etik kuralları geçemiyorlar bi türlü, hümanizm, iyicillik filan gibi değerlerle yeni fizik kuralları arasına sıkışıp kaldırlar! Bu sebeple yeni ama yine dualitik bi gerçeklik tasarlamaya başladılar! Bir insanın içindeki aydınlık ve karanlığı kucaklamaya hazır değil gibiler. Onlar insanları iyiler ve kötüler olarak ayırıyorlar ki bu şimdi ki gerçeklikten farksız. Aradaki tek fark bu insanlar tıpkı eski nefilimler ya da gözcülerr gibi doğaüstü denebilecek güçlere sahip. Onların dünyası ile sıradan insanların dünyası kesin çizgilerle ayrılıyor. Bu yeni insan tiplemelerinin tek farkı bişey yapmak istediklerinde araca  (silah, ya da çiçek vs)ihtiyaç duymuyorlar, Ol deyince her şey oluveriyor. Tuhaf bi gerçekliğe doğru iteleniyoruz.

Mayın

Mayın

Zaman benim sabır benim
hepsi bohçam içinde karar benim

/Vaktaki bin sekiz yüz seksen üç. Ferman okundu baş üstüne;
tütün içen tütün eken karakaşlı karagözlü kavruk eller
tütün eksinler tütün üstüne, duyun-i umum üstüne reji üstüne/

O gün bu gün vuruldu sırtıma
bir acı bir ur
vur Allah vur
yüklendi kambur
harç ödedik
haraç ödedik
tabaka tabaka borç ödedik
ciğerimizden hiç eksilmedi duman

beşimizi bire saydılar
balyalar gibi hesaba katılmadı
yirmi bin baş
yirmi bin telef
pusulara düştük
kurşunlara geldik
yenildik
kolculara
…

/Yokluğu evirdiler, evirdi kadınlar bebeklerini
arpayı paylaştı atlar ilk kurşundan kurtuluşa kadar
on iki kardeş on iki memet, on iki ali; yendiler on ikiyi/