Nasıl özledim bilseniz

Yeşil gözlerim olsun isterdim, bakınca yosunlu deniz dipleri gibi şefkate boğayım

Ve dahi bana akan her şey önce yeşile boyansın, değince gözbebeğime

Etlerim ayrılsın bölük bölük dökülsün,  çürüsün

ve fırlasın gece mavisinden daha mavi bir kristal içimden

kahkahaların yeşil yılanlar gibi taçlasın başımı

üzerinde altından ince ince kakmalar olsun,

dünyanın başına gelen en güzel şey olsun.

Altın yıldızlar uçuşsun sedef rengi krallığında

Öl de öleyim, bırak ki teslim olayım.

Müjdeler olsun ey krallık bir prenses doğdu, minicik ayaklı

Güzel bir kız, hadi gülün ona, sevginize bulayın.

Pembe sedeften kanatlarını koy başımın üzerine

Silkele üzerindeki altın tozlarını, bak bana içinde kızıl balıklar uçuşan

Buz grisi gözlerinle

İtü sözlükte Kurtlarla Koşan Kadınlar

  1. insanlar ikiye ayrılır,kurtlarla koşan kadınlar’ı okuyanlar ve kurtlarla koşan kadınlar’ı okumayanlar.(parakletos, 11.04.2011 01:14)
  2. sağlıklı kurtlar ve sağlıklı kadınlar, belirli ruhsal karakteristikleri paylaşırlar: keskin bir duyarlılık, oyuncu bir ruh, yoğun bir kendini adama kapasitesi. kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. sezgileri çok güçlüdür; yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir biçimde ilgilenirler. sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar.(kalimera ilie, 28.06.2011 22:18)
  3. vahşi kadını bulmak daha önemlisi ona kulak vermek için okunması gereken kitaptır. sadece bir paragraf okumaya değer kılar bu kitabı.bir kadının psişesinin yolu, kulağına gelen tınılar ya da geçmişte maruz kaldığı zulümler veya yerüstünde daha geniş bir hayat yaşamasına izin verilmemiş olması yüzünden çöle düşmüş olabilir. bu durumda kadın çoğunlukla, üzerinde parlak kırmızı çiçeği ile bir kaktüs dışında, 500 kilometrekarelik bir alanda başka bir şeyin bulunmadığı bomboş bir yerde yaşadığını hisseder. ama 501. kilometreye giden kadınlar için, orada daha fazlası vardır. küçük, güzel bir ev. eski bir ev.orada sizi beklemektedir.(brachiopod, 31.07.2011 17:19

Bu ayın masalını okudunuz mu? İşte adres:

Küçük anılar

Dedemi ilk ve son kez görüşüm ölümünden evvel bulunduğu şehrin hastanesinde olmuştu. Tüm çocukları başka şehirlerden onu ziyarete gelmişler. Ben dört yaşındaydım, fazlaca hatırlamıyorum. O sıralar 2 ila 6 yaş arasındaki tüm kuzenlerim hastane odasında koşturup oynarlarken ben dedemin dizlerinde oturup saatlerce onunla konuşmuşum.. Sonra gitmeden hemen önce dedem annemi yanına çağırıp kulağına şöyle fısıldamış: “Saffet, kızın mütefekkir olacak!”
Annem bunu daha on sene kadar filan önce söylledi bana, herhalde duyduğunda hiç memnun olmamıştı (bir kızın en son olması beklenen şeydir muhtemelen) fakat artık yapacak bişey olmadığını on sene önce kabullendi belki :))))

Yine dört yaşımdayken İstanbul’dan Zile’ye akraba ziyaretine gitmişiz. O zamanlar oldukça büyük aileler şeklinde yaşıyorlar (iki koca konak), akşam yemeğine oturuldu. Oradaki kuzenlerimden biri “kaşuğu ver” diye seslendi. Ben nazik bi şekilde “kaşık” diye düzeltmişim. Bu durum iki kez daha tekrarlanınca şöyle dediğimi söylüyorlar: “bugün yorgunum, yarın sana hece hece öğretirim”… Akrabaların senelerce anlatıp güldüğü anılardandır.

Tahrir Üzerine

Tahrir Üzerine

“Şunu akıldan çıkarmamalıyız ki, gelecek, kendi özgür iradesiyle hareket eden işçiler tarafından oluşturulan, işçilere ve topluma hizmet görevini yerine getirebilecek demokratik örgütlerindir.”
[Talal Shukr, Mısırlı eylemci ve sendikacı, aktarım: http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=41193, 26 Kasım 2011]

Aşağıdaki makale, Tahrir’in dumanı daha henüz tüterken ve bu Tahrir rüzgârının yalnızca Orta Doğu ve Arap coğrafyası değil ama bir onun kadar dünyanın diğer ülkelerindeki isyancı hareketlere (örneğin İspanya, Yunanistan, ABD, İsrail vs.) de örnek olmasından hemen önce, olaylar cereyan ederken; Mübarek’in ipi ha çekildi ha çekilecek denirken sıcağı sıcağına yazılmış bir makale. Bu yılın başında (20.02.2011) yazdığım bu satırların, gelişmelerin ışığında hâlâ önemini ve güncelliğini koruduğunu düşünüyorum. Sizlerle bu yazıyı paylaşmam da biraz olsun bu konuyla ilgili –naçizane- bilgi tazeleme olma amacını taşıyor, daha fazlası değil…

Tabularımız

Bence 200 yıla kadar evlilik kurumu tamamen anlam değiştirecek.Toplumdaki bütün kurallarla beraber.
Günümüzde yetişen birey(herbirimiz) küçüklükten itibaren belli kavramlar beynine kazınarak yetişiyor.Sevgi ,bağlılık ,onur,ahlak,aile…v.b
buradaki arkadaşların bilimsel düşünmeye ve tabu yıkmaya yatkınlıkları sebebiyle ne kadarını yıkabileceklerini görmek istiyorum.en azından günümüz ateistlerinin,bilimsel düşünen insanların.Kendinize ne kadar dürüstsünüz ve burda ne kadar dürüst olabileceksiniz bakalım
Bir aile günümüzde nasıl olmalıdır veya artık aile olmalı mıdır.Aile kuralları geçerli olmalı mıdır?Eğer aile olmamalıysa çocuk yetiştirme işini nasıl çözebiliriz.Yoksa onları yetiştirmek için ayrı kurumlar mı kurulmalıdır?

Öncelikle hepimiz hayvansal bir atadan geldiğimizi kabul ederiz sanırım .evrim ,içgüdülerimizin hayvanlara çok benzer olması bunu kanıtlar(lütfen burada dinciler giripte yok allahtır kitaptır ayettir palavraları atmayın burda bunları dinlemek istemiyorum sizinle tartışmak bile istemiyorum Bu netliği umarım saygıyla karşılayıp bu tartışmaya karışmazsınız)
Buna göre gördüğüm şudur ki ateist bile olsa erkek içgüdülerinin hakim olduğu bir bakış açısı mevcut (aslında çeşitli maymun türlerini incelersek ve diğer bazı hayvanları bu sahip olma ve paylaşmama içgüdüsü;harem kurmak gibi bariz vardır.Bu da bizi daha bi hayvanoğlu hayvan yapar 🙂 .Bizi yarı tanrı yarı insan yada yarı insan yarı uzaylı diye düşünecekler buyursun düşünsün.ne tam tanrı ne de tam uzaylıyız bu kesin bir parçamız yine hayvan her halükarda.