Siyasi Görüşünüz?

Sitede yazan arkadaşların genel olarak hangi siyasi görüşe yakın olduklarını merak etmekteyim.

Siyasetle biraz ilgilendiği halde, kendi siyasi görüşünü bir yere oturtamayan, bu konuyu da merak eden arkadaşlar da olabilir.

Genelde internet ortamındaki siyasi görüş testleri pek işe yaramaz.. Ama benim elimde yararlı bir tane var.. Testi çözmek isterseniz aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz;

*politicalcompass.org/test

Testi bir kaç defa çözmüşlüğüm var.. İlk zamanlardaki sonuç ile şu andaki sonuçlar birbirinden farklı.. Gelişim şu şekilde olmuştu;

Aslında konuyu anket olarak açacaktım, fakat hem bu şekilde bir yorum yazıp hem de anket açamıyoruz sanırım.. Böyle olmasını tercih edelim madem.

… Başlıksız

Kendimizi tanımamızın yolu, ruhumuzu ve bedenimizi anlamak… Farkındalıklarımızın farkında olmak… Ve bu bilinçle şifrelerimizi çözebilmek…

Belki de mutluluk diye bir şey yok. Evet, evet mutluluk değil hissettiğimiz. Bu hissettiğimiz sadece motivasyonun bize bıraktığı sonuçlar ve seçtiğimiz yaşam şekli. Büyük hataları, küçükleriyle değiştirmek koşulu ile başarıyı geçici bir süre de olsa yakalayabilmek… Ama sıfır hata yok. Bu çok hayalî bir düşünce… Sıfır hata!

Ve doğru yaşama biçimi diye de bir şey yok. Doğru kimin doğrusu ve kime göre doğru? Doğru yaşama şekli için kesin bir kanıt yok, tıpkı yaşamın anlamının da kesin bir yanıtı olmadığı gibi.

Topluma uyum gösteren davranış biçimlerini benimsediğimiz sürece, doğru insan olma yetisiyle etiketleniyoruz. Parmakla gösterilir duruma geliyoruz. Peki ama topluma uymayan, kendi doğruları olan, kimseye de herhangi bir zarar vermeden yaşayan insanlar yanlış insan mı?

Odaklanma – Yeni enerji

Zoom (üzerine tıklayınız), On yıldır laptoplarım değişirken hiç kaybetmediğim bir görsel. Burada beni ilk andan itibaren yakalamış bi şey var?

**

inception’da o çelimsiz genç kızın, usta’nın rüyasına girmeyi başardığını hatta en dipteki rüyaya bile ulaştığına şahit olduk. Ve sonunda bir gurup ustanın müthiş senaryosunu da o çelimsiz şey kurtardı! İlginç değil mi?

**

ACI’yı neyden korunmak için icad ettik biz? Ve ona ihtiyacımız ne zaman kalmamış olacak?

İki gün önce sabah uyandığımda içimden şu sözgeçiyordu: “acı öğrenilmiş bi şeydir!” Fasılalarla bikaç kez yeniden belirdi ve gitti. Ben de hep yaptığımız gibi onu unuttum. İşte şimdi yeniden hatırlıyorum 🙂

**

Geçen gün öyle bi vizyon gördüm ki, güzelin ve düzenin peşinden koşturmamız ve üzerimize saldıran kaousun tavuk ayakları birbirine karıştı. Şu an farkında olmadığım bi çok şeyin farkına vardım. Ama nerdeler onlar? Şüphesiz dünyada tüm insanların içlerinde ve dışlarındalar. Hani bu aralar yakınımızdan geçen Elenin gezegenin ettiklerine bak! Herşey birbirini yutmakla meşgul. Ben hayatımda böyle bi şey görmedim. Bi de bana üçüncü dünya savaşını sorup dururlardı! Yani bu akla hayale gelmedik bi savaş. Delilik diyebilirim ama kelime öylesine kifayetsiz anlaşılabilir ki demiyorum.

Şiir-gibi.

Sızı

Yapayalnız ölmenin ölümün kendisi kadar korkutmadığını söyleyebiliyorum.
Ölüm de korkutmuyor diyebilirim.
Ölüm kimi korkutur?
Bırakacak kadar tutunduğun hayattan başka şeylerse korkutur.
Hayatın ne olduğuyla ilgili bulduğun anlam ölüm korkusunu
korkusuzca karşılayabilmene yetiyorsa peki?
Aşık olamıyor olmak korkutuyor bazen. Aslında çok üzüyor.
Bu kadar soğuk ve duygusuz olmayı öğrettiler bana.
Öğretiyor bu dünya.
Yine de insan kalabilme çabasından kaçamıyorum.
Ne kadar yalan duyduysam o kadar doğru oldum.
Ne kadar doğru olduysam o kadar yalan buldum.
Gittikçe vazgeçiyorum, yaşamanın yaşanacak deneyimler uğruna
katlanılır olması gerektiği yalanından.
Hala inanıyorum, inadığıma bütün kalbimle bağlanıyorum.
Nefes almak için yüzeye çıkmaktan da vazgeçtim.
Ne zaman yapsam bunu, zıpkın yediğimi biliyorum.
Daha ne olsun buna üzülmekten kurtuldum.
Aradığım ne çok şey vardı bu yüzden ne çok şeye inanmışım.
Neyseki bunu durdurdum, rol yapmayı öğreniyorum.
Ne aradıysam unuttum yerine birşey koydum.
Sanıyorlar ki yaşamak istediğim ve uğruna çaba verdiğim anlamlar var.
Bilmiyorlar sadece zaman geçiriyorum.
Yaşamak konusunda karşı koyamadığım dürtüye istediklerini vermiyorum.
Yaşandığına dair tek gerçeğim dürtünün kendisi, onu yenemiyorum.
Ben onun emrinde sürükleniyorum.
Yaşamak bunca ağır bir hüzünken gülmek gerektiğini söyleyenlere gülebiliyorum sadece.
O kadar da yalan söyleyemiyorum kendime…

KALABALIKLAR İÇİNDE SEN BİR HİÇSİN

Sıkı sıkıya sarıldım
ortasından yakaladım hayatı
bir boşluğa düşmeden
düşe kaldığım yerden
bir balık gibi oldum
fırtınanın ortasında olabildiğince sakin
olabildiğince kararlı
sallarken yüzgeçlerimi ışıklı ebem kuşları saçtım
hırçın dalgalara gülümseyerek
yüzümde birikmiş acıları alıp karşına iki çift laf etmeye
kendimle konuşacak şeyleri biriktirmemeyi öğrendim
kabdırmacanın tam ortasında
sonra ağladım, ağladım ve hesabını sordum kendimden
yolumu kaybettiğim patikalarda
kaybolduğum satır başlarında
yitirdiğim anların hesabını sordum
gitmek ve kalmak arasında
aklın karışık çıkmazında kalakaldım öylece
oturdum yüksek bir kaya üzerine
saçlarımda ilk yaz rüzgarları duymaya başladım
ve anlamaya çalıştım
evrendeki tüm sesleri kendi iç sesimden ayrımsayıp
düşünmeyi öğrendim
özle mukoza içinde bir yerlerde buldum
ve konuştum onunla
sende sorma bul
sormak yanıltır
sorup öğrendiğin kendi hikayen değildir
sen onun peşindesin
korkma ayır mukozayı
tek başınasın
yanlızlığınla kendine kalabalıklar yarat
kanat kendini yoksa kaybolacaksın gündelik telaşlarda
susmalısın , susup etrafını görmelisin
bakma gör
bakarsan göremezsin
bakmak aldatır
bakmak gölgedir
bakmakla aşamazsın her yoldan yürüyen bakar
görmek biz mahsus
gör ardında sıra gelen boşluğu
gör ki EVRENİ ANLAMA TELAŞINDA BİR FERSAH YOL ALABİLESİN.
bebek bile değildin henüz
bir bağın vardı dünyayla küçük bir mahsenin ortasında ettin sen
soluk almak, yemek bir kordon marifetiyle
tüm hikayen bundan ibaretti
ettin işte etrafındaki onlarcası gibi
her yolun sevgiye açılacağını düşünerek saf o kadarda duruydun
sonra bir gün zaman geldi ve dudakların arasından düştün dünyaya
şehvetin, sevişmenin arsız damarından
milyonların arasından seni sundu dudaklar dünyaya
ağlayarak başlamıştın söze
canın yanmışmıydı bilmiyorsun bilemezsin
an geldi kelimeler döküldü ağzından
anlamla tanıştın anlamak ne demek bilmeden
kendine bakmadan dünyayı gördün
sahipsizliği hissetmeden baba denen içgüdü kaldırdı düştüğün yerden
açlığı tanıyamadan bir meme oldu yalancı şefkat anneliğin emilmiş göğsünde
tek umudun nedensiz yere mutlu olmayı becermekti
tüylerle doldu vücudun sonra
umut bitti.
düştüğün yerde baba
acıktığın yerde anne dedin
işte senin asıl hikayen orada başladı
başlangıçtan bu yana eti sıyırıp içine
kendine bakmayı salıp veriyorum sana
kendine baktığın zaman yaşıyorum diyebilirsin
çünkü kalabalıklar içinde sen bir hiçsin