Yollar, hiçbiyere götüren yollar

Fizikçi Danah Zohar, Kuantum benlik kitabında; “Bilime ve bilimsel gelişmelere dayanma iddiasındaki Batı düşüncesi, insanın evrenle ilişkisinde olduğu kadar, kendi tinselliği ile ve öteki insanlarla ilişkisinde de parçalayıcı, bölücü ve hiyerarşiktir. Kendini evrenin efendisi zannederek, ruhunu maddesinden ayıran insan giderek yalnızlaşmış, narsist, yabancılaşmış ve bencil varlığıyla kendi tahakkümünün kölesi olmuştur.” Der.

Demek her yoldan bencilliğe çıkılabiliyor :))) O halde ihtiyacı anlamaya çalışmak lazım değil mi?  (Doğu Felsefesi trendi için tıklayınız.)

**

Şimdi şıracı mahkemelik olmuş, diyo ki, falan falan sebeplerle ben masumum, isterseniz Bozacıya sorun kadı efendi, o doğru söylediğimi biliyor. Tam bu sırada duruşmayı seyreden halk müstehzi bi şekilde gülüp kafalarını iki yana sallıyorlar ve “hıh! Şıracının şahidi bozacı!”
cık cık cık niye yani? Niye bozacının şahitliğine güvenmiyolar?

Duyular ve Düşünce

Varsayalım ki tüm duyulardan yoksun bir çocuk doğdu; görmüyor, işitmiyor, dokunamıyor, koku almıyor, tat almıyor – hiç bir duygusu yok. Dış dünyadan herhangi bir duyum almasının olanağı yok. Ve varsayalım bu çocuk damardan beslendi, her türlü bakımı sağlandı ve bu durumda 18 yıl yaşaması sağlandı.

Şimdi soruyorum: 18 yaşındaki bu kişinin kafasında bir düşünce var mıdır? Eğer varsa nereden gelir? Onu nasıl edinir? Kendinin var olduğunun farkında mıdır?

Kültürel Şizofreni

Daryush Shayegan’ın Yaralı Bilinç adlı eserinde bahsettikleri bizi ne kadar ilgilendiriyor? Ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında?

Şayegan İranlı bir düşünür ve kitabında her ne kadar modernlikle karşılaşan toplumlar hakkında bir soyutlama yapıyorsa da bunu İran’ın deneyiminden yola çıkarak gerçekleştiriyor. Türkiye ve İran’ın çağdaş düşünce tarihinin geniş bir benzerlik içerdiğini biliyoruz. Bu durumda Shayegan’ın varsayımları bizi de yakından ilgilendirmektedir.

Kitap yerliciliğin eleştirisi üzerinden gelişiyor

Ayrıca genel olarak bakıldığında, Shayegan’ın entelektüel mesaisinin ana fikri doğu ve batı meselesi. Tanzimat’tan beri tartıştığımız bir sorun üzerine düşünmekte olduğu için diğer eserleri de önemsenmelidir. Shayegan, batılılaşma tarihimizde karşılaştığımız, aşılmamış sorunları anlatıyor. Kitabının ana temaları: “Kimlik kaybı korkusu”, “paradigma değişimi”, “iki paradigma arasında çelişki zamanı” vd. Fakat kitabın temel tezi, yerliciliğin eleştirisi üzerinden gelişiyor:

Zaman kipleri

Dün ya da önceki gün bi ara, ya da rüyada aklıma bi düşünce geldi, fakat ipi yumağa saramadan kaçıp gitmişti. Sanki şimdi onu hatırlıyorum. Düşünce şuydu: “Kullandığımız zaman kiplerinden geniş ve gelecek zamanı kaldırmalıyız”.

Gerçekten bi tuhaf işler bunlar. GENİŞ ve GELECEK zaman kayboluyorsa biz şimdiki zamanda ama GEÇMİŞİ de hatırlar biçimde kalacağız. Geçmişi hatırlamanın sebebi ise sonsuzluk denizinde kaybolmamızı engelleyen geçici bi kement gibi sanki. Belimize bağlayıp sallamışız kendimizi boşluğa :)))
Geçmiş, zaten şu an hep yeniden yaratılır, yani pek de bağlayıcı değil.

Bunları ben mi düşünüyorum yoksa şu an bulunduğum frekansın yayını mı bu?

“Eyvahhhh!”

Rüya gibi

Burada her sabah güneşin doğuşu ile başlayan, istikrarlı rüyanın, bütün insanlar tarafından desteklendiğini, çünkü bu rüyayı ortak olarak gördüğümüzü anladım. 🙂 (bakınız)
Geç oldu ama güç olmadı çok şükür.

**

Şaşkın’lıkla Aşkın’lık arasında taşkın bi şey var sanki! Acaba nedir nedir?

**

Olayın kökü cennete kadar gider! Orada her şey apaçık, çıplak ve masumken orta yere elma ağacını kim ve neden dikmiştir? (Bakınız ÖRTÜK)

**

İyi bi dedektif, olan bitenin, doğanın izini sürerken aynı anda kendi izini de sürebilendir 🙂

**

“Filin başı belada olduğu zaman, ona kurbağa bile yol verir” Hint Atasözü

**

Fraternis’i bitirdim çok şükür. İki haftamı pençeledi haylaz şey! İçerik çok ilginç, Sybıl kültünden Etrüsklere, Roma tarihine,hristiaynlığın diktatör elinde ortaya çıkarılıp kendilerini nasıl yuttuğunu, bin yıl boyunca avrupayı inim inim inletip, görülmemiş mezalimini, gizemli Cathar’lıları, islamiyetin yayılmasını,haçlı seferlerini, sonuç olarak her yol Roma’ya mı yoksa Bağdat’a mı çıkar, gerçekten muhteşem bi 2500 yıllık yolculuk yaptık Burak Eldem’in bu çalışmasıyla. Her şey güzeldi, tek itirazım yazarın üslubunun mehteran gibi bi geri iki ileri gidişinin sallantı ve sıkıntısı idi. Dalgalı denizde yol alabileceklere kesinlikle öneriyorum.