HSYK : “Kadın tecavüzcüsüyle evlensin, davalar azalsın”

HSYK(Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu)’dan şaka gibi yasa taslağı fikri!!

Türk Ceza Kanunu’un 102. ve 104. maddelerinde değişiklik planı yapılıyor.Bu sayede tecavüz davalarının azalması planlanırken tecavüzü meşrulaştırmak mı istiyorlar?

Kanunun 6.bölümüde yer alan ” Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar ” kapsamında (sözde) değişiklik ve yapılandırmaya gidilmesi bekleniyor.

Kadına yapılan şiddet suçlarında da kamu davası açılmaması gerektiği savunuluyor!!!

HSYK’nın raporunda yer alan bazı diğer öneriler ise şöyle oldu:

– Kadına şiddete kamu davası açılmasın. Uzlaştırma komisyonu kurulsun.
– 15 yaş altındakilerle ilişki rızayla olursa ceza indirimi de yapılsın.
– Küçük yaşta yapılan evlilikler için kocalara ceza verilmesin.

Eşiniz (veya sevgiliniz) tarafından aldatıldınız

  • Hemen ayrılırım, bir daha da konuşmam
  • İntikam almaya çalışırım ben de onu aldatırım
  • Eşime veya sevgilisine fiziksel zarar vermeye çalışırım
  • Eşime duygusal, psikolojik zarar vermeye çalışırım
  • Konuşup anlamaya çalışırım, ne yapacağıma konuştuktan sonra karar veririm
  • Çok önemsemem, her şey devam eder
  • Kendime zarar veririm
  • Bunların dışında bir tepki gösteririm

Ortak Kaynakların Paylaşımı-14

Akıl ve mantık bir canlının sorunlarını çözme yeteneği olduğuna göre, hem kendinin hem de tüm diğer varlıkların sorunlarını katmerleştiren insanlığın akıl ve mantık sistemi sağlam olabilir mi?

“Ortak Kaynakların Paylaşımı Trajedisi”  olarak da bilinen “Allmende dilemma” şimdiye kadar hiçbir devletin çözemediği bir sorundur. Bunun yanı sıra işsizlik, işçi-işveren, amir-memur kavgaları, her tür komplo, her türlü cinayet, miras davaları, ırk-din-dil ayrımına dayalı sorunlar, çevre-kirliliği, vs. gibi insanlığın çözemediği daha sürüyle sorun vardır.

Ve hepsinin temelinde insanın hayata bakış açısı yatar.

Hayata bakış açısı derken şunu kast ediyorum: Hayat neden doğum-ölüm döngüsü üzerine oturtulmuştur ve bunu böyle ayarlayan güç sistemi nasıl bir güç sistemidir? Neden böyle bir döngüyü tercih etmiştir?

DANSE MACABRE(ÖLÜM DANSI)…

Ölüm Dansı…bağnazlığın,melankolinin,tutkularda yoğunluğun çok şiddetli bir biçimde yaşandığı Ortaçağ Avrupası’nda dance macabre yani ölüm dansının,sıradan insanlar arasında bu kadar beğenilmesinin bir boyutu da eşitlikçi ve demokratik bir söylemi taşıyor olmasıdır.

Ölüm dansı,ortaçağ dünyasının insanı için yaşarken erişebileceği tek sosyal adalet biçimidir:ölüm,bütün sınıfları ve tabakaları birbirine eşit kılmaktadır.Dinlerin “kurumlaşmasını”güdüleyen en önemli husus da budur.

özellikle ortaçağın sonlarına doğru dinsel hayatta öte dünyacı bir atmosfer hakimdir.dinsel düşünce,içeriğindeki bu öte dünyacılık boyutunu gitgide görselleştirerek,somutlaştırarak anlatmaya yönelmiştir.bu durum,dinsel yöntemlerle hayatın estetize edilişinin halk için en kolay estetize ediş biçimi oluşundandır.kişisel hayat da toplumsal hayat da dinsel/inançsal kavramlarla dolup taşmaktadır.yaşanan gündelik hayatta ve onun tasvirlerinde her şey İsa ile “ruhun kurtuluşu”ile ilgilidir.bütün nesneler,bütün insan eylemleri bunlarla bağlantılıdır.gündelik hayatla dinsel hayat iç içedir.Ve,ruhsal bir bilinç oluşturmaya yönelmiş gibi görünen bu durum,aslında,tam tersi bir durumun ifadesidir:öte dünyacı bir görünüme bürünmüş bir DÜNYACILIK!

İslamda Kadın

Sürekli İslam kadına değer vermiyor, İslam Kadınlara Hak – Hukuk tanımıyor diye …feryat eden sözümona Çağdaş Hanımlar ! , İlerici Feministler görüyoryuz.Onlar öldürülüp yol kenarına atılan bir Kadının Günahını da İslama yüklüyor, Parayla Kadınların Yaşlı Erkeklere satılmasını da İslama mal ediyor.Tabi bu Çağdaş ! Kadınlar; ne Genelevler konusunda sesini çıkarıyor,nede artık mahalle aralarına kadar yaygınlaşan Fuhuş konusunda… Gerçi ben bugüne kadar gerçekten mağdur olan bir kadının elinden tuttuklarını,onun hakkını savunduklarını görmedim ama o mesele sonraki mesele.

Şimdi sizlerle farklı inanışlarda Kadınlara ne şekilde davranıldığıyla ilgili kısa anektodlar paylaşacağım.Aklınızın bir köşesinde bulunsun.