- %1 den az
- %1 – %3 arası
- %3 – %7 arası
- %7 – %11 arası
- %11 – %15 arası
- %15 den fazla
Tersinim Teorisi ve Hüdai Çakmak

Okuduğu harun yahya eserlerine dayanarak (onları da bir takım evangelist hristiyanlar hazırlamıştır) bir yaşam teorisi ürettiğini zanneden Hüdai Çakmak bunun hiç üşenmeyerek kitabını bastırmıştır. Kitabını kimse almayınca internet sitelerinde reklamını yapmış o da işe yaramayınca bedava olarak dağıtmaya başlamıştır.
Sözüm ona tersinim teorisine göre bütün ırkların bir arı, saf, mükemmel başlangıcı var ve git gide bozularak şimdiki hallerini almışlar. Bu uyduruk teori için hiç bir doğru dürüst gözlem yoktur. Bu teoriye göre bundan 200 000 yıl önce yaşayan mağara adamları şimdiki insanlardan daha insan, şimdiki insanlar ise bu adamlara göre daha maymunsudur. Hüdai beyin bu iddiasını neye dayanarak yaptığını bilemiyoruz, belki aynaya bakmıştır ve kendini mağarada yaşayan ilk insanlardan daha tersinmiş bir halde görmüştür.
Kendisine sorulan bilimsel sorulara cevap veremediği için ve ezberlediği şeyleri tekrarladığı için daha önce sorduğum soruları ve diğer üyelerimizin sorularını bu başlık altında toplamaya karar verdim.
Sözüm ona tersinim teorisini dayandırdığı şey termodinamiğin ikinci kanunudur (Bir ısı kaynağından ısı çekip buna eşit miktarda iş yapan ve başka hiçbir sonucu olmayan bir döngü elde etmek imkânsızdır. ) Konu ile ne kadar alakalı olduğuna karar vermeniz elbette zor ama üzülmeyin hüdai de bilmiyor zaten. Her şey bozulmaya doğru gider der. Buna örnek olarak da yaşlanıp ölen insanı bile göstermişliği vardır. Uyduruk tersinim teorisine göre demek ki insanın en mükemmel olduğu an, sperm ile yumurtanın ateşli bir sevişme arkasından bulunduğu zigot halidir. Bu zigot tersinerek en mükemmel halden bozunarak başka başka hallere dönüşecektir. Bir de utanmadan kendisine düşünür ve yazar ünvanları veren Hüdai Çakmak’ın asıl hedefi nedir?
Hüdai Çakmak’ın asıl hedefi
Harun Yahya’nın (Adnan Oktar) yediği pastaya göz diken hüdai bey kolları sıvamış ve pastanın yarısı olmasa bile üç beş dilim bize de düşer belki diyerek bir teori uydurmuştur. Kendisine pastadan dilim düşmeyince hiç olmazsa bi kedi canını da ben götürürüm belki diyerek kendine verdiği ünvanlarla site site dolaşıp elindeki çürük teoriyi pazarlamaya koyulmuştur. Dini sitelerin çoğunda ciddiye alınmayan hüdai ateist sitelerde madara olmaya karar vermiş en azından “ateistlerle savaşıyorum birazcık pastadan pay alayım” sevdasına düşmüştür.
Bir müddet sonra hırs yapan ve elinde kaldıkça patlayan malına (teorisine) yönelik hiç bir soruyu cevaplayamadığı gibi kişisel sataşmalara ve hakaretlere vardırmıştır. Aslında kendimizi onun yerine koyduğumuzda durumumuz gayet acıdır.
Empati yapalım
Elimizde harun yahyalardan kalma bilgilerle yola çıkıp bir teori uydurduk. Tek derdimiz belki cebimize üç beş kuruş bağış girer hiç olmadı bi kedi canını götürürdük dedik. Ama olmayınca olmuyor, teoriler tersiniyor. Yıllarca da okuduk, bire bir geçirdik kopyaladık ondan sonra gelen vurdu giden vurdu. Yiğitliğe de yediremedik, ısrarla devam ettik. Ama ne para veren var ne de şan şöhret. Pop dünyasının ajdarı neyse, internetin şamar oğlanı olduk. Bu durum çok üzücü. Ben kendisi adına üzüldüğümü bildiriyorum.
Dip not:
Tersinimle ve Hüdai Çakmak’la ilgili düşüncelerinizi ve sorularınızı siz de bu başlık altında toplarsanız google da arandığında derli toplu bulabiliriz.
Korunma – Savunma ve Bağışıklık Sistemlerinin Yaşamsal Önemi ve Evrim
Hemen, hemen tüm canlılar savunma mekanizmalarını bağışıklık mekanizması denilen harika bir sistemle takviye etmiştir.
Şüphesizki korunma savunma ve bağışıklık sistemleri canlıların varoluşlarındaki mükemmel yapılarını dış etkenlerden (tersinimden) korumaya; bozulmadan diğer nesiller aktarma amaçlıdır ve ilk andan itibaren canlılar bu sistemlere eksiksiz sahiptirler.
Aksi halde yaşamaları ve üremeleri mümkün olmayacaktı. Bu konuda en küçük bir şüphe yoktur.
Canlı bedenleri mükemmel mekanizmalarla korunmuşlardır ama yine de tüm düzenli sistemler gibi dış etkenlerin yıpratıcılığından tamamen kurtulamazlar. Biz buna tersinim diyoruz.
Dış etkenlerin yıpratıcılığı; canlı bedenlerinin gücünü ve yaşamsal fonksiyonlarını zayıflatmasıyla ya da azaltmasıyla doğru orantılı olarak artar.
Dış etkenler çok güçlü olursa ya da herhangi bir nedenle canlı bedenleri aşırı zayıflarsa genetik bilgileri bozabilir. Bu da bozunumların gelecek nesillere geçmesi demektir.
Amaç, bozuma uğramadan ya da mümkün olduğunca az bozuma uğrayarak genetik bilgileri diğer nesillere aktarabilmek olduğundan canlılar genelde en güçlü dönemlerinde (genetik bozumun en az olduğu ya da hiç olmadığı dönemlerde) üremeyi tercih ederler. Üreme içgüdülerinin bu dönemlerde en güçlü olması bu nedenledir.
Evrim teorisi taraftarları bağışıklık sistemini doğuştan gelen ve sonradan edinilmiş bağışıklık sistemi olarak ikiye ayırırsa da (bağışıklık sistemleri basite indirgenemez komplekslik içerdiklerinden) bu ayrım yapaydır.
Evrim teorisi taraftarlarınca edinilmiş bağışıklık sistemleri şeklinde yorumlanan bağışıklık omurgalılara özeldir denilebilir.
Çünkü omurgasızlarda lenfositler veya antikorlara dayalı humoral yanıtlar görülmez.
Bununla beraber bazı türler omurgalı bağışıklığına benzer bazı mekanizmaları kullanırlar.
Evrim teorisi savunucuları bunu ilkel savunma sistemlerinden gelişkin savunma sistemlerine geçişte öncü gelişme olarak yorumlarlar.
Fakat gerçek; her canlının yaşamsal ortamlarına uygun mükemmel savunma mekanizmalarıyla var edildikleridir.
Bakteriler ve (belki bazı diğer prokaryotik organizmalar) kendilerini bakteriyofaj gibi viral patojenlerden korumak için restriksiyon-modifikasyon sistemi olarak bilinen eşsiz bir savunma mekanizmasına sahiptirler.
Bakteriler en amansız dönemlerinde içinde bulunduğu nice milyar senelerden beri tüm olumsuzluklara rağmen varlıklarınıı koruduklarından bu sistemlere en baştan sahip olmalıdırlar.
Bakterilerin en olmadık yerlerde yaşamayı başarmaları bu mekanizmalara en baştan sahip olduklarının bir başka kanıtıdır. (Bakteriler bölümüne bakınız)
Patern tanıma reseptörleri, nerdeyse bütün organizmalarca, mikrobiyal patojenlerle ilişkili molekülleri tanımlamak için kullanılan proteinlerdir.
Defensinler olarak adlandırılan antimikrobiyal peptidler, bütün hayvanlar ve bitkilerde bulunan ve omurgasızlarda sistemik bağışıklığın ana şekillerini gösteren ve var oluştan gelen bağışıklığın bileşenleridir.
Evrim teorisi savunucuları bu bileşenlerin rastlantılarla oluşup seçildiğini öngörürlerse de böyle bir bileşenin rastlantılarla nasıl oluştuğu ve nasıl seçildiği konusunda herhangi bir açıklama getiremezler.
Onlara göre evrim öngörüleri kanıt gerektirmeyen gerçeklerdir.
Eğer evrim öngörüleri bu tür bileşenleri rastlantılarla oluşup seçildiğini söylüyorsa bunu itirazsız kabul etmek gerekir.
Fakat biz aynı fikirde değiliz.
Bu tür yaşamı doğrudan ilgilendiren kompleks sistemlerin çok uzun süreçlerde evrimsel mekanizmalarla oluşmaları mümkün değildir.
= = =
Kompleman sistemi ve fagositik hücreler de ayrıca omurgasızların çoğu hayat formlarınca kullanılırlar.
Ribonükleaz ve RNA interferans yolları bütün ökaryotlarda saklıdır ve virüslere karşı bağışıklık yanıtının oluşmasında rol aldıkları düşünülmektedir.
Hayvanlardan farklı olarak, bitkiler fagositik hücrelerden yoksunlardır ve çoğu bitkinin bağışıklık yanıtları, bitkinin tamamına yayılan sistemik kimyasal sinyaller gönderir.
Bitkinin bir parçası enfekte edildiğinde, bitki sınırlı bir hipersensivite yanıtı (HR) oluşturur, enfeksiyonun olduğu bölgede bitkinin diğer parçalarına yayılmasını engelleyen hızlı programlanmış hücre ölümü gerçekleştirilir.
Sistemik kazanılmış dayanıklılık (SAR), tüm bitkiyi birçok enfeksiyon ajanına karşı dirençli hale getiren bir savunma yanıtı tipidir.
RNA interferans mekanizmaları özellikle bu sistemik yanıtlarda virüs replikasyonunu önleyebildikleri için önemlidir.
= = =
Bağışıklık sistemi araştırmalarının tarihçesi: Bağışıklık sisteminin yapısını ve fonksiyonlarını açıklayan bilim dalı immünoloji denilir.
İmmünoloji tıptan köken alır ve erken dönem çalışmaları hastalıkların bağışıklık nedenlerini üzerinedir.
Bağışıklığın anıldığı en erken anıldığı dönem MÖ. 430’da Atina veba salgınıdır.
Thucydides daha önce bir nöbet geçirip iyileşmiş insanların ikinci defa hastalığa yakalanmadıklarını belirtmiştir.
Edinilmiş bağışıklığa bu bakış daha sonra Louis Pasteur tarafından aşıyı geliştirmede ve hastalık-germ teorisini ileri sürmede kullanılmıştır. (Louis Pasteur bölümüne bakınız)
Pasteur’ün teorisi hastalıkların miasma teorisi gibi çağdaşı teorilere doğrudan karşıttı.
Mikroorganizmaların enfeksiyon hastalıklarının nedeni olduğu, 1905’de Nobel Ödülü alan Robert Koch’un 1891’de yayımladığı Koch postülatlarına kadar kanıtlanmadı.
1901’de virüslerin insan patojeni oldukları sarıhumma virüsünün Walter Reed tarafından keşfiyle doğrulandı.
İmmünoloji 19. yüzyılın sonlarına doğru humoral ve hücresel bağışıklığın hızlı gelişmeleriyle büyük ilerleme kaydetti.
Özellikle antijen-antikor reaksiyonunun özgüllüğünü açıklayan yan-zincir teorisini ileri süren Paul Ehrlich’in çalışmaları oldukça önemliydi.
Devamı var.
Niyet Nedir?
Hayat zaten belirttiğimiz tüm alanların toplu oyun sahasıdır. Tek bi hayattan bahsedemeyiz, nasıl ki tek bir gerçeklik yoksa…
Herkesin hayat dediği kendiği seçtiği bi kaç alandan ibarettir. Öncelik sıralarına dikkat! Niyete süperhiper dikkat lütfen:)
*
Kuralları, “yeri geldiğinde onları yıkmak için” iyi öğrenin.
*
“bana ne bana ne” diyerek başınızı alıp gidebilirsiniz ancak geride bıraktıklarınızdan onay alma ihtiyacınızı da bırakmadıysanız, olmaaazzz
*
Bu dünyayı umursamıyanlar, bu dünyadan bişey de ummasınlar. Sızıldanıp durmasınlar. Niyetiniz, tercihlerinizi desteklemeli 🙂
*
Bu dünyanın içinde bir çok dünya var. Sen hangisindesin, önce onu bul ltf
*
10. BOYUTU ANLAMAK
Hiperküp adlı entry’yi görünce, aklıma daha önceden izlediğim şu video geldi. Boyut kavramı nerelere kadar gidiyor bir bakalım: