Hangi mutsuzluk…

Bugün bir arkadasımla aşağıda yazdığım konu hakkında uzun uzun konuştuk ama çıkamadık işin içinden .

Bir kadın ve bir erkek bir ilişki yaşamaktadır.
Taraflardan birini -kadını- ele alıyorum…
Kadın bağlıdır erkeğe, duygusal bir bağlılık vardır, sever, sarılınca içini tarif edilmez bir duygu sarar etrafını, içi bu duyguyla dolar dolar taşar…
Onunla uyumak; en güzel uykudur, en güzel rüyalar gelir gecesine…
Onunla uyanmak; en güzel sabaha uyanır, en güzel güneşi görür…
Hissedilenler güzel fakat eksiktir birşeyler, kadın sanki hep ona güzellikler veriyordur hiç almadan.
Beklentisiz seviyorum der kendi kendine, “birşeyler beklersem çıkar ilişkisi olmaz mı?” der.
Bu telkin karşı taraftan gelen (kadına göre olumsuz olan), onu üzen birçok davranış biçimi karşısında yaşadıgı mutsuzluğa engel olamaz…
Eğer onsuz olursa da mutsuz olacaktır, özleyecek, sarılmak, dokunmak onunla olmak isteyecektir.
Gecelerce ağlayacaktır belkide…

DR. MİLTON ERİCKSON’UN YAŞAM ÖYKÜSÜ

Dr.Erickson ‘un en sıra dışı özelliklerini söyleyerek iyi bir başlangıç yapabiliriz.

  1. Bulunduğu her türlü ortamdaki kişilere konuşmalarıyla hipnoz uygulayabilirdi.

  2. Toplu halde gözler açık vaziyette hipnoz yapabilir ve telkin verebilirdi.

  3. Yukarıdaki özelliklerinden dolayı bir çok insan Erickson tarafından hipnoza alındığını yıllar sonra tesadüfen öğrendi.

Erickson çocuk felci geçirmiş, uzun yıllar boyunca yataktan kalkamamıştı. Ancak bu olumsuz durumu en iyi şekilde kendi yararına kullanmayı bildi. Hastalığı süresince sadece gözlerini hareket ettirebildi. Bu durumda yaşamdan zevk almanın yollarını düşünmeye başladı. Yapılabildiği ona zevk veren tek şey, yeni şeyler keşfetmek için insanları gözlemlemekti. Kız kardeşlerini gözlemlemeye başladı. Kız kardeşinden öğrendiği ilk şey birinin, “Evet” dediğinde, bunun hayır demek anlamına gelebildiğiydi…Aynı şekilde kardeşleri “Hayır” dediklerinde bunun anlamı “Evet” olabiliyordu. Erickson bu şekilde yıllarca insanları gözlemleyerek gözlemin gücünü keşfetti. Sözsüz iletişim ve beden dili konusunda keşifler yapmaya başladı. Öğrenme süreçlerinde bilinçaltının gücünü keşfetti. Yokuş inerken yer çekiminin aşağı doğru uyguladığı kuvvet gibi insanların öğrenmesi sırasında da bilinçaltının da etken bir kuvvet olduğunu savundu.

* Etnik Grup Mu? Irk Topluluğu Mu?

Bir etnik grubun oluşabilmesi için ortak kültür, norm, adet, inanç ve gelenek gibi değerler gereklidir…Tabiki bu etnik grupta belirleyici düzeyde baskın olan bir veya birden fazla ırk görülebilir.Bir devleti oluşturan bu ırkların, var olan etnik grupta baskıcı tutum sergilemedikleri müddetçe içinde bulundukları topluluğun “etnik grup” olma özelliğinden bir şey kaybettirmediklerini gözlemleyebiliriz. Ne var ki bu ırklardan bir tanesi bile ırk özelliklerini arttırıp etnikliğin ahengini bozdukları anda grup artık “ırk topluluğu” haline gelir ve zayıf olan ırklar ezilmeye ya da yok edilmeye başlanır.

Aslında olayı daha bireysel olrak ele alırsak daha kolay empati kurabiliriz.Diyelim ki iki kardeşsiniz evinizde.Büyüdünüz ama bir gün her nedense fark ettiniz ki öz babanız sizi diğer kardeşinizden ayrıyor.Ona en büyük odayı verirken sizi kapı eşiğinde yatırıyor.Ona istediği dili öğrenip kullanmasını serbest bırakırken size sadece tek bir dil kullanma şansı veriyor.Psikolojik etkiler ve dışlanmışlık hissinden bahsetmeye bile gerek yok sanırım… Dahası eve girerken kimliğinize bakıp sizi kenarda saatlerce bekletiyor vs vs vs… Ne yaparsınız?

Meraklılar- Richard Bach

OZ KRALLIĞI’NI çocukken gezdim, on dört kitabın hepsini okudum. Karakterlere ve maceraların geçtiği efsunlu ülkelere âşık oldum.
“Gerçek mi anne? Oz gerçek mi?”
Bütün anneler gibi yanıtlardı, bazen o tek cümle bir ömür sürerdi: “Yazarın zihninde gerçekti, şimdi de senin zihninde gerçek.”
O zamanlar zihnimdekileri nasıl soracağımı bilemediğimden, sonraki yarım yüzyılı sorularımı netleştirmeye çalışarak geçirdim: Eğer Oz zihnimdeyse, ona zarar verebilirler mi?
Dünya da mı zihnimizde?
Ya kendimizle ilgili gördüklerimiz, sadece düşüncelerimizin bir yansımasıysa?
Düşüncemizi değiştirmeye karar verdiğimizde dışarıya ne yansır?
İçinde kötülük, savaş ve suç barındırmayan yeni bir kültür filizlenirse diye düşündüm bulunduğum yerden ayrılırken, ne olur?
Yıkmak için boşa harcadığımız bunca enerjiyle neler yapılırdı?
En karanlık yanlışları değil de en yüce doğruları seçtiğimiz bir dünyada yaşamak nasıl bir his olurdu, sürekli birbirimizi aşağı çekmek yerine yüceltmeye çalışsaydık?
Böyle bir uygarlık nasıl başlar, nereye gider?
Böylece Meraklılar doğdu, tek bir kişinin bir hareketiyle yön değiştiren lanetli bir uygarlığın hikâyesi.

Hem korkarım hem yaparım

Yapılması gerektiğini hissetiğimde, korku ve kaygılar yolumu kesemez.

İnsanın kendine (kendi zannettiği) karşı meydan okuyuşu ne görkemlidir.

**

Gün yine doğdu bak!. Pişmanlık çekme, kendini nasıl istiyosan öyle davranmaya başla.

**

Hayat, istediğin kendin olabilmen için yaklaşık 30000 hak veriyor ve sen hala ona kısa mı diyorsun?