bir yorum bir anı…

Ekran başında okuyunca, bi hık ettim önce… ve elimdeki kahve fincanı da bu hıka eşlik etti, sert bir virajı hızla dönüp yine de yolda kalır gibi, bi iç bi dış ve diagonal… neyseki dökülmedi… ama bitmedi.. kısa bir süre içinde yüzeye ulaşıp kendine özgü bi akustikle dağılacağını bildiğim bir kabarcığın en minik hali karnımda belirdi ve yükseldi… Odadan çıktım, bir yandan çevremi gözetlerken diğer yandan hızla merdivenlere yöneldim, bir başka odaya sığınmalıydım.. ama ben adımlarımı hızlandırdıkça kabarcık da hızlandı, hem büyüdü hem de kontrol etmesi zor bi biçimde yaklaştı…

Ve sonra olan oldu.

Kısaca özetlemek gerekirse, ilk bakışta kocaman bir kahkaha mı yoksa boğazlanan bir adam mı olduğu noktasında şoru işaretleri yaratabilecek bir ses parçası, hiç olmaması gereken bir yerde -ki hastane koridorundaydım- ve hööaauuuyyyk kıvamında ağzımdan fırladı..

Can sıkıntısı ve muz kabuğu

“Can sıkıntısı ve muz kabuğu”… bir çizgi filmden aklımda kalmış cümledir. Bazen mutlu olduğumu, sorun olmadığını bildiğim zamanlarda bile canım sıkılır. Rahat mı batıyor diye kendime kızarım ama bu can sıkıntımı hafifletmez. Ne zaman “canım sıkılıyooo” desem, “sıkı can iyidir” derler. Öyle midir? Bence doğruluk payı taşıyor. Can sıkıntısı hayatta iddiası olanlara gelir. Can sıkıntısı bir beklemedir. Gebelik gibi. Hayata “senden istediğimi alamadım henüz” demektir.
Ama yine de işte can sıkıntısıdır, aslında yukarıda övmüş gibi olduğum bu durum, öyle yaşaması çok da hoş bir durum değildir. O yüzden de hemen kurtulmak isteriz. Canım çok sıkılırken sevdiğim bir kitabı alır okurum. Sonra yapabileceklerim üzerine düşünürüm (Tanrı’yı güldürmek için mi ne?!). Bir nevi heyecanımı tekrar kendime çağırırım. Can sıkıntım bir süreliğine yok olur. Amaaa o asla yok olmaz. Birden yine aniden çıkar karşıma. Magma gibi. Bir insanca haldir. Normaldir. Olmazsa olmazdır. Ama zorlayarak kendini sıkmazsın. Kendisi gelir, gider. Canın sıkılmazsa değiştirmezsin, değişmezsin, aramazsın, aramazsan bulazsın. Belanı da mevlanı da. Can sıkıntısı bir çağrıdır, bir enerji edinim yoludur. Ama ne diyoruz; doz aşımına karşıyız!!

Özetle, kurtul

Özetleme özel bir iz sürme uygulamasıdır. Hikayenizi olduğu gibi görmelisiniz. Onu yargılamadan, ahlaki sonuçlar çıkarmadan, pişmanlık duymadan, kendinize kızmadan veya kendinizi takdir etmeden. Geçmişinizdeki hiçbir şey diğer bir şeyden önemli değildir, en nihayetinde hepsi geçici ve devamlı olmayan şeylerdir.

https://blog.sonsuz.us/?p=3238

Babası Ve Oglu

Saat 17.00 suları… Tevfik eşyalarını doldurduğu kutusunu topladı, iş arkadaşlarıyla vedalaştı ve Nakil Vasıtaları Vergi Dairesi veznesinden son kez çıktı. Ne durağa koştururken, ne de otobüste, bir daha hiç geri dönmeyeceği işi gelmedi aklına. Yalnızca evi düşünüyordu. Bir an önce ulaşmak istediği evini…

Evin bulunduğu sokağa geldiğinde marketin önünde durdu. Yılbaşı günüydü o gün. Gecikmesine gecikmişti ama, bütün akşam ve gece bir daha çıkamayacağı için markete uğramak istedi. Vazgeçip devam etti. Sonra tekrar durdu… Geri döndü ve markete girdi. Portakal, elma, muz, biraz da şu hazır, karışık kuru yemişlerden…Bir şişe kola aldı, Bir kaç paket de gofret ve şeker. hızılca paketledi alışverişini, işyerinden getirdiği kutunun içine attı ve hızlı adımlarla evin yolunu tuttu.

Dairesinin kapısını Sevda açtı. Siyah bir gece elbisesi giymişti ve makyajını neredeyse tamamlamak üzereydi. Tevfik kan ter içinde, nefes nefese, mahçup bir ses tonuyla “Geciktim mi” diye sordu.