Aşk Denemeyecek Bir Şeye Verdiğimiz Onay Neydi?

…. Hiddetle bağırdı Semih… Telefondan gelen kısık ve boğuk sesi cevapladı.

  • Adresi ver, çabuk ol!!!

Dönüp yüzüme baktı “benimle gel” diyen gözlerinin içindeki çaresizliği ve korkuyu fark ettim… Bir hışımla telefonun ahizesini tüm gücüyle yere fırlattıktan sonra, aynı gücü gösteremeyen ayaklarını zorlukla kapıya doğru sürükledi.

“Gidelim” dedi, “Bahar’ın bize ihtiyacı olabilir!” …

Evin önündeki arabaya nasıl bindik, tarif edilen adrese nasıl ulaştık farkında bile değilim.

Karanlık, gecenin tam içine işlemişti. Soğuktan morarmış elleri ve yüzleri aydınlatan ay ışığını ara ara kesen bulutlar gökyüzünden geçiş merasimindeydiler. Dip dibe sıralanmış karışık evlerin içinden geçerek, karınca yuvalarını andıran insan öbeklerinin arasından izbe bir yapıya vardık. Kapının üzerinde paçavraya dönmüş bir kapı süsü asılıydı. Üzerinde “iyi ki doğdun” ibaresi dikkatimi çekti. Ne zamandan kaldığı belli olmayan, kapıya adeta sakız gibi yapışmış bir doğum günü hediyesi olmalıydı.

Hayatta Kalan Toltekler

Victor Sanchez

Biraz Tarih

En baştan başlayalım. Etnolog ve tarihçiler için, Toltek’ler genel olarak 8.ci ile 12.ci asırlar arasında orta Meksika’da yaşayan Colombo öncesi yerlilerdir. Başşehirleri şimdiki Meksika’nın Hidalgo eyaletinde bulunan Tula şehriydi. 12.ci asırdan sonra toltekler Tulayı terk ettiler; 16.cı yüzyıllardaki el yazmalarında ve kayıtlarda Tolteklerin dağıldığından bahsedilmektedir, ve liderleri Quetzalcoatl’ın ayrılışı ile ilişkili olduğu varsayılıyor. El yazmalarında bulunan en ilginç kısım, Quetzalcoatl’un Chapultepec Tepesindeki (Meksiko City’de) bir mağaraya gittiğini buradan da başka bir boyuta (Mitctlan, Nahual veya Omeyocan) geçerek sonsuza kadar ortadan kaybolduğu söylenen bölümdür. Her neyse, apaçık olan Toltek’ler kadim Meksika’da yayılmışlar ve bilgelikleri ile Maya’lar gibi birçok diğer yerli kültürü etkilemişlerdir. Tarih böyle diyor.

STİRNER’DAN BİRKAÇ ALINTI

Biraz Stirner olmadan ayık kalamıyorum. En sevdiğimi sona sakladım. İyi seyirler:

Biricik bir sözcüktür ve bir sözcüğün altında düşünülecek bir şey olmalıdır, bir sözcük düşünce içermelidir. Oysa “biricik” düşüncesiz bir sözcüktür, düşünce içermez.

“Biricik” olduğumu bildiğim andan itibaren kendimin sahibiyim. Kendine sahip kişi ancak biricikleştiğinde yaratıcı hiçliğine, doğduğu yere geri döner. İster Tanrı olsun ister insan, benden yüksek her canlı biricik olma duygumu zayıflatır ve ancak bu bilincin güneşi karşısında söner. Kendi meselemi biricikliğim üzerine kurarsam, o zaman meselem kendi yaşamını kendisi yaşayan geçici ve ölümlü bir yaratıcının meselesidir. Dolayısıyla ben şunu söyleyebilirim: Meselemi hiçe bıraktım.

Stirner’in söylediği bir sözcük, bir düşünce ve bir kavramdır; söylemek istediği ise, ne bir sözcük, ne bir düşünce ne de bir kavramdır. Stirner’in söylediği söylemek istediği değildir ve söylemek istediği söylenemez.

Olivia’nın bağlı bulunduğu nokta neresidir?

Fringe’in 3.cü sezon son dizisinde, kuantum dolanıklığı ile çalışan meşhur Makinanın, Peter’ın biyolojisine göre hazırlandığı ancak makina saçmaladığında onu düzene koymak için bir “manivela” gerektiğini öğreniyoruz. Manivela nedir diye TDK’ya baktığımızda:

1. Bir ucunun bağlı bulunduğu bir nokta çevresinde dönen kol. 2. Kaldıraç.

olduğunu bilgilerimizle pekiştirdikten sonra peki kuantum makinanın manivelası neymiş diye soracakken birden önümüze Olivia’nın resmi çıkıyor!

Meğerse kaldıraç Olivia miş!

Olivia kim?

Küçüklüğünden beri sınırbilim konusunda teste ve eğitime tutulmuş zeki, duygulu, güzel ve işinin ehli bir FBI ajanı! Bütün bu özelliklerinin yanısıra -asıl olarak- Peter’ın aşık olduğu kadın!

Bi Arkadaşın Arkadaşı : “Furkan”

Hani bazı insanlara ilk görüşte kanınız kaynar da, gecenin sonunda masadan kırk yıllık ahbap gibi kalkarsınız ya, o insanlardan değildi Furkan. Girdiği tüm ortamlarda asgari düzeyde konuşur, saatlerce susup kalkmaya yakın dandik bir mevzuda enteresan iki laf eder ve her nasılsa masadakilerin akıllarında kalmayı başarırdı. Ancak bu akılda kalmanın dozunu öyle güzel ayarlardı ki, veya tesadüfen olurdu, insanlar “Faruk muydu, Fatih miydi neydi o herifin adı?” diye sorarlardı sonradan. Fatih, Furkan, Faruk… Pek de önemli değildi insanlar için. O sadece arkadaşın arkadaşı kontenjanın biriydi…

Güngören, Camlıkahve’de ikamet etmekteydi Furkan. Çocukluğunda mahalledeki çocuklar üç’e ayrılırdı: arka sokaktaki inşaatın ikinci katından kum yığınına atlayanlar, birinci katından atlayanlar ve hiç atlayamayanlar. Furkan birinci kattan bir kere atlayıp, hiç atlayamayanlarla makara yapan o zibidi güruhun üyesiydi.