Bir Savaşçı Olmalısınız

İnsanlar geleneksel düşüncelerin ya da alışkanlıkların dışına çıkmaya zorlanır. Dünyadaki bir çok buluş ilk tanıtıldığında, tepkilerle karşılanır.Sizde yeni bir fikir bulduğunuzda, herkesin sizin gibi düşünmesini ya da sizi alkışlamasını beklemeyin.Bir savaşçı olmanız ve karşınıza çıkan engelleri aşmanız gerekecek.Bütün enerjinizi odaklayın ve düşüncenizi hayata geçirinceye kadar da durmayın. Her bulduğunuz fikir ise yaramayacak ya da hayata geçirmeye çalıştığınızda engellerle ve insanların önyargılarıyla karşılaşacaksınız.Yapamayacağınız söyleyenler olacak.Bunların karşısında durabilmek için güçlü olmalısınız.

Hayatımızla ilgili yapabileceklerimiz, yaşayabilecekleriniz sizi heyacanladırıyor.Neden kendimizi belli kalıplar içerisinde sınırlıyalım ? Dünya da yedi milyar insanın aslında temel olarak birbirinden pek de farklı olmadığını görebilirsiniz. Farklı olan ya da farklı düşünebilen insanlar, sadece özgür bir zihinle kendilerini yaratılıcık konusunda serbest bırakabilenlerdir.

Soru Mucizesi

“Bilmiyorum” sihrinin nasıl işlediğine dair eski bir yazımız çıktı karşıma
sabah sabah!

https://blog.sonsuz.us/?p=3732

Neden soru bu derece önemlidir?
Neden aslında “öğretendir” soruyu soran?
Gerçek soru, bilgiyi her açıdan test etme görevini yüklendiği kadar başka
hangi fonksiyonları harekete geçirir?
İnsanlar hangi yaş ya da hangi aşamada soru sormayı bırakmış görünüyorlar?
Bunun sebebi ne olabilir?
Soru kavramı ile “Birleşik alan”olgumuzu nasıl ilişkilendirirsiniz?

Yağmurlu ve harikulade yumuşak (gerilimsiz) bir İstanbul sabahından sevgi ve
selamlarımla,
sa

Yok Oldular Bittiler…

Aşk, eskiden bir ihtimaldi ve sihirli bir değnekti peri masallarından kalan… Kulak memesi kadar yumuşak ve avuç içi kadar sıcak gerçeğinde kaybolup gitti… Her güne umutla uyanan insanları tanıdım ben. Her sabah aynı heyecanla yatağından kalkıp güne başlayan, uzun yollarda şarkı söyleyen ve yürüyen kara kuru adamlar, vişne reçeli seven tıknaz kadınlar, birbiri ardına şiirler yazan nasırlaşmış parmaklar hatırlıyorum…

Her şeyin bir sonu mu var? Olmalı mı veyahut? Hepsi yok oldular…

Şarkılar söyleyen adamın dili fazlaca şiveliydi. Sanırım benim kolayca anlayabileceğim ve bıkmadan dinleyebileceğim o şarkısında hep aynı nakaratı söylerdi tıknaz kadına:

“Biz parayı istifleyip kullanamayız!! Şarap ve sigara ha bir de güzel çekici kadın, başka ne işe yarar ki para? Köpeğe versen yemez, insan evladı onun uğruna can bile alır.. Sen çok başkasın, zevkleri dürtüp gidiyorsun, hem arkana bile bakmadan. Para seni sarhoş etmiyor şarap kadar…”

Güzel Türk Dilimiz ve Özentilerimiz

Dil bir ulusun kimliğidir, dile yeterince özen gösterilmesse, sahip çıkılmassa bozulmakla kalmaz,ulusal bilinç ve
özgüvende büyük zarar görür.

Anlatamayan, anlaşılmayan insanlık,hırçınlaşır ve sürekli bir çatışma içinde olur.Bir şeyleri düzeltmek istiyorsak
bize ve dilimize saygı gösterilmesini istiyorsak, önce biz kendimize saygılı olmalıyız.

Türk dilinde bir sorun yok ,sorun onu yeterince bilmeyen ona yeterince sahip çıkmayanlarda. Dilimizi küçümsemememiz için bir neden yok, köklü bir dile sahibiz.Dünya’da en çok konuşulan beşinci dil. Dünya’nın 220 Milyondan fazla insanı Türkçe konuşuyor.

Yabancı ülkede ve Türkiye’de yaşayan bizler genellikle yabancı dille Türkçe’yi bir arda çok kullanıyoruz. Ülkemizde yabancı kelime ve argo kelimeler takıntısı çok fazla.Günden güne daha gülünç hal alıyor. Milli dil milletin bütün özelliklerini taşıyan dildir.Kaynağı millettir.Milletin tarih içindeki yerine bağlıdır. Milletin adından çıkar,milli dil öz bir dildir. Millet o dille duyar,düşünür,anlaşır,bilim , sanat yapar.

İYİ FİKİRLER NEREDEN GELİR – İnnovasyonun Doğal Öyküsü

Giriş

Kent, Mercan resifi ve Web Darwin’in Paradoksu

4 Nisan 1836. Darwin Hint okyanusu açıklarındaki Keeling adalarının atollerinde kıyıda durmuş, mercan resiflerini seyrediyor. Kıyı denizin dibine doğru inen bir dağın zirvesi gibi. Darwin bu zirveyi inşa eden kuvvetler hakkında bir fikrin eşiğinde. Bu fikir ilerde mesleğinin ilk büyük keşfini oluşturacak. O anda ve sonraki günlerde, haftalarda kafasını meşgul edecek olan bir başka mesele de şu: parçalanmış mercan kayalıklarının meydana getirdiği bembeyaz kumlarla kaplı adanın yüzeyinde sadece birkaç Hindistan cevizi ağacı, yosun ve otlar varken, havada ola ola bir kaç kuş uçarken, resifin çevresindeki deniz nasıl oluyor da sonsuz çeşit ve sayıda canlıyla kaynıyor? Oysa okyanusun başka yerlerinde doğru dürüst varlık bile yok. Darwin’in sözcükleriyle “Okyanusun ortasında bir mercan adasının eko sistemiyle karşılaşmak, tıpkı çölün ortasında bir vahaya rastlamak gibi”. Biz bu olguyu şimdi “ Darwin’in Paradoksu” olarak adlandırıyoruz.