Türkiye İran Olacak Diye Korkarken Ortadoğu Türkiye mi Olmak İstiyor?

Yıllarca şeriat geliyor, Türkiye İran mı olacak diye yazıldı, çizildi. Hal ve gidişi ne kadar olumsuz görsem de bunun olmasına hiç mi hiç ihtimal vermedim. Türlü yoklamalar çekildi, halkın tepkisi ölçüldü, ölçülüyor, ama yine de diyorum ki bilgi çağında bu ülkeye tam bir U dönüşü yaptırmaları mümkün değil. Türkiye İran olacak diye korkanlara da hep şöyle diyordum: “ne biliyorsun belki onlar Türkiye olacak?”

Ortadoğu’da Tunus’la başlayıp, Yemen ve Mısır’a yayılan diğer ülkeleri de dönüp aynada kendilerine bir bakmaya zorlayan olaylar zincirini biliyorsunuz. Dün “oğlum ve ben Kahire’de öleceğiz” diyen Mübarek, bugün yetkilerini orduya devrederek ülkeyi terketti. Yönetime Savunma Bakanı Hüseyin Tantavi geçti. Bundan sonra olacakları izleyip göreceğiz.

Ben, Ortadoğu’daki insanların özlem duydukları hayat tarzı için isyan ettiklerini düşünüyorum. Hatta içte içe Türk dizileri aracılığıyla bu hayat tarzının bilinçlere yerleştiğini düşünüyordum, ama tabii bugüne kadar fantastik bir düşünceydi benim için. Derken gazetede TESEV’in “Ortadoğu’da Türkiye Algısı” adlı araştırmasını okudum. (http://www.tesev.org.tr/UD_OBJS/PDF/DPT/OD/YYN/Ortadogu%202011.pdf)

Tecavüzcülere ilaçla hadım yasası hakkında ne düşünüyorsunuz?

AK Parti İstanbul Milletvekili Alev Dedegil, AK Parti Ankara Milletvekili Aşkın Asan ve bazı milletvekillerinin imzasıyla cinsel suçlara yönelik cezaları artıran yasa tasarısı, TBMM’ye sunuldu.

Yasa teklifi ABD’de 9-10 eyalette uygulanmakta olan “Megan Kanunu” ile paralellik taşıyor:

Cinsel saldırı suçundan, çocukların cinsel istismarı suçundan veya reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun nitelikli halinden hapis cezasına mahkum olanlar, cezanın infazı sırasında ve koşullu salıverildikleri takdirde testosteron etkisini önemli ölçüde azaltıcı tedaviye tabi tutulabilecekler. Suçun tekrarlanması durumunda ise bu tedavi zorunlu olacak. Suçlunun ilaçla hadım edilmesi demek olan bu uygulamaya ek olarak bu kişiler ayrıca, mağdurun bulunduğu yerlere yaklaşmaktan, çocuklarla bir arada olmayı gerektiren bir ortamda çalışmaktan, çocuklarla ilgili bir meslek icra etmekten yasaklanacaklar.

Yokluk, Boşluk, Metafizik…

Söylediğim her şey yanlışlanabilir!…

Sitede devam eden bir çok tartışmada, “yokluk varlığın bir başka varlığa göre aldığı durumdan ibarettir, yokluk yoktur, bu insanın zihinsel bir üretimidir” şeklinde sözlerim oldu.

metafizik19 adlı üyenin açtığı “Gerçek manada ölüm var mıdır?” başlıklı tartışmada da bu savımı ileri sürünce, arkadaş önce “kaale almadı” kaale alınca da baktım konu güme gidiyor, ben maddenin “dalga” haline dönüşerek oradan kaçıp, bu konuyu ayrıca tartışmaya açmak istedim.

Evrenin, bir başka deyişle sonsuzluğun bir sınırı olduğunu, o sınırdan sonra yokluğun, yani bir başka deyişle metafizik denilen yokluğun ve boşluğun olduğunu, tanrının da oralarda bir yerlerde eyleştiğini söyleyen bu zihniyetin karşısında, yokluğun olmadığını, evrenin daima varlıktan ibaret olduğunu ortaya sürüşümün nedeni aslında satranç deyimiyle bir “gambit-sav” idi. Bu gambiti bu güne değin kabul eden olmadı. metafizik19 ise tam anlamıyla saçmaladı…

Vitrin

”Allahım!! Aklım sana emanet yarabbim!!”

Usulca mırıldanmışım. Duyuldu mu diye şüpheli gözlerle önce etrafıma sonra doğrudan gözlerine baktım.

Yok duyulmamıştı.

Bu kadar mı güzel olunurdu ya! Neydi şimdi bu? Bir ceza mı bir ödül mü? Sabah sabah, üstelik de alakasızın alakasızı bir yerde.

Bir sokağın bir dükkanının bir vitrininin tam önünde.

Azıcık kıyafetimden utandım. Niye takım elbise giymemiştim ki bugün? Sonra kafamı fazla çevirmeden kısacası yan ve yarım gözle onun kıyafetine baktım. Rahat giyinmişti. Ben bir giysiye rahat diyorsam bunu o giysinin ütü ihtiyacı belirler. İkimizde de keten pantolonlar, topuksuz ayakkabılar ve de polo yakalı tişörtler vardı.

Onun benden tek farkı renklerinin iddialı olmasındaydı. Ben kendimi silik renkler ile yarışa sunmuşken o iddialı renkler ile çok kolay baş edebileceğinin hınzırca farkındaydı.

Sosyal Ağlar

Son zamanlarda internete giren hemen hemen herkesin hayatında son derece etkin olan sosyal ağ siteleri gündemimizde. Bunların bir kaçı ise almış başını gitmiş durumda. Bazen dolaşırken veya bir yerlerde otururken insanlara bakıyorum da yaşadıkları şeyleri hemen sosyal paylaşım ağlarında arkadaşlarına duyurmak oluyor.

Artık neredeyse, yaşamıyorlar, sadece yaşadıklarını paylaşıyorlar. Yolda bir ünlü gördüklerinde hemen yanına gidip cep telefonları ile fotoğraf çektiriyorlar. Ardından da facebookta yayınlıyorlar hemen. Bu arada fotoğrafı çekilen ünlüye hal hatır sormak yok, iki çift laf etmek yok.

Yine bir başka şahit olduğum olay. Bir eğlence ortamında, yaşanılanları, çekilen fotoları internete yetiştirmek için, başkalarına duyurmak için erkenden kalkan insanlar. Eğer yaşadığınız şey güzelse, bunun tadını çıkarın. Yok ama güzel değilse o zaman neden internette duyurmaya çabalıyorsunuz. Güzel değil ama güzelmiş gibi yapıyorsanız veya başkalarına duyurmaktan daha çok haz alıyorsanız o ayrı konu.