Gerçek manada ölüm var mıdır ?

Ölümden korkmayınız siz varken zaten ölüm yoktur.. Ölüm varkende siz olmayacaksınız .

Gerçek manada ölüm varmıdır ?
Kurana yani Allah’a göre yoktur. Şayet gerçek manada ölüm olsaydı ahirette bütün insanları yaratacağını söylemesi abes olurdu.
Ateistleri ise tek yanıltan şey ÖLÜM konusudur.
Öleceğiz kemik yığını ve toprak olacağızda binlerce sene sonra milyarlarca insanı yeniden Allah diriltecek ohooo . olmaz bir şey diye düşünüyorlar.,
Kainata ve dünyanın çalışma düzenine bakalım. Hiç bir şey yok olmuyor. sadece şekil değiştirip karşımıza çıkıyor. yani üretilen şeylerde öyle tüketilmese bile çürüyerek sürekli şekil değiştiriyor. Düşünsenize Dünya kurulalı beri sadece üretilen karpuzlar böylece kalsa dünyada oturacak tek yer kalmazdı diye düşünüyorum 🙂
Kainat evren bütün düzenekler böyle çünki yok olma yok.
Var ve hep var. Ruh ta aynıdır. vardır ve hep vardır.
madde sadece enerjiye dönüştürülebilir ama yokedilemez. Ruh ise zaten enerjinin ta kendisidir.
var ve hep var olmak ayrı şey ^^kendi benliğinin farkında olmak ^^ ayrı şeydir.
Ruh denen enerjiye verilen görev işte budur: düşünme yeteneği..
düşünme gücü ve kendini bilme yani farkındalık.
Ademi yarattım sonrada ona RUH’umdan üfledimderken…
Sonsuz enerji yani sonsuz düşünce gücü kendinden bir enerji göndererek insana düşünme gücü ve yeteneği vererek Dünya tiyatrosunu başlatmıştır. hayvanlar ise sadece beyinleri programlanmış düzeneklerdir.
Bir kısmı sadece ot yerken bir kısmı sadece et yer örneğin.
tat almakta RUH un beynin yorumlamısının farkına varılmasıdır.
Tat sadece beyindedir. elinizdeki meyva yada bal tatlı değildir örneğin yani balın sizin beyninize ulaşması mümkün değildir. Beynin dışına çıkıp maddenin kendi ile muhatap olsanız tasız tussuz ve renksiz bi dünya ile karşılaşırsınız. Yoktan varetmek sadece dünyayı ve evreni yaratmak değil. tatsız tussuz ve renksiz bir dünyayı. Görenlerin ve tatanların inanacağı bir sanal alem yaratmaktır ayrıca.
yoksa köpek ve domuzlar niye b.k yesin. Sinekler neden bataklıkta yaşasın. ve programladığınız hayvan türlerine sanki maddeden tat alıyormuş rolünü vereceksinizki (yalanmak ve kuyruğunu sallayıp bir daha istemek gibi) Düşünen insanlar bak gördünmü hayvan tat alıyor diyebilsin.
Her şey , düşünme gücümüz bile hep zıttı ile düşünüp kararlar veriyor.
var yada yok gibi. bunun için yaratılışçılar var diyor inanmayanlar yok diyor tanrıyı. Başka bir seçenek yoktur düşünme sisteminde fakat ;
Aslında Tanrı hem var hemde yoktur !!!!! şaşırmayın…
Tanrı madde olarak yoktur……
fakat Metafizik olarak her yeri kaplayan ve ondan başkası olmayan bir Tanrıdır. Yani Tanrı YOK_VAR dır. Kendini herşeyden münezzeh olarak nitelemeside bu yüzdendir.
Bunun için var diyenlerle yok diyenlerin mücadelesi kıyamete kadar sürecektir.
SOYUT ve SOMUT her zaman olacaktır ve tartışılacaktır.
Fakat bildiğim bir şey varki bir insanı diriltmekle yüzmilyar insanı aynı anda diriltmek Tanrı için aynı şeydir. Bu sizi yanıltmasın dünyaya kaç milyar insanın gelip gittiği ile ilgili düşünceleriniz……..

Kutsal devir-teslim

Kadın Ana’ ya da ‘Ma’ Luvi’lerin, bilinen ilk kadın önderiydi..Anadolu güneşinin altında,tohumu tarlaya ilk eken ,toprağa suyu ilk veren,ilk meyve fidanını aşılayan ve hayvanı evcilleştiren ‘Kadın Ana’ oldu.O toprağı işleyen,besleyen doğuran ve koruyan ilk canlı varlıktı,Luvi’lerin anaerkil toplum yapıları ve toprağa bağlı ekonomik yaşamları onun ellerinde şekillendi.Luvi’ler onun çocukları olmaktan her zaman büyük bir övünç duydular Ona ve sonraki kuşaklarda Luvi kadın örgütlülüğünün başında bulunan ve onu temsil eden ‘Kadın Ana’lara sonsuz saygı gösterdiler.Kadın Ana bu toplumsal düzen içinde sevgi ve sadakat ile bağlı bulunulan bir üstün irade idi.Luvi’lerin ‘Kadın Ana’ya olan bağlılıkları hürmet ve vefaya dayanıyordu.Ona kulluk etmiyorlar yada ona tapınmıyorlardı.

Sözüm sizleredir düzen sevenler.

Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım

Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz(Yunus)

Sözüm sizleredir düzen sevenler.

Hem düzeni dirliği kim sevmez ki! Velakin her güzelliğin bir de gölgesi vardır, bilen bilir.
Bir örnek üzerinden gidelim. Dünyada eşi görülmemiş bir seçim barajımız var: %10. Kim ki yönetime gelir, ona hatırlatırız;
“Bak bu oran hakça değildir, demokrasi anlayışına uymaz. Olsa olsa diktatörlerin yönettiği göstermelik demokrailerde olabilir. Şimdi sana diktatör olmadığını, başkalarının haklarını yiyerek koltuklara yapışmak istemediğini göstermek için bir şans verildi. Lütfen hem kendin, hem partin, hem de ulusunun demokrasiye layık olduğunu onaylamak için ilk iş olarak barajı en azından uygar ülkeler de uygulanan seviyeye düşür.”

TENSEGRITY ve Sihirli Geçişler – Carlos Castaneda Röportaj – 1997

“TENSEGRITY” VE SİHİRLİ GEÇİŞLER

Carlos Castaneda ile Clair Baron röportajı – The New Times – Temmuz 1997

Otuz yıldan daha uzun bir süre önce, Meksika, Sonora’daki Yaqui kızılderilileri arasında saha çalışması yapan bir antropolog olarak Carlos Castaneda bir Meksikalı şaman olan don Juan Matus’la tanıştı. Önce, don Juan’dan antropolojik bilgiler aldı, ve sonra onun öğretmeni oldu. Carlos Castaneda’ya, kadim zamanlarda Meksikada yaşayan ve kendisinin de üyesi olduğu sülalenin şamanların algı dünyasını tanıttı.

AN’da Yaşamak

An’da yaşamayı her yerde okuyordum (onbeş yıl kadar önce), uygulamasının nasıl birşey olacağını merak ediyordum. O zamanlar buna carpe diem deniyordu ve bazı çevrelerde oldukça tartışılıyordu çünkü hemen aktan karaya (iki seçenekli Aristo mantığı!) geçilmiş, bunun sorumlulukları boşverme anlamına geldiği, tembellik ve deformasyona sebep olacağı kanıtlanmaya çalışılıyordu.

Oysa ben o zamanlar Fuzzy logic-Bulanık mantıktan haberliydim ve hayatımı peyderpey Aristo’dan alıp fuzzy’ye aktarmaktaydım. Bu sebeple “deformasyon” çığlıklarının Aristo’dan geldiğini biliyordum, onu duymazdan gelmeye çalıştım. (Oysa şimdi başka şeyleri de biliyorum, örneğin Aristo’nun bulanık mantıkla ortak çalıştığı gibi! Bulanık mantığın sağlamlaşması için Aristonun çok tepinmesi çok engel çıkarması gerektiği gibi. Zaten bunlar benim içimde oluyordu. O itirazlar, benim içimdeki itirazların dışa vurumuydu)