Var ya…hep beni bulur!

Deriz işte…

…sonra da sorulur:

-Size de oluyor mu?

Canım pide istedi…uzun zamandır yememiştim. Bir kaç gündür iş ziyaretinde bulunduğum Denizli’nin bu semtinde pideci bulmak üzere bir iki sokak geçmedim bile…

…buldum.

Ağız dolusu bir şeyler yemek oldum olası hoşuma gider işte…dürüm sandviç vs vs.

-Pidelerden neler var…

…dedim içeriye girince…başladı saymaya çırak:

-Karışık, mantarlı, kaşarlı, yumurtalı kaşarlı, sucuklu…

Kestim…istediklerimi saymıştı:

-Bir kaşarlı bir de kaşarlı yumurtalı pide istiyorum…lütfen.

-Bir buçuk mu olsun

…dedi fırının başında olan…edasından anlayabilirsiniz… oranın yetkilisi.

-Hayır bir kaşarlı bir de kaşarlı yumurtalı pide lütfen.
-Güveç de var…
-Güveç pide nasıl bir şey?
-Yok güveç var…göster abine

yapış yapış

Yalnızlığım “Ne düşünüyorsun” soruşun ile sonlandığı zaman zaten seni düşünüyordum…

…seni uzaklarda hayal ettim.

Seni özlemelerimi özledim…

Özlem düşmeli içime… gitmelerinden yakınmalı, beter olup korkmalıyım. Başka kokular arasında senin kokuna özlem cezaları yaşamalıyım . İhanetlerimle lanetler okumalıyım kendime. Üzüldüğünü düşünerek aynadaki yüzümden tiksinmeliyim.

Seni özlemeliyim…

Merakıma verdigin eziyetleri gidermenin kurnazlıkları sonrasında içine sızmanın, reddedilme korkusu ile fırlama engeller yaratıp aşmanın, marifetli çabalar sonrasında karşı koyamamanın… Acizligin zafer ile kol kola girdigi anların çelişkililerinin alev alev dansetmesini…

*

Bu ne lan…yapış yapış!!!

Haksızlığa Dayanamam

Bu sözü son zamanlarda o kadar çok duyuyorum ki. Yeni tanıştığım insanlarda veya kendini tanımla dediğim insanların neredeyse yüzde doksanında aynı cümle. “Haksızlığa dayanamam” .

Bunu söylemeleri bana çok komik geliyor. Komik gelmesinin sebebi bunun aslında bir özellik veya karakter olmadığını farketmemeleri. “Haksızlığa dayanamam.” neye göre? Kime göre? Hak nedir? Haksızlık nedir? bunların hepsinden bihaber. Ama aynı zamanda en baş özelliği.

Ne yani sen haksızlığa dayanamazsın, sokakta ki insan dayanır mı?
Ya da dayanamayıp, ölür müsün? Çıldırır mısın? Delirir misin?

Bu cümleyle anlatılmak istenen yoksa şu mudur?

Efenim, benim her istediğim olmalı. İstediğim şey olmazsa bana haksızlık edilmiş olur ve ben istediğim şeyi alana kadar çirkefin önde gideni olurum.

Sonsuz Us ve Haklar

Son zamanlarda göz ucuyla takıldığım sohbet bandında ve bazı yorumlarda gündemde olan ebubekirin uzaklaştırılması ve hak-haksızlık üzerine bir yazı yazmak istedim.

Sonsuz.us u bir pazar yerine benzetiyorum. Bizlerde bu pazar yerinde mallarımızı/ürünlerimizi satan satıcılarız. Hepimizin kendine ait bir satış alanı var, üstelik kira da ödemiyoruz. Bu alanda ister bol çeşitli ürünler kullanırız satışı arttırmak için, ister aynı ürünü yığarız. Buna karışılmıyor. Hatta ve hatta ürünlerimizi sadece kendi tezgahımızda değil, komşularımızın tezgahında da teşhir edebilir, satabiliriz.

Sonsuz’da bu pazar yerinin sahibi. Onunda görevi, bu pazar yerine daha çok müşteri çekmek, tanıtımını yapmak, çevre düzenlemesini yapmak, teknik alt yapıyı geliştirmek ve bir de satıcılar arası ve pazar yerine gelenler arasında huzuru sağlamak.

Carlos Castaneda Röportaj – La Jornada Gazetesi

***   Az Küfür içeriyor, rahatsız olacaksanız okumayın!   ***

Carlos Castaneda Röportaj – La Jornada Gazetesi

Orijinal yazı İspanyol’ca ve Arturo Garcia Hernandez tarafından yazılmıştır.

“Markos? Onu tanımıyorum… Özür dilerim. Hiç tanımıyorum…”

“Biz insan varlıkları olarak, hem kendimizi özgürleştirme şiddetli arzusu hem de korkusu ile birlikte yaşıyoruz” (Castaneda)
Şaman, “Bizim için gerekli olan şey manyakça kendini beğenmekten vazgeçip enerji bedenimizi keşfetmektir” noktasına işaret eder.

Carlos Castaneda ne ‘Markos’ ne de EZLN’yi (*) biliyor; o gazete okumuyor; bir guru veya kurtarıcı olmayı reddediyor; şefkat ve sosyal ilgi’nin kendini yenileyen bir yalan olduğunu düşünüyor; o gurulara ve tanrı tüccarlarına karşı; annesinin komünist ve kısa yazılar biri olduğunu garanti ediyor; Meksiko City’de, Cuma’dan Pazar’a kadar süren ‘Tensegrity’nin yeni yolu’ seminerinin molasında medya ile konuşurken, bir büyücü veya şaman olarak tesirli olarak bilgisini yaymanın hangi kademe ile başladığı, ve şu bu gibi meseleleri ele aldı; Cumartesi gecesi, bir saatten fazla bir süre ile ‘Don Juan’nın Öğretileri’ ve ‘Erk Öyküleri’ yazarı birçok farklı soruyu cevapladı. Sakin bir konuşma ile, sıkça şaka yaparak, her zaman muhataplarına saygılı, ihtiyatlı, çevresindeki sekiz gazetecinin soruları peş-peşe ateşlendiğinde, Castaneda bir konudan diğerine gidiyordu. Tek istediği, resim ve ses kaydının olmaması idi. Aşağıda notlardan düzenlenmiş, bu konuşmanın bir metni bulunuyor.