Tarihsel süreç belli bir güzergaha doğrumu akmaktadır, yoksa süreçte genel prensipler bulunmazmı?
Boşlugu kademe kademe dolduran varlıklar silsilesi kendiliğindenmi işlemektedir?
Ötesinde ne var?
Eğer hayat süreci tek yönlü, dünya gezegeniyle sınırlı, dar ve gözler önünde seyretseydi, sorulara daha kolay ve kestirmeden cevaplar verebilecektik….
Ancak sonsuz durum içinde yaşıyoruz….
Ortaya çıkan veriler ; doga – Allah ve insan arasındaki baglantı hakkında yoğunlaşmayı gerektiren sonuçlar sunuyor…
Salt doga, salt insan veya salt Tanrıdan yola çıkıp sonuçlara varmak; çoklu bölgelere ayırmak anlamsız alanlara neden oluyor…
Dogal sirkülasyon, tarihsel süreç ve insanın etkin tabiatı sisteme zorluyor, sistem ise yerel sonuçlar üretiyor…
Yerel bakış ve organizasyon insan toplumlarını mütemadiyen sarıyor….
Irki, sınıfsal, cografi, dinsel, cinsel bakış açıları yerel bakış açısının neticesi olarak insanları birbirinden ayırıyor….
Yerel bakış dediğimiz; ben merkezli, biz eksenli bakış değil….
Yerel bakışta olsa tüm oluşumlarda gizil bir amaçsallık gizli ….
Platon ve Hegel gibi düşünürler; evreni saran amacın akılda, bilgelikte, devlette, Marks komünist toplumda, Liberaller; hür teşebbüs ve organizasyonun dengelenmesinde vücut bulacağını savlıyorlar…
Evreni saran bilinçli yapı; maddenin bilincine, belli bilgelerin bilincine, ulusların bilincine atfedilerek eylem planları ortaya konuluyor…
Aslında her biri bireysel veya sosyal faşizm üretmekten başkaca sonuçlar üretmiyor….
Adalet ve insanlık birlikteliği gözardı ediliyor…
Ne sonuçlar üretildiğini görebilmek için; islam tarihine, Afrika tarihine, bakmak yeterlidir…
Evreni saran bilinç ve amaçsallıgı görmek; yaşamı bu minval üzerine sürdürmek; yerel ve gurup kimliğinin bagından kurtulup; hayatın orijinine ve sonsuz bilincin kendini açmasını tanımaya baglıdır…
Bilimle insan bu prangalardan kurtulabilir…
Ancak tarihsel süreçte ; insanları yönlendiren sebep bilime baglılıktan öte, bilimi istismar üzerine kurulmuştur…
Aşkın ve adaletin tarifini tıkayan nokta bilimin istismarıdır..
Bilimin verileriyle hareket edilse; insan, kendinin varlık içindeki yerini , sonsuz enerji akümülasyonunu tanıyarak, varoluş ahlakı ve hukukuna ulaşacaktı….
Maddeye dogru saltık bir yöneliş olmayacak, insan mavereya doğru kalbini ve zihnini açacaktı….
Kimliksizlik ve kişiliksizliğin önüne geçilecekti….
Kişilik ; ya dogayı taklit ederek strateji üzerine kurulur; yada öze inerek evrimsel süreçte insanın yerine dair çoklu bilinçle kazanılr…
Temas ettiğimiz; doganın yaratıcılıgı – panteizm yada evren Tanrı anlayışı değildir…
Maddi alemdeki; sonsuz belirlemenin bilinci ve yaratıcılıgıdır…
Sonsuz enerji maddeyi çeşitli kırılmalarla oluşturuyor..
Yani; biz burada Allahı maddi enerji düzeyine indirmiyoruz…
O salt ruh, salt – saf enerjidir..
“maddi düzeyde degil…”
Allah her şeyi çepeçevre sarmıştır….KURAN
Ali Şeriatinin; bir önünde sonsuz sıfırlarda dediği gibi; ondan başka hiç bir şey yoktur…
Tarihsel süreç ancak tanrılaştırma ve gerçek Allahın mücaddele alanıdır…
Dogal ve tarihsel sürecin etkileşimiyle; insanlar yerel tanrılar üretmiştir ve bu bölgesellik sosyal hayatlarınıda belirlemiştir…
Aslında bu bir bakıma hayatın orijinine bakışıda yansıtır, şuursal seviyeyi etkiler..
Kuranda insanlıgın Tanrısından bahsetmektedir… nas süresinde…
insan olabilenrin Tanrısı….
Şirkin tanrılaştırmaları ise; ırkçı – şehvetperest – bölgeci ve insan düşmanıdır…
islam tarihi bu baglamda gerçek insan üreten bir fabrika gibidir…