Ülke Çözümleri

Bugüne kadar hep ülke sorunlarından dem vurduk ama elle tutulur hiç bir çözüm üretmedik. Yaptığımız sadece yöneticileri beğenmemek ve eleştirmek oldu.

Ressam gencin hikayesini bilirsiniz. Ustası ona, şehrin en kalabalık meydanında yaptığı tabloyu koymasını ve yanına bir kırmızı boya ile bir not iliştirmesini söyler. Notta, “Hatalı yerleri işaretleyin” yazmaktadır. Akşam geldiğinde resim tablosunda neredeyse her yer kırmızı işaretlerle doludur.

Ustası ertesi gün notu değiştirmesini söyler. “Hatalı yerleri düzeltin”. Akşam olduğunda tabloda hiç değişiklik yoktur.

İşte bizimkisi o hesap, hep siyasileri, iktidarları, yöneticileri, kurucuları, yapıcıları eleştirmek ve onların hatalı yanlarını aramak üzerine. Oysa sıra çözüme geldiğinde veya elimizi taşın altına koymak gerektiğinde ortalıkta görünmüyoruz.

Neden?

Evin önündeki kaldırımda duruyordum. Mutluydum, özgürdüm. Son zamanlarda beni etkisi altında tutan kaygıdan kurtulmuştum. Kaygı, yerini bir dinginliğe, güvene terk etmişti. Bu güvenliğin nelerden oluştuğunu pek bilemiyordum, ama boşveriyordum. Öyle ya, sığlıktaki kumlarda dalgalarla boğuşan biri için ne önemi vardır, kurtarıldığı kara parçasının bleşiminin. Atan nabız, ciğerlere dolan havadır önemli olan.

Dışarıda buz gibi bir hava vardı, ama soğuk etkilemiyordu beni. Son günlerdeki zindanım olan o korkunç tuğla binayı arkama almıştım, kalabalık caddeyse nerdeyse önümdeydi. Yanımdan kırağı kaplı burun deliklerinden buhar çıkan insanlar geçiyor, otomobiller cam gibi asfalt üzerinde ağır ağır hareket ediyorlardı. Evin önünde dakikalarca, sanki transa geçmiş gibi hareketsiz durdum. Her şey çok güzel çok açık görünüyordu gözüme. Çevrede yükselen binalara, masif betonda derin bir yarık izlenimi veren caddeye rağmen, etraf açıklıktı. İlk kez bu dünyada yaşamanın ne büyük mutluluk olduğunu hissediyordum. Betimlemesi zor bir duygu bu… Kelime, resim ya da müzikle anlatılamayan… Ancak bu duyguya bir kez kapılmış olan herkes bilir ki dış dünyada bir şey durmuş kendisini beklemektedir.

Kendini Önemsemek Üzerine

Şimdi geldiğimiz bu durumda size yeni bir önerim olacak, hiç Kutsal bir kitap okudunuz mu, gerçek bir öğrenmek isteyen olarak ama… Ya da siz hiçbir kitabı bilgilenmek, kendi içinizdeki merak ateşine bir son vermek için okudunuz mu? Ya da bilginin erinç veren duygulanımından yararlanmak için okudunuz mu tutkulu bir merakın yakıcılığına son vermek için okudunuz mu , bir romandan söz gelimi Tutunamayanlar’dan, ya da Yüzyıllık yalnızlıktan, belki Ölü canlardan edindiğiniz duygulanımı takip etmekten hoşlandınız mı, boğazınızda sevinç boğumları duydunuz mu ?

Yani bu kendi varoluşunuzun yine kendi var oluşundan duyduğu hazzı paylaştınız mı, araya kimseler sokmadan ve salt kendi oluşunuzun bir anında buluşup kim bilir belki bekçi Murtaza’yla ya da bir başkasıyla derin bir sızı duydunuz mu ve ardından okkalı bir sövgü çıktımı ağzınızdan ve sizle hiçbir ilgisi yokken , ve durup dururken, sahi sizin hiç ölümünüz oldu mu? Sonsuzlukta çakılı bir ölünüz, Sen Antuan’dan içeri girince sizi karşılaması gibi İsa’nın…

Kişisel Gelişimin Derinliği

Kendi kendimi geliştirmeye çalıştığım tüm çabalarımın ve aldığım kişisel gelişim eğitimlerinin bana öğrettiği bir cümle ile ifade etmek istiyorum kişisel gelişim tanımını:

Bana dayatılan tüm öğretilerden kurtulduktan sonra, içimdeki kendi ben’imi tanıyıp onu gerçekleştirmeyi başarma sürecinin adıdır kişisel gelişim.

Hadi biraz açalım bu tanımı ve gelişimin derinliği nedir, ne olabilir bir bakalım…

Bir anne ve bir babadan doğarız hepimiz. Doğarken aciz bir varlık olduğumuz kabul edilir. Evet, anne sütüne, altımızın temizlenmesine ve pışpışlanmaya ihtiyacımız vardır. Artık nereden ve nasıl geliyorsak; bu dünyaya yabancıyızdır doğarken… Kendi kendimize yemek yiyip, kendi kendimize yürümek için meşakkatli bir sürece ihtiyacımız vardır. Hem bizi doğuran için, hem bizim için geçmek bilmez zor bir süreçtir bu. Tüm hayvan türleri içinde kendi başına yaşayabilmesi için en uzun sürece ihtiyaç duyanlardan birisiyiz biyolojik olarak. Doğarken kendiliğinden bizimle gelen bu acizlik bir süre sonra öğrenilmiş acizliğe dönüşür. Küçüklüğümüzden itibaren yapabildiklerimizden çok yapamadıklarımızı öğreniriz.

02 TEMMUZ 1993 SİVAS MADIMAK KATLİAMI

Sivas Katliamı ya da Madımak Olayı, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilmiş olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin yakılması ve 35 yazar, ozan, düşünür ile iki otel çalışanının yanarak ya da dumandan boğularak hayatlarını kaybetmesi ile sonuçlanan olaylardır.
Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında, aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu pek çok sanatçı ve fikir insanı dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin’in özel davetlisi olarak bu kente geldi. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.
Binlerce kişiden oluşan karşıt grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı. Madımak oteli tutuşturulan perdeler ve alt katta bulunan eşyalarla birlikte yakıldı. Otele sığınmış olan kişilerden, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin’in de bulunduğu 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. İtfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılan Aziz Nesin, merdiven trabzasındaki görevli tarafından darp edilip, merdivenden itfaiye aracı etrafında toplanan azgın kalabalığa doğru itildi. Başından yaralanan Aziz Nesin’i linç girişiminden araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü.
Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi yaşamını yitirdi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.
•
Yargılama
Olaydan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190’a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124’ü hakkında “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla dava açıldı, geri kalanlar serbest bırakıldı. Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994’te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.
Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını “taraflı, hukuka ve adalete aykırı” olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi katliamın “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.
28 Kasım 1997’de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası’nın 146/1 maddesine göre idama ve 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezasına mahkûm edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24 Aralık 1998’de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usül noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usül eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000’de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi.
Sanıkların avukatlığını Refahyol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan üstlendi ve bakanlığı sırasında onları hapishanede ziyaret etti.
Geçen bu zaman zarfı içerisinde sanık sayısı tahliyelerle 33’e düştü. Olayın kilit ismi olarak nitelendirilen, dönemin Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak ve Yargıtay’ın 1997’deki bozma kararından sonra firar eden 8 sanık ise halen yakalanamamıştır.
Sivas Davası İstiklal Mahkemeleri sonrasında, tek bir davada, bu kadar çok idam cezasının verildiği ilk davadır.
Hayatını kaybedenler
• Muhlis Akarsu – 45 yaşında, sanatçı
• Muhibe Akarsu – 35 yaşında, Muhlis Akarsu’nun eşi
• Gülender Akça – 25 yaşında
• Metin Altıok – 52 yaşında, şair, yazar
• Ahmet Alan – 22 yaşında
• Mehmet Atay – 25 yaşında, gazeteci
• Sehergül Ateş – 30 yaşında
• Behçet Aysan – 44 yaşında, şair
• Erdal Ayrancı – 35 yaşında
• Asım Bezirci – 66 yaşında araştırmacı, yazar
• Belkıs Çakır – 18 yaşında
• Serpil Canik – 19 yaşında
• Muammer Çiçek – 26 yaşında, aktör
• Nesimi Çimen – 62 yaşında, şair, sanatçı, üç telli curanın son ustası
• Carina Cuanna – 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
• Serkan Doğan – 19 yaşında
• Hasret Gültekin – 23 yaşında şair, sanatçı
• Murat Güneş,Murat Gündüz – 22 yaşında
• Gülsüm Karababa -22 yaşında
• Uğur Kaynar – 37 yaşında, şair
• Asaf Koçak – 35 yaşında, karikatürist
• Koray Kaya – 12 yaşında
• Menekşe Kaya – 17 yaşında
• Handan Metin – 20 yaşında
• Sait Metin – 23 yaşında
• Huriye Özkan – 22 yaşında
• Yeşim Özkan – 20 yaşında
• Ahmet Öztürk – 21 yaşında
• Ahmet Özyurt – 21 yaşında
• Nurcan Şahin – 18 yaşında
• Özlem Şahin – 17 yaşında
• Asuman Sivri – 16 yaşında
• Yasemin Sivri – 19 yaşında
• Edibe Sulari – 40 yaşında, sanatçı
• İnci Türk – 22 yaşında
• Kenan Yılmaz – 21 yaşında