hayatta iki irademi var

Evren ve yeryüzündeki yaşam atılımlarını ,içkin sebep -sonuç ilişkileri harici ele almak hem tanrıya hem de hayata dair yanlış sonuçlar çıkarılmasına sebebiyet verir , çarpık bir toplum ve birey anlayışı doğar…

içkin neden;tüm kosmosu saran ruh yada enerjinin;her bir maddi süreç içindeki atılım ve durakları ile nihai oluşumunu belirleyen nedendir…. gezegenler;belirli bir yörüngede,belli ilişkiler içinde,konumlarını sarsmadan seyreder ,dönerler… bitkiler keza;her bir çeşit,nihayetinde son aşamasına kadar evre evre kendilerini gerçekleştirirler…. hayvanlar;en ilkelinden,muhakemesi gelişmişine kadar,kendi türlerinin içkin özelliklerini ortaya koyarlar..

okyanuslar,denizler,daglar,atmosfer olayları içkin özelliklerini sebep-sonuç ilişkileri neticesinde yaşam atılımları haline getirirler…. varlıgın ilk ortaya çıkış halinden ,günümüze gelene kadar tüm bulgular enerjinin bilincine ve tek kaynaktan çıktığına işaret etmektedir…. eger farklı enerji kaynakları olsaydı yaşamdan söz edilebilir miydi?

Fidel Castro: YANILMIŞ OLMAYI O KADAR İSTERDİM Kİ

Havana, 25 Haziran 2010 (Prensa Latina)

Yazdığım bu satırlar yarın yani 26 Haziran Cumartesi günü Granma’da yayınlandığından sadece 32 gün sonra imparatorluğa gösterdiğimiz onurlu direniş olan 26 Temmuz gününü kutlayacağız.

İnsanlığın düşmanları her adımlarını ölçüp biçerek atıyorlar. Özellikle aklında sadece kâr hırsı ve hammadde olan, insanlığın ortak değerlerini gözardı eden ABD emperyalizmi.

16 Haziran günkü yazımda şunları yazmışım: “Bu cehennem habercisi gibi gelişmeler Dünya Kupası maçları arasında unutulup gidiyor, kimsenin umurunda olmaksızın.”

Bu önemli spor olayı en çekişmeli aşamasına giriyor. 14 gün boyunca 32 ülkeden futbolcular ilk 16’ya girebilmek için çaba gösterdiler. Şimdi ise çeyrek finale, yarı finale ve finale kalabilmek için mücadele edecekler.

VER Dağında

“Ver kurtul” ile “Vere vere nereye kadar” arasında bir gezinti yapmak geldi içimden.

Bütün bunlar “veren elin alan elden daha kıymetli” olduğu varsayımından çıkmış olabilir. Olmayabilir de.

Yine de sanırım ben bu ikisi arasında eşitlik olduğu bir taşa basıyorum şu an. Herhangi birinin daha kıymetli oluşundan değil, o an gerektiği için birini seçmiş olmaklığın sağlığından emin gibiyim. Neden diye sorduğumda, şu cevabı alıyorum kendimden; gerekeni seçtiğimde verdiğim ya da aldığım bilgisine sahip olamam, sadece gerekeni yapmışlığım vardır orta yerde. Olayla ilgili teferruat, “o an” gibi ortadan silinip gider, bir başka ana geçmişimdir zaten çoktan.

Mesele, iki ayaktan birine daha fazla kıymet biçmekle ilgili. Çünkü kıymet biçtiğimizde, kıymetli olan şeye yakıştırırız kendimizi. Bu da çok normal değil mi? Kendimi severim ve kendime kıymetli olanı uygun görürüm. Bu durumda kıymetli olanı yaptığım sürece kendimi giderek ve çoğunlukla gizlice beğenmeye başlarım. Bu durum zaten tehlikeye kucak açar! Bundan daha kötüsü ise “kıymetli”yi değil de kıymetsizi yapmak durumunda kaldığım zaman ortaya çıkar. Kendine acıma, değersizlik hissi ve bazen bunlara eşlik eden kıskançlık ve haset duyguları giderek bünyede nevrozların yeşermesine sebep olur. Bunlar uygun ortamlarda serpilip gelişmeye başlar. Üstelik bu sadece o kişiyi bağlamaz, onlardan yakın çevrelerine, ait oldukları topluluklara ve toplumlara bulaşır! Salgın hastalık gibi yayılır bu illet.

KARA DELİKLERİ “GÖZLEMEK”

Kara delik sözünü ilk duyduğumda açıkçası çok korkutucu gelmişti. Aklıma ilk gelen, uzayda çevresindeki her şeyi yutarak gitgide büyüyen dev bir nesneydi. Bu kara delik o kadar büyüyecekti ki kaçınılmaz olarak bir gün Dünya’yı da yutacaktı. Şimdi biliyorum ki bu korkum çok yersiz. Her ne kadar evrende çevresindeki yıldızları yutan kara delikler mevcutsa da, bunların sayısı ve etki alanı çok sınırlı.

En basit tanımıyla kara delikler yüzeyinden ışığın bile kaçamadığı yerçekimi kuvvetine sahip nesneler. Genelde tüm özelliklerini anlatmak için Einstein’ın genel görelilik kuramına ihtiyacımız olsa da, basit özelliklerini anlamak için liseden bildiğimiz Newton kanunları yeterli. Kara deliklerde madde o kadar küçük bir alana hapsediliyor ki, yüzeyinden kaçmak için gereken hız, ışık hızını (saniyede 300,000 km) geçiyor. Sonuç olarak ışık dahi kara delikten kaçamıyor, bükülerek yüzeye geri dönüyor. Öyleyse bir kara delik oluşturmak için gereken, başlangıçtaki kütleyi sıkıştırarak hacmini yeterince küçültmek. Aşağıdaki Tablo bize astronomideki tipik kütlelerin kara delik haline gelmesi için sıkıştırılması gereken büyüklükleri veriyor.

Spiral

Tereyağında cazırdayan spiritüalite

Yanmış şeker kokusu buram buram

Haziran sonunda şakırdayan yağmur

Ağaçlar mesut, çayırlar güleç

Bilinç kuantumla olmuş ocakta güveç

Yakınlaşan gezegenlerden bir rüzgâr

Pir rüzgâr

Bulutların ardında hınzırca

Gülümseyen güneş

Dağlarda bir hazırlık

Bir telaş

Güve kelebekleri çağırıyor: eş eş

Yaz ortası gök gürültüleri

Karışıyor mide gurultularına

Zayıflayalım güzelleşelim çocuklar

Meydanlarda güç tellalları

Ayağımız açıkta yorgan

Buzdolabında

Döne döne fırıldaklar çıngırdaklar

Bilginin ipliği çıkmakta pazara

Tarifi bırak el kararı yap

Ninene sor olmazsa dedene

Uğraşma sigarayla ıvır zıvırla

Gelirse elinden rest çekesin TiViye