Harika bir kitap okuyorum; Milton Erickson’un öykülerle tedavisini anlatıyor. Okudukça hayretten hayrete düşüyorum (kendimden izler bulduğum için galiba). Uzun süre önce rahmetli olmuş olan Erickson, zorunluluktan oluşturduğu gözlem yeteneğini (Küçükken çocuk felci geçirip ölümü beklenirken, uzun yıllar sadece gözlerini hareket ettirebildiğinden, sadece gözlem yapabilmiş) sonraları gayet eril biçimde sistemleştirebilmiş ve bunu binlerce hastayı şifalandırmak ve bir o kadar da meslektaşını eğitmek için kullanabilmiş olması övgüye layık değil mi?
İster istemez doğuştan gelen hastalığımı ve her hafta ölmek üzere evden götürülüşümü ve ölemeyip geri getirilişimi hatırlamamak olası değildi tabi. Yarım asır civarında tekrarlanan bu hastalık döngüleri, insanı gerçekten de gözlem yapmaya ve düşünmeye itiyor. Belki de söylenildiği gibi hayatı yaşamaktan alıkonulursan filozof oluyorsun (ben bu ünlü sözü biraz değiştirdim). Bu bir erdem değil mecburiyet 🙂