Hayat güzel, gerçek ya da sanal farketmez.

Harika bir kitap okuyorum; Milton Erickson’un öykülerle tedavisini anlatıyor. Okudukça hayretten hayrete düşüyorum (kendimden izler bulduğum için galiba). Uzun süre önce rahmetli olmuş olan Erickson, zorunluluktan oluşturduğu gözlem yeteneğini (Küçükken çocuk felci geçirip ölümü beklenirken, uzun yıllar sadece gözlerini hareket ettirebildiğinden, sadece gözlem yapabilmiş) sonraları gayet eril biçimde sistemleştirebilmiş ve bunu binlerce hastayı şifalandırmak ve bir o kadar da meslektaşını eğitmek için kullanabilmiş olması övgüye layık değil mi? 

İster istemez doğuştan gelen hastalığımı ve her hafta ölmek üzere evden götürülüşümü ve ölemeyip geri getirilişimi hatırlamamak olası değildi tabi. Yarım asır civarında tekrarlanan bu hastalık döngüleri, insanı gerçekten de gözlem yapmaya ve düşünmeye itiyor. Belki de söylenildiği gibi hayatı yaşamaktan alıkonulursan filozof oluyorsun (ben bu ünlü sözü biraz  değiştirdim). Bu bir erdem değil mecburiyet 🙂

Wicca Bayramları

Rüya taşından sonra bir de bu eksik kalmasın diye yazayım dedim 🙂

SAMHAIN
Ekim 31, önemli olmasının birçok nedeni var. Kelt Yeni yılının arifesi ve Kışın ilk günüdür. Aynı zamanda Irlanda Keltlerinin lisanında Ekim ayına verilen isimdir. Bu önemli bayram gününde söylendiğine göre Maddi ve Spiritüel Dünyalar arasındaki örtünün en ince olduğu gündür, ve ne insan ne de ruh geçiş yapmak için herhangi bir büyüye veya şifreye gerek duymaz. Sevdiklerimizin ruhları ısınmak ve yaşayan akrabaları ile sohbet etmek için Samhain ateşleri etrafında toplanır.

YULE
Aralık 21 veya 22, Kış Gün Dönümüdür, cadılar yılın en karanlık ve en uzun gününü kutlarlar. Bu günde Tanrının dünyamıza ışığı ve sıcaklığı geri getirmek için tekrar doğduğu hatırlanır.

IMBOLG
Şubat 2, “Candlemas” olarak da bilinir. Bu en büyük bayram günü yılın canlandığı ve Baharın ilk heyecanlarının başladığı gündür. Işığın dünyaya döndüğünü vurgulayan Ateş festivalidir. Tanrıçanın üç evresi kutlanır; Bakire, Anne ve İhtiyar Kadın (veya Büyü, Olgunluk ve Bilgelik)

Yanlışta ısrar

İnsan ustalardan çok şey öğreniyor. Az önce benim çatı ustasına çay götürdüğümde ikimizin de tanıdığı tesisatçı H’den konu açıldı. Ben H’nin hem bana hem de müteahhit M’ye milyarlarca zarar verdiği halde sanki İstanbuldaki tek tesisatçı oymuş gibi hala onunla devam edildiğine çok şaştığımı söyledim. O. Usta fazla konuşkan biri değil, başını kaldırıp şu kısa cevabı verdi: Çünkü gel dediğinde geliyor git dediğinde gidiyor!

Ne kadar çarpıcı bir yanıt değil mi?

Tesisatçı H’yi görseniz sizde seversiniz, her zaman gülen saf yüzü ve alçak perdeden yumuşak konuşması ile ve gerçekten de gel dediğinde hemen koşup gelmesi ile tanınır. Her gelişinin başka bir yanlışa ve tomarla para/zamana mal oluyor olması sanki her daim unutulan bir şaka gibidir!

Yedinci yıl

Oyun Kuramı’nın yedinci yılına girmişiz. Bana sanki çok daha uzunmuş gibi geliyor. Bu yıllar içinde bi kaç kez o satırları daha anlaşılabilir hale getirmek gerektiğini düşündüm ama sadece düşündüm. Bunun için gereken motivasyonu bulamadım.. Sihirli bi el omzuma dokunup “işte şimdi sırası” demedi.

Bugün evimde köklü bir tadilat başladı, bikaç senedir akılda olan ve yine yukardaki sebeple öyle yüzer gezer bekleyen bir iş. Umarım kolayca hallolur. Ve ben sessiz sedasız ortalarda gezinirken (ustalardan talimat gelir diye hazır nazır beklemekteyim) birden oyun kuramına neden açıklamalar getiremediğimi anladım. O zaten bendim altı tam bitmiş yıl önceki ben. İnsan kendi hakkında (aynaya bakmaksızın) nasıl açıklama yapabilirdi ki?

Şimdi, yedinci yılın içinde kendimi ona yabancılaşmış hissediyorum. Sanırım artık başka bir yapılanma içindeyim. İnşaat ne zaman biterse ben de o zaman yeni bir gözlükle bakabilmeye başlayacağım. Geçen bu yıllar zarfında yüreğimi kıpırdatan şeylerle ilgilendim, değilse parmağımı bile oynatmak gelmedi içimden. Giderek daha az mantık kullanan biri oluyorum galiba. Bu halim denizin altında sürüklenen bir mayını andırıyor.