Annemiz ve Plasenta

Bugün anneler günü, telefonlar çalıyor (Allah yokluğunu vermesin derler), şimdi büyük bi ağacın altında oturuyorum ve yağmur yağıyor, sıcak yaz yağmuru, ağaç şimdilik beni koruyor 🙂

Az sonra köy pazarına gideceğim, haftalık sebze meyve almaya.
Kendimi çok tuhaf hissediyorum. Günlerimi salıncakta geçirdiğimden olabilir mi bilemiyorum, rüya aleminde gibiyim. Okuduğum şeylerin de etkisi olabilir ama, ağaç arkadaşlarımın daha bi etkisi var sanki 🙂

Doğanın sesleri, kokuları çok güzel, dinlendirici, sanki başka bi aleme çekip götürüyor insanı. Uykulu bir mest olma hali 🙂 Sanki baldan bi bataklık gibi çektikçe çekiyor içine. Zaten bu bahçede her zaman bir sihir bulmuşumdur (Sırıtkan Kırmızı Ay’ın kaybolan bahçesi!), bi çeşit plasenta gibi 🙂 Doğa annem ile benim aramda yeterli büyükte bir kese.

His Dark Materials trilogy- Philip Pullman

Bitmesin bitmesin diye içimden mızıldanırken yine de Witch’s dreem dün bitti. Böylece yanımda getirdiğim ikinci kitaba başladım; American Gods… Bir yandan okuyup bir yandan da eyvah bu kitap ne kadar kalın olsa da bana yetmeyecek bu seyahatin sonuna kadar diyordum.
Diyordum ki, salıncağımın yanından geçmekte olan onyedi yaşındaki arkadaşım Adam Sinan aniden durdu ve bana eğer istersem bir kitap daha doğrusu bi üçleme önerebileceğini söyledi. İngilizce mi ama dedim, evet dedi. Hımmm bi bakayım o zaman dedim biraz ümitsizce (ve bunu belli etmemeyi umarak). Adam otuz saniye içinde kitapları bulup getirdi.

His Dark Materials trilogy- Philip Pullman
Hemen ilk kitaba başladım, Northern Lights. İlk on sayfaya geldiğimde şaşkınlık içindeydim, kırk sayfaya varınca artık dayanamadım, bu bir tesadüf olmaktan öteydi. Hemen yazarını araştırdım ve fantastik dalında birbaşka dahi ile daha (Neil Gaiman’dan sonra) tanışmakta olduğumu anldım.  Zaten okuduğum ilk kırk sayfa bunun kanıtı olmuştu bana. Müthiş bir konu, harika sade bir anlatım. Yine birçok sembolle karşı karşıyayız. İşin ilginci Witch’s dream ile venezuella büyü dünyasına dahil olmuştum boyluboyunca, bu kez İngiltere fantastik büyü dünyasına konuk oluyorum.

Bu gece Hıdırellez

Dileklerimizi gözden geçirmek, gönlümüzden geçen şeyleri dilemek için uygun ve  anlamlı bir gece.

Aşağıdaki “Yeni dünyada olmasını istediklerimiz” başlığındaki liste, kamuya açık mekanlarda tamamen farklı kişilerce oluşturulmuştur. Siz de hemen yakında geçmekte olduğumuz YENİ DÜNYA’da olmasını istediğiniz herhangi birşeyi (öncekilerle çelişmeyen ve dilbilgisi anlamında olumsuzlama içermeyecek şekilde) hemen ekleyin, dünyamız sizinle daha zengin olacak.

 1.Kuşlar gibi aracısız uçmak istiyoruz

  1. Hem gerçek hem de metaforik anlamları ile duvarlardan rahatça geçebilmek istiyoruz.

  2. Telepatik iletişim güçlensin ve birincil iletişim halini alsın.

  3. Sezgi gücümüz ve onu kaale alışımız artsın.

The Witch’s Dream

Henüz Türkçeye çevrilmemiş olan bu kitabında Florinda Donner, Curmina’daki büyücü Mercedes Peralta yanında çıraklık yapıyor. Yörenin kültürü bu konulara tam olarak aşina zaten, insanların günlük hayatı içinde yer alıyor bu kavramlar.
Dikkatimi çeken ilk husus, Florinda’nın ilk kitabı Being-in-Dreaming (Rüyacı olarak çevrildi)deki kişiliği ile bu kitaptaki kişiliği arasında en ufak bir benzerlik yok. İki kitap adeta iki farklı kişi tarafından yazılmış gibi!
Bir yazar ve iyi bir okuyucu olarak bunu doğru anladığımı sanıyorum. Üç sene arayla yazıldığını sandığım iki kitaptaki Florinda’ların birbirlerinden bunca kopuk olmaları bana normal gelmedi. Şüphesiz Florinda, Don Juan gurubuna kabul edilip orada ciddi bir ilk eğitim almıştı ama, bunun bu kadar kısa zamanda bir insanı başka bi insan haline dönüştürdüğünü varsaymak zor.

Dört Ay, Dört Kadın

Son dört ayda beni sevindiren Kıryamalı dört kadından ilki Deniz olmuştu. Biliyorsunuz çocuklara Go oyununu tanıtmak sevdirmek amaçlı sekiz haftalık bir eğitim projesi yürürlüğe koyduve sanırım şu sıralar sona yaklaşmıştır. Bizleri yeniden sevindirmek için bir satır da olsa bilgilendirmediği için (Deniiiiizzzz… Duyuyorsan boy ver!) kesin konuşamıyorum.

İkincisi Karamürsel’den, gerçekten yürekli, çalışkan, zeki bir yama, adı Sevgi Yüreklik. Olağan üstü bir hayali vardı: Yeryüzü ile dost, kendine yeterli, sanat, bilim ve bilimum yaratıcı çalışmaları içerisinde toplayan komünal bir yaşam kurmak. Bu hayalini gerçekleştirmek adına annesinden borç para alıp Karamürsel’e yakın bir dağda arazi satın aldı. Hayalini projelendirdi ve insanlara sundu. Birçok kişinin sevgi ilgi ve onayına mazhar olan proje, yani artık adıyla sanıyla Yurt Köyü, bu ay itibariyle dernekleşti, fiziki ve sanal alt yapı çalışmaları başladı. En kısa zamanda ilk meyvelerini sunacak. Dün İstanbul gurubu toplantısına katıldım, Sevgi’yi kalbim sevgiyle titreyerek dinledim, heyecanına katıldım ve artık elimden ne gelirse projeyi desteklemek üzere bilendim Ona da bir kaç kez üyesi olduğu Kırkyama’ya faaliyetler ile ilgili bilgilendirme yap çağrısı yaptıysam da (Sevgiiiiii… Duyuyorsan boy ver!) korkunç iş temposu içinde kayboldu gitti.