Haydi GO Öğrenmeye…

Proje Kısa Adı ve no:
GO WORKSHOP

4000 Yıllık Bir Oyun İle Zeka Geliştirirken Eğlenmek!

Proje Açık Adı:
Bir Çocuğun Doğuştan Gelen Kabiliyetlerini Geliştirmek İçin En İyi Yol: Go Oynamak

Tanım ve Amaç:
GO oynamanın çocuğa vereceği en önemli becerilerden biri çocuğun yoğunlaşabilmesini sağlamaktır.

Oynamaktan zevk alacakları bu oyun ile, çocuklar akıllarındaki çeşitli olasılıkların tahtada nasıl gözükeceğini, bunları akılda tutarak doğuracağı sonuçları çözümlemeyi öğreniyor.

Go’nun en önemli özelliği oynanırken hem hisleri hem de analitik kabiliyetleri ortaya koyma gerekliliğidir.

Go oynamak beynin her iki yarısını da kullanmaya zorlayarak hem mantık hem de yaratıcı taraf geliştirilmiş olur.

Empati ve Ayna Nöronlar

“Beni yargılamadan önce, benim makosenlerimle dolaşmalısın!”

Empatinin tarifini bilgece yapan bir Kızılderili söylemi bu…

Duygusal ve sosyal zekânın en önemli bileşenlerinden birisi olan empatinin sözlük anlamına baktığımızda; kendimizi bir diğer kişinin yerine koyup, onun gibi hissedebilmek ve düşünebilmek olarak tariflenir. Latince’deki “iç, içine, içinde” anlamına gelen “em” ön eki ile Grekçe’deki “duygu, acı, ıstırap, algılama” anlamına gelen “patheia” sözcüğünden türetilmiştir.

Empatinin üç önemli aşaması vardır, önce gözlemleme sonucunda “o”nun gibi bakabilmek, sonra “o”nun gibi hissetmek ve düşünebilmek, son olarak da “o”na bunu ifade edebilmek…

Empati kurmak, ilişkileri oluşturmakta ve doğru sosyalleşmede doğru kullanılması gereken önemli bir özelliktir. Doğru dozda empati sahibi olmak, hem özel, hem sosyal, hem iş ilişkilerinde başarıyı sağlayan faktörlerden birisidir. Genellikle anlaşmazlıklar esnasında dile getirilen klasik bir cümle vardır: ” Beni anlamıyor, algılamıyorsun” Bu cümlenin söylenişiyle biten ya da çıkmaza giren pek çok ilişki vardır. Karşılıklı sevgi ve uzlaşma isteği olmasına rağmen ortada bir anlayamama problemi mevcuttur. Bu anlayamama ve algılayamama sorununun temelinde yatan eksiklik empatinin doğru kullanılmamasıdır aslında… Ya kolayına kaçar ve sadece kendi gözlüğümüzden bakmayı seçeriz, ya da empati kurmayı gerçekten bilmeyiz.

Rumelihisarı efsaneleri

İstanbul’un fethi bin yıllık Doğu Roma İmparatorluğu’nun da sonu olmuş, bir çağ kapanıp bir yenisi açılmıştı. Tarihin bu çok önemli olayı, elbette ki efsanelere de konu olmuştu…

Yedinci Osmanlı padişahı Sultan II. Mehmet, büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in yapmak istediği, ancak 1402 Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilmesiyle başaramadığı bir işin üstesinden gelmek ister. İstanbul’u fethetmek… Bu amaçla, Yıldırım Bayezid’in Boğaz’ın Anadolu yakasında yaptırdığı Güzelce Hisar’ın, yani bugünkü adıyla Anadoluhisarı semtinin (Editörün notu: Semtin adını bileşik, kalenin adını ise tarihi gerekçelerle ayrı yazmayı tercih ettik) karşı kıyısına bir hisar da kendisi yaptırtmak ister. Ama Boğaz’ın o yakası Türklerin elinde değildir o tarihlerde. Ayrıca, Bizans ile görünüşte de olsa iyi komşuluk ilişkileri sürmektedir o yıllarda.

Suyun Renk ile Dansı: Reng-i Su

(Burhan Ersan’ın Sonsuz Yolculuk Ebrusu)

Bin bir parıltının aynası olan Anadolu’nun; keşfedilmemiş köşelerindeki güzelliklerin, insan ruhuyla birleşip, değişik materyallere yansımalarıyla yaratılmış, kendine has sanat ve zanaatların ülkesidir Türkiye. Özgün ve eski ruhların her an yeni enerjiyle hem bütünleştiği, hem savaştığı ve her an kendini sonsuza tekrar doğuran bir toprağın resimleri gibidir Anadolu’da sanat…

Seramik, çini, hat, basma, yemeni, çömlek, minyatür, sedef, oyma, halı gibi dünyada eşi olmayan birçok sanat-zanaat örneğinin modern çağdaki çabukçuluk ve kolaycılık ilkelerine ters düşmesi nedeniyle kaybolmaya yüz tutmasını, binlerce yılda harmanlanmış sanat kültürünün son izlerinin de yok olmasını izlemek iç acıtıcı ne yazık ki. Ebru sanatı da; dünyada bizim adımızla tanınan, (Türk kâğıdı) Avrupa’dan yüzlerce yıl öncesinde sanatta soyutluğu Anadolu’da yaşatan eski bir Türk sanatıdır.

Süleymaniye Camii ‘nin harcı

İstanbul’un Haliç yamaçlarının üzerinde ve üçüncü tepesinde yer alan muhteşem bir külliyedir Süleymaniye Camii. Boğaziçi girişinden bakıldığında, caminin sadece eşsiz silueti bile insanı büyülemeye yeter. Süleymaniye’nin yapım aşaması bütünüyle görkemli bir efsanedir.

süleymaniye camii

Bunlardan en ilginç olanını aktarıyoruz. Mimar Sinan, Süleymaniye Külliyesi’nin temelini attıktan sonra, bu temelin oturması ve sağlamlaşması için inşaatı durdurmuş ve bir yıl kadar beklemiş. İnşaatın ekonomik nedenlerden dolayı durduğu yolunda duyum alan ve Osmanlı ile her alanda yarış içinde olan Safevi şahı Tahmasb, fırsat bu fırsat diyerek Kanuni Sultan Süleyman’ı utandırmak istemiş ve padişaha inşaat tamamlansın diye bir sandık dolusu mücevher göndermiş. Ancak rivayet olunur ki, buna çok sinirlenen Sultan, mimarbaşı Sinan’a gereğinin yapılmasını buyurmuş ve büyük usta da bu eşsiz hazineyi, Safevi elçisinin gözü önünde, bir dibekte dövdürüp toz haline getirterek Süleymaniye’nin inşaat harcına katıvermiş…