Körler ülkesinin karşısına kurulan kent

Kentin kuruluşu üzerine rivayet muhtelif. En ünlüsü ve bilineni Megaralı göçmenlerinin yolculuğu. Bir de Evliya Çelebi’nin anlattığı var ki, tadına doyum olmuyor…

Efsaneye göre, Koressa’nın oğlu, Yunanistan’ın Megara kentinden genç Byzas, yandaşlarıyla birlikte, bölgedeki baskılardan kurtulmak, yeni bir kent kurmak ve özgürlüğünü ilan etmek için yola çıktı. Her şey iyiydi de, kent nerede kurulacaktı? O çağda, bilinmeyenleri bilinir kılan birisine, Delfoi kentindeki kâhine danıştı genç adam. Delfoi kâhini gideceği yeri tarif etti; “Kentini kuracağın yer, körler ülkesinin tam karşısında olacak.” Byzas yola çıktı, aradı taradı, körler ülkesi diye bir yer yoktu. Sonunda, mola verdikleri bir deniz kıyısında, karşı sahile baktı ve bağırdı: “Bu insanlar kör mü, burası varken orada oturulur mu?”. Delfoi kâhinini hatırladı genç adam; “Körler ülkesinin karşısında kuracaksın kentini.” Körler ülkesi, günümüzün Kadıköy’üdür!

Kazanma Hırsı

Kazanmak ne güzeldir değil mi? Her zaman kazanmak… Ne olursa olsun kazanmak…

Kazanmanın tadı, kolay vazgeçilmeyen bir hazdır.

Küçük büyük, önemli önemsiz, kazanmamızı sağlayan hiçbir şeyden vazgeçmek istemeyiz. Doğamız buna göre programlanmıştır ve her birey farklı konularda ve dozda kazanma hırsı taşır içinde. Başarının ve kazanmanın en önemli kriterlerinden birisidir hırslı olmak. Her türlü donanıma sahip olabilirsiniz ama bu donanımları değerlendirip, başarıya çevirmeye yeterince hırsınız yoksa yerinizde sayar durursunuz.

Eksikliğinde başarısızlığa neden olabilecek bu duygu; şiddet dozu ayarlanmadığında ise, kısa dönemde çevrenizdekilere, uzun dönemde de kendinize zarar verir.

Hırsın artık muhterisliğe vardığı noktada, kendi kendini kontrol iyice zorlaşır. O hazzın kadehinden gereğinden fazla içip, artık başınız dönmeye başlamışsa, insan olmak adına tehlike çanları çalmaya başlamıştır.

Eski/Yeni Dünya -7

avrupa-nin-vahsi-mucizeleri-fotograf-yarisma-vahsi-doga-1150994Gelelim bu işlerin sanal bellek ve Yeni Dünya ile ilişkisine.

Sanırım “zihin”, insanın alt merkezlerden üst merkezlere geçiş yapabilmesini sağlamak üzere bir geçiş aracı olarak tasarlanmıştı. Sadece alt merkezlerle çalışan insan, içgüdüleri vasıtasıyla yapıp eden olduğuna göre, böyle devam etmek onda bir gelişme (en azından mühimsenecek oranda) ortaya çıkaramayacaktı. Kişiye “ne yapmakta” olduğunu göreceği bir ekran gerekiyordu. Tıpkı videoya alma ve onu TV ekranında izleme diyebiliriz bu işleve. İnsanın gerçekte ne yaptığını anlayabilmesi için yaşadığı sahneleri farklı zamanlarda tekrar tekrar gözden geçirmesi son derece yararlı. Bu işlem örneğin Castaneda öğretisinde “özetleme” başlığı altında ele alınmış ve önemi de yeterince vurgulanmıştır.

H.Z AİŞE MASALI !!!!

hz.aişe masalı (yalanı)
Sahih olduğu kabul edilen hadislerde Peygamberimizin hz. Aişe ile 6 yaşında evlendiği ama 9 yaşında gerdeğe girdiği yazar. bu Buharide ve Müslümde ve bir kaç hadisçide yazılıdır güya bunlar 7 şahit getiren yazıcılardır. Günüzmüzde düşünün 50 yaşında bir adam 9 yaşında kızla ilişkiye girse ne olur ? Belki linç edilir ve kanunen de büyük suçtur ve gerçekten çok cezalar alır. Biz bu hadisleri inanırsak ne olur: Peygamberimizi sapık ve Allahıda bu sapıklığa izin vermiş bir yaratıcı olarak kabul etmiş olmazmıyız ?

Hz. muhammedin ölümünden 200 sene sonra yaşamış buhari ve müslim bunları nerden biliyor. peygamberimiz ise aişe 9 yaşına girdiğinde onla ilşkiye girdim diye yanındakilere bildirmişmi yani ? peygamberimiz 9 yaşında aişe ile cinsellik yaşadığını o 7 şahidemi anlatmış ? dünya üzerinde kim anlatır ben karımı küçük yaşta aldımda eh 9 yaşına gelice kızlığını bozdum diye. bu akıl almaz yalana nasıl inandığınızı ve bu hadislerin bile diyanetin sahih olarak kütüphanesinde durmasına dayanamıyorum. Bakın hz. muhammede dair resimler yok neden oysa aynı dönem yaşamış hz. alinin resimleri yokmu günümüze gelen ? hz. muhammedin ölümü ve aradan geçen 200 yılda ne olmuşta herşey gizli kalmış?? nedeni şu: