TAŞYÜREK

Bir varmııış, bir çokmuş…Zamanın mekanı yokmuş, hiç durmadan ve sevgiyi duymadan koşuyormuş..

Derken sonsuzluğun bir yerinde, yürek denizinin içinde, birdenbire bir çift yürek oluşmuş. Zamanın hiç durmadığı ve sevgiyi duymadığı yokluklar alemi; o yüreklere bakıp şaşırtıcı bir kıskançlık duymuş ve ne yapmış etmiş, sonunda o yürekleri birbirinden ayırmış.. Yüreklerden birini minik bir taşa dönüştürmüş ve yürek denizinin en dibinde binlerce yıl bekleyeceği köşeye savurmuş.

Sular ve yıllar üzerinden geçip gitmiş, sevginin sıcak eli, minik taş yüreğe uzun süre hiç değmemiş.. Derken bir gün, kristal köşeli süslü şişede bir mesaj gelmiş.. köşesiyle minik yüreğe dokunmuş ve;

Topluma Sahip Çıkma Ve Koruma Görevi

Sn. Prof. Dr. İsmet Gedik’in bayram mesajından alıntı

….Hayatın müsveddesi yoktur. Hayatımızı ya doğru-dürüst yaşarız, ya da heba ederiz. Gelecek nesillerimiz olan çocuklarımızın, hayatı gerçeğe uygun şekilde yaşayabilmeleri için onlara bırakacağımız en önemli miras, mal-mülk değil, doğadaki oluşum ve gelişim sistemini doğadaki doğal kayıtlarda nasıl ise, o şekilde kayıt altına almak ve hiç çarpıtmadan onlara aktarmak olmalıdır. Çünkü bizlerin bedenlerini oluşturan hücreler de milyarlarca yıldır bu yöntemi uygulamışlar ve genetik bilgiler olarak gelecek nesillere sadece ve sadece doğada nelere bağlı olarak nelerin nasıl yapılması gerektiği gibi değişim-dönüşüm sistemi bilgilerini aktara gelmişlerdir. Bizler, hücrelerimizin birbirlerine bıraktıkları bu önemli bilgilerin bir ürünüyüz.

Cadılar ve Cadalozlar

 

Cadı denen o acaip kadınla çocukluk yıllarında tanışılır. Çocukken öğrendiğimiz, kafamızda canlanan bir çok kavram ve görüntü erişkinliğe ulaşınca değişse de, cadı figürü, 6 yaşında onu nasıl algılıyorsak 60 yaşında da aynı kalır.
Çirkin, koca burunlu, kabarık saçlı, buruşuk suratlı uzun siyah bir şapka takan, kazanında kurbağa bacağı gibi tiksindirici malzemelerden kötü kokulu iksirler yapan, bir kocakarı. Bu imaj, nispeten daha sempatik. Tarihin sayfalarını biraz geriye çevirip Orta Çağ’dan kalma tasvirlere baktığımızda renkli televizyonun ekranı, masal kitabının sayfası yerini kasvetli ve
karanlık bir odada, görmeye çalıştığımız sahnelere bırakır. Bilinçdışından bilinç altına doğru bir yolculukla kanımızın çekildiğini hissederiz. Çünkü orada kötülük vardır, gece vardır, bilinmeyen sesler, ormandan geçen karaltılar, erkeklerin rüyalarına girip hamile kalan kadınlar, direğe bağlanıp yakılanlar vardır.

Farkindalik

“Bir gün New-York’ta bir grup is arkadasi, yemek molasinda disariya çikar.

Gruptan biri, Kizilderili’dir.

Yolda yürürken insan kalabaligi, siren sesleri, yoldaki is

makinelerinin çikardigi gürültü ve korna sesleri arasinda ilerlerken,

Kizilderili,kulagina circir böcegi sesinin geldigini söyleyerek circir
aramaya baslar.

Arkadaslari, bu kadar gürültünün arasinda bu sesi duyamayacagini,

kendisinin öyle zannettigini söyleyip yollarina devam eder.

Aralarindan bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder.

Kizilderili, yolun karsi tarafina dogru yürür, arkadasi da onu takip eder.

Binalarin arasindaki bir tutam yesilligin arasinda gerçekten bir circir

böcegi bulurlar.

Arkadasi, Kizilderili’ye: “Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasil

Jane Austen Kitap Kulübü

Az önce seyrettim… Kadınların ve erkeklerin tarihine yıldırım hızıyla göz atmak bu olsa gerek.

Sahne şöyle başlıyor: Parise hiç gitmediği için utanç duyan genç ve güzel fransızca öğretmeni, kocasının Paris’e yapacağı iş seyahatine davet edildiği için mutluluktan uçarak, paris kitapları satın alıyor ve  gözleri zevk ve heyecandan çakmak çakmak halde, kocası ile bir barda buluşmaya gidiyor. Kocası barın üstünde asılı bir TV deen basketbol maçı izlerken dalgın şekilde karısına bi yanak veriyor ve heycanla patronunun kendisini falanca basketbol takımının bişeylerini incelemeye gönderdiğini söylüyor. Peki ya Paris diyor kadın burularak,  Anneni çağırırız on gün sende kalır diyor adam, annemle on gün mü?! diye adeta hıçkırıyor kadın ve kitaplarını alıp kapıdan çıkıp gidiyor, adam onun arkasından şöyle diyor: “ne yaptım ki şimdi ben?! barmen barın iç kısmında sessizce kıvranıyor, adam ona bakarak kollarıyla geniş bir çaresizlik işareti yaparken: “Bi şeyleri hep yanlış yapıyorum!” sonra ilave ediyor “üstelik neyi yanlış yaptığımı da bilmiyorum!